Dostum dediğim vurdu sırtımdan,
Zamanla nasıl da yüzsüzleşti.
Sen miydin benim Brutus’üm?
Kan kusturup içtiğim kızılcık şerbeti.
Kalbin kömürleşmiş, kapkara,
Yağmur artık gözde yağıyor,
Kasımda çiçek açar mı hiç?
Bir bahar daha geçti ömrümden,
Seslerde, gülüşlerde kaldı sevinç.
Hüzün mevsiminde sararan yapraklar,
Zamanla pişmanlıkların büyüyecek;
Gecenin bir yarısı kendinle konuşacaksın.
Rastgele, ne aradığını bilmeden telefonda,
Ellerin uzanıverecek ismime… beni hatırlayacaksın.
Kafanın içindeki duvarlara kadar yazacaksın;
Biliyorum ki bu son bahar hayatımda,
Hiçbir yağmuru seninle izleyemedim.
Öksüz kaldığım bu hikâyede,
Yaprak yaprak dökülür kalbim.
Pişmanlıklar uyanır tam da burada,
Hikâyende bir kere yaralanmaya gör, Müjgân;
Kendi kendine seslenir, kabuk bağlarmış yaralar.
Elini her göğsüne götürdüğünde,
En olmadık zamanlarda tutar, kanar.
Kabuk bağlamaz bir daha hiçbir zaman,
Biten bir hayalle birlikte,
Gözlerim gayet sitemkâr…
Dağlamaya başlayan yüreğimi,
İnce ince o korku sarar.
Aklımın seyir defterindeki cümle:
Yarın, gelecek hafta, eninde sonunda,
Kelimeler yırtılırcasına aralıksız.
Yastığını boş bulma korkusu tüketir,
Her sabah uyandığında apansız.
Ama her gün, bu her gün,
Daracık yüreğinde söndü hayaller,
Hayatlarından çaldıkların suskun.
Dilsiz söylemediklerin pas tuttu,
İçin ıstırap içinde mağlup oldun.
Başak diken vermiş hazan mevsiminde,
Ey özgürlük rüzgârında nazlı nazlı salınan,
Alın yazımıza, yürek yangınıyla kazınan...
Sen ki bir milletin sancağı, bir milletin andı,
Nice kurt yiğitler can verdi, analar ağladı.
Elime asılı resminle bir dua gibisin,
Sonbahar ve leylek...
Tıpkı seninle benim gibi.
Yaşarken ömrümün son baharını,
Göçtün yüreğime bir melek gibi.
Oysa sen daha ilkbaharındasın,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!