Her şairin bir gülle bahtiyar olduğunu Bir sana bir göklere baktığım gün hatırla Gönlümün kahrın ile ihtiyar olduğunu Sigaramı sessizce yaktığım gün hatırla
dururum Pencerelerinden metropol kokusunun değil toprak ve ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan insana göre bir oda bir takım takımların değil insanın kiralayacağı bir oda eşyaların değil insanın olacağı eşyaların değil insanın yaşayacağı bir oda durur beklerim orada dağ başlarında, kalabalıklarda, haksızlıklarda koparılıp soldurulan bir çiçekte, elektrikli araçlarda ciddi parasızlıklardamaddi manevi işkencelerde telefonla kız tavlayangencin neşesinde, parfümünde durur beklerim orada bunalım geçiren çok iyi bir insan serbest hanımların gecelerinde içip içip yatmaların arefesinde, ertesinde balkonsuz ve manzarasız sosyal konutlarda çocukları ve insanları sevdiklerini sanan sanatçı kardeşlerimin sanatlarında güreşçi develere benzeyen meşhur adamların aksesuarlarında durur beklerim orada kar yağışını seyrederken kıyıya vuran küçük köpüksüz bir dalgada durur beklerim orada nesli tükenmiş zanaatlarda ve zanaatkarlarda apartmanlar arasına sıkıştırılmış çocuk ve araba parklarında her sınıf vatandaşın iç ve dış piyasaya karşı giriştiği büyük milli ama normal taarruzlarda benden sonrakinin benden önce dolmuşa binme çağdaşlığında durur beklerim doğum günü, sünnet evlenme kayıp ve ölüm ilanlarında içki müzik ortamlarında doğan ve çok kısa süren maceralarda taşıma sularda havacıvalarla sürüp giden evliliklerin karmaşasında paralarda bankalarda, kasalarda altınlarda hesaplarda kitaplarda durur beklerim oralarını buralarını, kesif zevk veren uzuvlarını yoran mevzun ve atletik vücutlarını yoran ama kafalarını yormayan eskaza yorarlarsa sıkılanların kibarlıklarında kişilik makyajlarında ve yüzlerindeki makyajlarda durur beklerim yetinenlerin dangalaklığında yağmurun altında, bahar dalında dururum huzuru sükunu yurt dışında bulan vatandaşlarla ünlü ünsüz sanatçılarımızın ortak kaygılarında bazı bilimsellerin karışık kafalarında sakallarında batıya hayranlıklarında olay genelde yani şey gibi oldu tamam mı ve benzeri sözcüklerle her şeyi anlatabilenlerin konuşmalarında yeme içme mal mülk üst baş konularındaki modalarla donatılmış mamür ve müreffehama biraz yabancılaşmaların ömründe dururum bilumum avantajlarda, fırsatlarda tezgahlarda kiminle neden evlendiğini çok iyi bilen kiminle neden evleneceğini çok iyi hesap etmiş olanların ebedii saadet tablolarında on sekiz yaşını doldurmuşlukların özgürlüklerin başı bozukların bütün aşılarını yaptırmış, haplarını almışların rüştlerinde erkeklerin yemek kadınların görüşme tekliflerinde dururum çok iyi hazırlanmış sofralarda nefislerde harikalarda çok zevklilerde artık korkusuzca gidebiliriz her yere ne iyi oldu ne iyi eğlendik çok keyifliyim bu gece diyenlerin ve mutluluk durumu olanların boşa giden sesinde dururum günümüz insanının haz ve lezzet altı, hurdahış oluşunda dururum kumların üstünde ve güneşin altında değil ağaç yada çardak altında öküz gibi saatlerce tahta bir masada rakı içip keyif çatan sağlıklıların gittikçe azalan beyin kıvrımlarında dururum işte önemli değil yeter yukarıdaki oda
gitme ey gerdanlığı inci ve mercan olan ölümlü vakitlerde hayatıma can olan masiva denizinde kalanların feneri ayrılığı intihar, aşkı imtihan olan. Nurullah GENÇ
ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? pervane olan kendini gizler mi alevden; sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...
ben sana hep üşüyordum, çünkü kıştım. nakıştım, bakıştım. inkar etmiyorum da bunu, seni sevmek gibi büyük işlere kalkıştım. ve lütfen inkar etme; sana en çok ben yakıştım.
Neydi insanı bu denli dipsiz kuyulara baktırıp, sonra da apansız gökyüzünde uçan martının kanadında kör karanlıktan semaya kanat açtıran?.. seher vakti durup dururken ağlatan, ardından mavi ışıkla kıvrılan dudak kıvrımlarının sebebi? Yaşamak oysa sevmekti; önce kendini… yaşamak her şeye rağmen gülebilmekti. Nazımın dediği gibi; Ata kızı
YASAMAK SAKAYA GELMEZ, BÜYÜK BİR CİDDİYETLE YASAYACAKSIN BİR SİNCAP GİBİ MESELA, YANI, YASAMIN DIŞINDA VE ÖTESİNDE HİÇBİR ŞEY BEKLEMEDEN YANI, BÜTÜN İŞİN GÜCÜN YASAMAK OLACAK.
YAŞAMAYI CİDDİYE ALACAKSIN, YANI, O DERECEDE, ÖYLESİNE Kİ, MESELA, KOLLARIN BAĞLI ARKADAN, SIRTIN DUVARDA, YAHUT, KOCAMAN GÖZLÜKLERİN, BEYAZ GÖMLEĞİNLE BİR LABORATUARDA İNSANLAR İÇİN ÖLEBİLECEKSİN, HEM DE YÜZÜNÜ BİLE GÖRMEDİĞİN İNSANLAR İÇİN, HEM DE HİÇ KİMSE SENİ BUNA ZORLAMAMIŞKEN, HEM DE EN GÜZEL, EN GERÇEK ŞEYİN YASAMAK OLDUĞUNU BİLDİĞİN HALDE.
YANI, ÖYLESİNE CİDDİYE ALACAKSIN Kİ YASAMAYI, YETMİŞİNDE BİLE, MESELA, ZEYTİN DİKECEKSİN, HEM DE ÖYLE ÇOCUKLARA FALAN KALIR DİYE DEĞİL, ÖLMEKTEN KORKTUĞUN HALDE ÖLÜME İNANMADIĞIN İÇİN, YASAMAK, YANİ AĞIR BASTIĞINDAN. 1947 (2)
DİYELİM Kİ, AĞIR AMELİYATLIK HASTAYIZ, YANI, BEYAZ MASADAN BİR DAHA KALKMAMAK İHTİMALİ DE VAR DUYMAMAK MÜMKÜN DEĞİLSE DE BİRAZ ERKEN GİTMENİN KEDERİNİ BİZ YİNE DE GÜLECEĞİZ ANLATMAN BEKTAŞİ FIKRASINA, HAVA YAĞMURLU MU, DİYE BAKACAĞIZ PENCEREDEN, YAHUT DA YİNE SABIRSIZLIKLA BEKLEYECEĞİZ EN SON AJANS HABERLERİNİ.
DİYELİM Kİ, DÖVÜŞÜLMEYE DEĞER BİR ŞEYLER İÇİN, DİYELİM Kİ, CEPHEDEYİZ. DAHA ORDA İLK HÜCUMDA, DAHA O GÜN YÜZÜKOYUN KAPAKLANIP ÖLMEK DE MÜMKÜN. TUHAF BİR HINÇLA BİLECEĞİZ BUNU, FAKAT YİNE DE ÇILDIRASIYA MERAK EDECEĞİZ BELKİ YILLARCA SÜRECEK OLAN SAVASIN SONUNU
DİYELİM Kİ, HAPİSTEYİZ, YASIMIZ DA ELLİYE YAKIN, DAHA DA ON SEKİZ SENE OLSUN AÇILMASINA DEMİR KAPININ. YİNE DE DIŞARIYLA BERABER YASAYACAĞIZ, İNSANLARI, HAYVANLARI, KAVGASI VE RÜZGARIYLA YANI, DUVARIN ARKASINDAKİ DIŞARIYLA.
BU DÜNYA SOĞUYACAK, YILDIZLARIN ARASINDA BİR YILDIZ, HEM DE EN UFACIKLARINDAN, MAVİ KADİFEDE BİR YILDIZ ZERRESİ YANI, YANI, BU KOSKOCAMAN DÜNYAMIZ.
BU DÜNYA SOĞUYACAK GÜNÜN BİRİNDE, HATTA BİR BUZ YIĞINI YAHUT ÖLÜ BİR BULUT GİBİ DE DEĞİL, BOŞ BİR CEVİZ GİBİ YUVARLANACAK ZİFİRİ KARANLIKTA UÇSUZ BUCAKSIZ.
ŞİMDİDEN ÇEKİLECEK ACISI BUNUN, DUYULACAK MAHZUNLUĞU ŞİMDİDEN. BÖYLESİNE SEVİLECEK BU DÜNYA "YAŞADIM" DİYEBİLMEN İÇİN...
Her şairin bir gülle bahtiyar olduğunu
Bir sana bir göklere baktığım gün hatırla
Gönlümün kahrın ile ihtiyar olduğunu
Sigaramı sessizce yaktığım gün hatırla
dururum
Pencerelerinden metropol kokusunun değil
toprak ve ot kokusunun girdiği
her şeyi insan için olan insana göre bir oda
bir takım takımların değil
insanın kiralayacağı bir oda
eşyaların değil
insanın olacağı
eşyaların değil insanın yaşayacağı bir oda
durur beklerim orada
dağ başlarında, kalabalıklarda, haksızlıklarda
koparılıp soldurulan bir çiçekte, elektrikli araçlarda
ciddi parasızlıklardamaddi manevi işkencelerde
telefonla kız tavlayangencin neşesinde, parfümünde
durur beklerim orada
bunalım geçiren çok iyi bir insan serbest
hanımların gecelerinde
içip içip yatmaların arefesinde, ertesinde
balkonsuz ve manzarasız sosyal konutlarda
çocukları ve insanları sevdiklerini sanan
sanatçı kardeşlerimin sanatlarında
güreşçi develere benzeyen meşhur adamların
aksesuarlarında
durur beklerim orada
kar yağışını seyrederken kıyıya vuran
küçük
köpüksüz bir dalgada
durur beklerim orada
nesli tükenmiş zanaatlarda ve zanaatkarlarda
apartmanlar arasına sıkıştırılmış
çocuk ve araba parklarında
her sınıf vatandaşın iç ve dış piyasaya karşı giriştiği
büyük milli ama normal taarruzlarda
benden sonrakinin benden önce dolmuşa binme
çağdaşlığında
durur beklerim
doğum günü, sünnet evlenme kayıp ve ölüm
ilanlarında
içki müzik ortamlarında doğan ve çok kısa süren
maceralarda
taşıma sularda havacıvalarla sürüp giden evliliklerin
karmaşasında
paralarda bankalarda, kasalarda altınlarda hesaplarda
kitaplarda
durur beklerim
oralarını buralarını, kesif zevk veren uzuvlarını yoran
mevzun ve atletik vücutlarını yoran
ama kafalarını yormayan
eskaza yorarlarsa sıkılanların
kibarlıklarında kişilik makyajlarında ve yüzlerindeki makyajlarda
durur beklerim
yetinenlerin dangalaklığında
yağmurun altında, bahar dalında
dururum
huzuru sükunu yurt dışında bulan vatandaşlarla
ünlü ünsüz sanatçılarımızın ortak kaygılarında
bazı bilimsellerin karışık kafalarında
sakallarında batıya hayranlıklarında
olay genelde yani şey gibi oldu
tamam mı ve benzeri sözcüklerle
her şeyi anlatabilenlerin konuşmalarında
yeme içme mal mülk üst baş konularındaki
modalarla donatılmış
mamür ve müreffehama biraz yabancılaşmaların
ömründe
dururum
bilumum avantajlarda, fırsatlarda
tezgahlarda
kiminle neden evlendiğini çok iyi bilen
kiminle neden evleneceğini çok iyi hesap etmiş
olanların ebedii saadet tablolarında
on sekiz yaşını doldurmuşlukların özgürlüklerin
başı bozukların bütün aşılarını yaptırmış, haplarını almışların rüştlerinde
erkeklerin yemek kadınların görüşme tekliflerinde
dururum
çok iyi hazırlanmış sofralarda
nefislerde harikalarda
çok zevklilerde
artık korkusuzca gidebiliriz her yere
ne iyi oldu ne iyi eğlendik çok keyifliyim bu gece diyenlerin
ve mutluluk durumu olanların boşa giden sesinde
dururum
günümüz insanının haz ve lezzet altı, hurdahış
oluşunda
dururum
kumların üstünde ve güneşin altında değil
ağaç yada çardak altında
öküz gibi saatlerce tahta bir masada
rakı içip keyif çatan sağlıklıların
gittikçe azalan beyin kıvrımlarında
dururum işte önemli değil
yeter yukarıdaki oda
gitme ey gerdanlığı inci ve mercan olan
ölümlü vakitlerde hayatıma can olan
masiva denizinde kalanların feneri
ayrılığı intihar, aşkı imtihan olan.
Nurullah GENÇ
yok!!!!!¡
Ankaralı olan var mı
Bir kadın mutlu olup olmadığını bilemez ama mutluluğunda neyin eksik olduğunu çok iyi bilir..
Ahmet Altan
ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
pervane olan kendini gizler mi alevden;
sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...
ben sana hep üşüyordum,
çünkü kıştım.
nakıştım, bakıştım.
inkar etmiyorum da bunu,
seni sevmek gibi büyük işlere kalkıştım.
ve lütfen inkar etme;
sana en çok ben yakıştım.
hicbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Yine karşılaşırız
Dünya küçük aşkın büyük
Zorlu sevdam hoşçakal
Öyle dudak büküp hor gözle bakma
Bırak küçük dağlar yerinde dursun
Çoktan unuturdum
Ben seni çoktan
Ah bu şarkıların gözü kör olsun
Beni senden mahrum etme
Gözlerinin hastasıyım
Ben de seni seviyorum ulannnn
Ulan mı
Varlığının tiryakisi
Yokluğunun delisiyim
Şerefe kitle
Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.
Neydi insanı bu denli dipsiz kuyulara baktırıp, sonra da apansız gökyüzünde uçan martının kanadında kör karanlıktan semaya kanat açtıran?.. seher vakti durup dururken ağlatan, ardından mavi ışıkla kıvrılan dudak kıvrımlarının sebebi?
Yaşamak oysa sevmekti; önce kendini… yaşamak her şeye rağmen gülebilmekti. Nazımın dediği gibi; Ata kızı
YASAMAK SAKAYA GELMEZ,
BÜYÜK BİR CİDDİYETLE YASAYACAKSIN
BİR SİNCAP GİBİ MESELA,
YANI, YASAMIN DIŞINDA VE ÖTESİNDE HİÇBİR ŞEY BEKLEMEDEN
YANI, BÜTÜN İŞİN GÜCÜN YASAMAK OLACAK.
YAŞAMAYI CİDDİYE ALACAKSIN,
YANI, O DERECEDE, ÖYLESİNE Kİ,
MESELA, KOLLARIN BAĞLI ARKADAN, SIRTIN DUVARDA,
YAHUT, KOCAMAN GÖZLÜKLERİN,
BEYAZ GÖMLEĞİNLE BİR LABORATUARDA
İNSANLAR İÇİN ÖLEBİLECEKSİN,
HEM DE YÜZÜNÜ BİLE GÖRMEDİĞİN İNSANLAR İÇİN,
HEM DE HİÇ KİMSE SENİ BUNA ZORLAMAMIŞKEN,
HEM DE EN GÜZEL,
EN GERÇEK ŞEYİN YASAMAK OLDUĞUNU BİLDİĞİN HALDE.
YANI, ÖYLESİNE CİDDİYE ALACAKSIN Kİ YASAMAYI,
YETMİŞİNDE BİLE, MESELA, ZEYTİN DİKECEKSİN,
HEM DE ÖYLE ÇOCUKLARA FALAN KALIR DİYE DEĞİL,
ÖLMEKTEN KORKTUĞUN HALDE ÖLÜME İNANMADIĞIN İÇİN,
YASAMAK, YANİ AĞIR BASTIĞINDAN.
1947
(2)
DİYELİM Kİ, AĞIR AMELİYATLIK HASTAYIZ,
YANI, BEYAZ MASADAN
BİR DAHA KALKMAMAK İHTİMALİ DE VAR
DUYMAMAK MÜMKÜN DEĞİLSE DE BİRAZ ERKEN GİTMENİN KEDERİNİ
BİZ YİNE DE GÜLECEĞİZ ANLATMAN BEKTAŞİ FIKRASINA,
HAVA YAĞMURLU MU, DİYE BAKACAĞIZ PENCEREDEN,
YAHUT DA YİNE SABIRSIZLIKLA BEKLEYECEĞİZ
EN SON AJANS HABERLERİNİ.
DİYELİM Kİ, DÖVÜŞÜLMEYE DEĞER BİR ŞEYLER İÇİN,
DİYELİM Kİ, CEPHEDEYİZ.
DAHA ORDA İLK HÜCUMDA, DAHA O GÜN
YÜZÜKOYUN KAPAKLANIP ÖLMEK DE MÜMKÜN.
TUHAF BİR HINÇLA BİLECEĞİZ BUNU,
FAKAT YİNE DE ÇILDIRASIYA MERAK EDECEĞİZ
BELKİ YILLARCA SÜRECEK OLAN SAVASIN SONUNU
DİYELİM Kİ, HAPİSTEYİZ,
YASIMIZ DA ELLİYE YAKIN,
DAHA DA ON SEKİZ SENE OLSUN AÇILMASINA DEMİR KAPININ.
YİNE DE DIŞARIYLA BERABER YASAYACAĞIZ,
İNSANLARI, HAYVANLARI, KAVGASI VE RÜZGARIYLA
YANI, DUVARIN ARKASINDAKİ DIŞARIYLA.
YANİ, NASIL VE NERDE OLURSAK OLALIM
HİÇ ÖLÜNMEYECEKMİŞ GİBİ YAŞANACAK...
1948
(3)
BU DÜNYA SOĞUYACAK,
YILDIZLARIN ARASINDA BİR YILDIZ,
HEM DE EN UFACIKLARINDAN,
MAVİ KADİFEDE BİR YILDIZ ZERRESİ YANI,
YANI, BU KOSKOCAMAN DÜNYAMIZ.
BU DÜNYA SOĞUYACAK GÜNÜN BİRİNDE,
HATTA BİR BUZ YIĞINI
YAHUT ÖLÜ BİR BULUT GİBİ DE DEĞİL,
BOŞ BİR CEVİZ GİBİ YUVARLANACAK
ZİFİRİ KARANLIKTA UÇSUZ BUCAKSIZ.
ŞİMDİDEN ÇEKİLECEK ACISI BUNUN,
DUYULACAK MAHZUNLUĞU ŞİMDİDEN.
BÖYLESİNE SEVİLECEK BU DÜNYA
"YAŞADIM" DİYEBİLMEN İÇİN...
Lüle lüle kitle
Bir insan bu kadar kötü olamaz olmamalı
Hayatımda hiç böyle kötü niriyle karşılaşmamıştım
Zara ölmedi mi ya
Kızma ayçiçeği
Öfkeyle kalan zara’yla oturur
Çağırmıyorum ülen
Üçünüz bir yaramazov kardeşler gibi bana saldırıyorsunuz
Oooo
Mahşerin dört tatlısı
Alllam ne kadar tatlıyız ya
İyi ki varız
Eomer ile kaideyi çağırayım da kadro tan olsun
Piranalar kovalayamaz beni
Kürsü dokunulmazlığım var