Ne zaman bir sokakta adımlarını duysam,
Kaldırımlar çatırdar, taşlar incinirdi.
Bir gölge düşerdi pencereme ansızın,
O gölge seninle, hayalinle demlenirdi.
Denizler taşardı iliklerime,
Sözlerimi baştan sona işitin,
Tarihin Altay Dağları’ndan geldim.
Fütuhat duygusu şanlı Türklerin,
Eyer, gem ve üzengi delisiyim.
At üzerinde devlet kuran çılgın,
Sonsuzluğa uzanan dakikaların içinde,
Hayatın derinliklerine atıldı düşler.
Derin bir hüzne battı o sözlerin,
Eski bir taş gibi, daha da dibe çeker.
Bir anlık yaşamda, bin yıllık pişmanlık...
Dizime kapanmaz yaralar açtın,
Belim dertten doğrulmaz, kömür gözlüm.
Sana hasret, sana vurgun bıraktın,
İki yalnız damlayla, kömür gözlüm.
Bu ayrılık bağrımda ateş oldu;
Karanlıklar, güneşli günler içinde,
Son kırıntılar… belki de son gün.
Kapkara bulutlar çökmüş üzerimize,
Dışımız, içimize sürgün.
Her gün biraz daha kan…
Çoktan unuttu, gözbebeklerim gülmeyi;
Damarlarımdaki zehrini içime gömdüm.
Yüreğimde hareketlenir bir alev parçası,
Bir düşün içinde derin sessizliğe büründüm.
O an, kalbime dokunur sesin, soluğum kesilir;
Gözlerim derin kuyulara düşmüş,
Son dünya gemisinden gidiyorum.
Duvarda demir çaresiz çürümüş,
Kum denizinden susuz gidiyorum.
Düğüm düğüm içim, kor ateşlerde,
Kör kurşunlar içinde, duman tüter ocaktan;
Ölüm haberim gitti, sılaya ta uzaktan.
Vuruldum kan içinde, geldim şu musallaya;
Ne diyelum sevdiğum, düşürdüler pusuya.
Kör kurşunlar içinde, yârum giymiş karalar;
Bir alev gibi düştün içime,
Bıçak gibi saplandın etime.
Yüreğimi ateşe verdin yâr;
Küllerini attın cehenneme.
Kandil gibi yalnız sönüp soldum,
Çaresizlik dökülür gözlerimden bir bir,
Kalemin ucunda her kelime, bir ağır özlem.
Deli divane gönlüm kavrulur hasretinle;
Dağ gibi ıstırapla, oturur içime koca bir cehennem.
Hüzünlerim ayaklanır her gece benliğimde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!