Kültür Sanat Edebiyat Şiir

safahat sizce ne demek, safahat size neyi çağrıştırıyor?

safahat terimi Ali Veli tarafından 27.09.2005 tarihinde eklendi

  • Simge Çelikkol
    Simge Çelikkol 02.10.2007 - 16:49

    SAFAHAT milli şairimiz olan M.AKİF ERSOY'un kitabı.Tüm eserlerini topladığı bir kitap bildiğim kadarıyla.Benim bir ödevim var.Safahat'in neden bahsettiğini bulmam lazım.AMA BİR TÜRLÜ BULAMADIM_! :(:(:(Yardım ederseniz sevinirim_! ! ! __simgee__

  • Rıfkı Kaymaz
    Rıfkı Kaymaz 28.07.2007 - 02:04

    milletimizin manzum tarihi.

  • Burak Yurtsever
    Burak Yurtsever 31.03.2007 - 07:28

    Mehmet Akif Ersoy' şiirlerinin toplandığı eserin adıdır

  • Ela Mihrace
    Ela Mihrace 19.03.2007 - 18:42

    mehmet akif ersoy
    geeçrliliğini hala koruru her daim

  • Tamara
    Tamara 19.03.2007 - 17:54

    Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.

    Ümmîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

  • Tamara
    Tamara 19.03.2007 - 17:52

    mehmet akif ersoy'un istiklal marşı hariç bütün şiirlerini topladığı

    kitaptır...istiklal marşı için bu benim değil milletimindir deyip bu yüzden

    safahatta yer vermemiş...seviyorum onun şiirlerini...gerçekten çok

    güzel...özellikle ya rab bu uğursuz gecenin yok mu sabahı,bülbül bi de

    atiyi karanlık görüp azmi bırakmak....

  • Erkanyeğit
    Erkanyeğit 15.02.2007 - 09:53

    mehmet akif ersoy

  • Boran
    Boran 30.12.2006 - 16:50

    'Safha' kelimesinin çoğulu. edep abidesi olmak isteyenlerin başucu kitabı...İnler Safahat'ımdaki 'Hüsran' bile sessiz...
    'Ağlarım ağlatamam, hissederim söyleyemem
    Dili yok kalbimin ondan ne kadar bîzarım ben....'

  • Güngör Bağ
    Güngör Bağ 14.11.2006 - 18:26

    saf olan anlamın a gelir

  • Mustafa Nihat Malkoç
    Mustafa Nihat Malkoç 26.01.2006 - 00:33

    BAŞUCUMDA “SAFAHAT”

    M.NİHAT MALKOÇ

    “Safahat” safhalar(evreler) anlamına gelen bir kelimedir. Aynı zamanda millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şiir kitabının ismidir. Merhum Akif’in Safahat’ı yedi bölümden oluşmaktadır. Bunlar sırasıyla Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım, Gölgeler adlarını taşımaktadır.
    Safahat yıllardan beri başucu kitabım olmuştur. Canımın sıkıldığı anlarda stresimi atmak için bu büyük eserin sayfalarında dolaşmışım. Benim için ilâhî kaynaklardan sonra en tesirli eser olma özelliğini taşımaktadır.
    Bu kıymetli kitabı her Türk gencinin ömründe en az bir kere okuması şarttır. Hele kendini aydın diye tarif edenlerin her yıl tekrar tekrar okuyup tahlil etmesi gerekir. Çünkü kıymetli manzumeler zinciri her okunduğunda farklı açılımlar kazandırıyor insana.
    Ben Safahat’ı her okuyuşumda ayrı bir haz alırım. Gerçi Safahat’ta haz alınacak tablolar pek yoktur. Bin yıllık kültürüne sırt çeviren bir milletin yaşadığı felâketler sıralanmıştır her bir mısrada. Üslûp bakımından haz verir bana.
    Safahat her evde bulundurulmalıdır. Hatta topluca okunup tahlil edilmelidir. Bir dönemin canlı tanığı olan bir kalemin haykırışlarını sağır sultan da duymalıdır. Şayet bunlar bilinmezse tarihin tekerrür etmesi işten bile değil.
    Safahat bir yelpazeye benzer, açıldıkça genişler ve çepeçevre sarar muhayyilemizi. Hayatın ta kendisidir bu eser. İçinde mübalağa yoktur. Yalan ise asla… Bunu şu dizelerde açıkça ifade ediyor Akif:
    'Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim
    İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim
    Şudur benim hayatta en beğendiğim meslek;
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek...”
    Mehmet Akif, dünyevî aşkların peşinden koşmadı hiçbir zaman. Malı, parayı, mevkii elinin tersiyle itti. O dünyaya hakkı ve hakikati haykırmak için gelmişti. Öyle de yaptı; bu gökkubbede hoş sedası bâkî kaldı.
    Gaflet uykusundan uyanamayanların, basiret gözü körelenlerin Safahat’taki hakikat tablolarına göz atması elzemdir. Azıcık izanı ve irfanı varsa uyanmasına vesile olur buradaki ikazlar… Lâkin Hakk’ı ve hakikati görmek biraz da nasip işidir. Her bakan göremez. Bakmaktan bakmaya dağlar kadar fark vardır. Bazıları gözünün önündekini göremezken, bazıları perde arkasındakini görür.
    Öz yurdunda garip ve öz vatanında parya olarak yaşamaya mahkûm edilen Akif, ülkesine ve insanına hiçbir zaman küsmedi. Yaşadıklarını kaderin tecellisi olarak gördü ve kendine yapılan haksızlıkları görmezlikten geldi. Bu haksızlıkları yapanlara da hakkını helâl etti. Islah olanlar oldu, olmayanların hesabı büyük güne kaldı.
    Mehmet Akif tek başına bir orduydu, çağının vicdanıydı. Memlekette yaşanan manevi buhranları yüreğinin orta yerinde ve vücudunun bütün hücrelerinde hissetmiş duyarlı bir vatan sevdalısıydı.
    Teşbihte hata olmaz derler. Nasıl ki Kur’an’ın özü Fatiha Suresi’yse Safahat’ın özü de İstiklâl Marşı’dır. Onun için İstiklal Marşı’nı çepeçevre kavramak için Safahat’ı anlayarak ve de zamanın şartlarını göz önünde bulundurarak tekrar tekrar okumalıyız. Ancak böylelikle Akif’in “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın” sözünün sırrını daha iyi anlayabiliriz.
    Safahat sessiz çığlıklarla doludur. Bu feryatları ancak bizim gibi düşünenler ve yaşayanlar anlayabilir. Malumdur ki ateş düştüğü yeri yakar. Yanmayan, ateşin tesirini nerden bilebilir ki? Fakat Akif kendi acılarını anlatmamıştır eserinde. Ferdi meselelerini içine atmıştır hep. Onu yiyip bitiren, mazlumların feryat ü figanları olmuştur. Şu iki mısra bu konuda bizlere her şeyi anlatmaya yetiyor:
    “Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz;
    İnler 'Safahat”ımdaki hüsran bile sessiz! ”
    Safahat aslında manzum bir belgesel niteliği de taşımaktadır. Bu belgeselde objektifler yerine Akif’in keskin zekâsı ve basiretli bakışları rol oynamıştır. Gördüklerini ve yaşadıklarını abartısız yansıtmıştır eserine. Onun içindir ki her bir mısrası bir ok gibi saplanır yüreğinize. Akif, Safahat’ında, içinde yaşadığı cemiyetin buhran ve bunalımlarını anlatır; kendisini hep gizler. Hatta emri-i Hak vaki olunca hatırlardan silinip gideceğini söylüyor bir dörtlüğünde:
    “ Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,
    Günler şu heyulayı da, er geç, silecektir.
    Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma,
    Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir? ”
    Akif,şiirlerini adını duyurmak için yazmamıştır. İçinde yaşattığı ve uğruna onca zorluğa katlandığı davasının sesi olmak için yazmıştır. Akif’in şairliği bir ihtiyaçtan doğmuştur. Bu ona sanki Allah tarafından verilmiş bir vazifedir.
    Bazıları Akif’in eserlerinde sanatsal değer bulunmadığını söyler. Oysa bu doğru değildir. O gerçekleri anlatırken Türkçeyi ustalıkla kullanmıştır. Üstelik şiirlerini aruz ölçüsüyle kaleme almıştır. Onun fikrinden rahatsız olanların gücü yetse İstiklâl Marşı’nı da okutmayacaklar. Fakat çok şükür ki bu milletin mezhebi, onlara her şeye rağmen hoşgörülü bakacak kadar geniş değil. Sözlerime Akif’in Safahat’taki şiirleriyle ilgili enteresan bir değerlendirmesini içeren dörtlüğüyle son vermek istiyorum:
    “Safahat’ımda, evet, şiir arayan hiç bulamaz;
    Yalınız, bir yeri hakkında 'hazin işte bu! ' der.
    Küfe? Yok. Kahve? Hayır. Hasta? Değil. Hangisi var ya?
    Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder! ”

    E-mektup: m.nihatmalkoc@hotmail.com