Ayrılık yüklü kervanlar kol gezerken,
Yamaçlarımı sardı mâhur bir kimsesizlikle benzin.
Kuru bir Allah’a ısmarladıkla,
Koca bir geçmişi tek başına bitirdin.
Dişinden tırnağından artırıp,
Geçmiş zamanlardan kalmış yalnızlığın izi,
Bir aşk masalı yaratır akşamına.
Bir ayrılığın ertesi günü,
Ellerimi titretir yokluğuna.
Adımların ses verince sokaklardan,
Nasıl söylesem, kelimeler kifayetsiz;
Kut’u unuttum, ecdadım affet!
Tarihini bilmeyen bir nesil oldum,
Halil Paşa görse utanır elbet...
Çalsın zafer şarkıları ilelebet.
Kurbana ermenin sevincindeyiz,
Kutlu olsun Kurban Bayramı size.
Rahmetle doluyuz, bir ümmetteniz,
Kutlu olsun Kurban Bayramı size.
Açsın güller, bayram gelsin evlere,
Minik bir kuş gibi çırpınır,
Yavrusunu ağzıyla beslerken.
Batmakta olan güneşin son ışıklarıyla
Bedenimi elleriyle sarıp sarmalar ben doğarken.
Mağrur gözbebeklerinde,
Mevsim hüzündü, bir kelebek ayında;
Kalbimdeki masal dağları taze bir gönle gömüldü.
Eskimiş düşler, sızım sızım bir acı şimdi içimde;
Yalnızlık tohumunu rüzgâra verdim, ümidim çoktan öldü.
Tutamam ki artık cemrenin o hırçın yelesinden,
Buram buram tütüyorsun göz yuvalarımda,
Uzak seni görmediğim her anmış.
Ruhum ruhuna mahkûm oldu ebediyen,
Cama yansırken suretin, kesilir kalbime.
Uzatsam tutar mısın sensizliğimden?
Sevdam yoluna sürülmüş,
Mecnun aşkına dönüşmüş.
Ahirim bildiğim leylam,
Yol ayrımında görülmüş.
Çaresizliğimden gayri,
Keşke bir leylek olsaydım,
Uçsaydım gönlümün çağırdığı o uzak yere...
Oluk oluk hasret aksaydı Meriç;
Götürseydi beni Tunca, bekleyen sevdiğime.
Sonbaharı beklemezdim asla,
Ey! Şefkatle avuç dolduran gece,
Göğüsleri irfanla duyan gece,
Ey! Âminlerle arşı saran gece,
Sonsuz mağfiretin sonsuz vaattir.
Secdeye eğilen başlar şahittir,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!