İçimdeki yangınla dalıp gittim,
Dünyanın binbir türlü haline.
Gönül tellerimdeki nağmeler,
Uzun bir hasret türküsü tutturdu diline.
Bir türlü durduramıyorum
Bir matemin ümitsizliği çöker içime sessizce.
Kırık dökük nağmeler ruhumu titretir,
Dindi sanma bu fırtına, geçmez bu keder;
Ruhum, yatağına sığmayan öfkeli bir nehir.
Hiçbir yaşa sığmadı benim o yorgun sol yanım,
Ne çok hazindir ki aşk ile meşkin,
Yan yana durup da kavuşmaması.
İç içe geçse de kalpte gözlerin,
Bir ömür görüp de kavuşmaması.
Ne yandık ne söndük bu çile ile,
Anladım ki özlediğim,
Bambaşka bir hayat.
Ölümden öte ne var ki?
Bütün yolların sonu mukadderat.
Habire başımda dönen,
Kelebekler kadar ömrü olan şu fani bedende,
Ben kendimi kuşlar gibi uçarım sandım.
Daha o daracık kozamdan bile çıkamadan,
Özgürce daldan dala konarım sandım.
Üç günlük şu yalan dünyada,
Milyonlarca yaş döküldü mü hiç,
Gözünden gönlüne arada bir?
Parça parça düştü mü,
Keşkeler geçmişten bir bir?
Bırakıp gittin mi kendini,
İçimden ağlamak geliyor, ağlayamıyorum.
Sanki hüzün bir duvar, yıkamıyorum.
Ne zaman dertlere dalsam,
İçimdeki fırtınayı susturamıyorum.
Ağlamak kötü bir şey mi, neden saklanır?
Sensiz akan bir ırmağım geceden,
Dönüşü olmayan yola kırgınım.
Ağır geliyor mutluluk öteden,
Araya giren yıllara kırgınım.
Zaten iyi değilim çok zamandır,
Gündelik telaşlar arasında,
Zaman yitip gider dünümden.
Her Allah’ın günü bir düğüm boğazımda,
Günler aylara bağlanır, sen habersizken.
Alıp götürür seni bilmediğin yerlere,
Bahtımı üfledi o ince, o hilekâr rüzgâr;
Pastırma yazlarının o meşhur aldanışıyla...
Erken indi ömrüme akşam karanlığı;
Belli belirsiz, o darmadağın duygularla.
Kayalar sarp ve amansız, yolcu bin yıllık yorgun;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!