Issız gecelerim sensiz uzadı,
Yıldızlar üstüme doğmadı Ayşe'm...
Bir kuru rüzgârda bağrım kazındı,
Yaralı gönlümü sarmadın Ayşe'm...
Yolların ucunda soluksuz kaldım,
Uğruna nice başlar düştü yere,
Gök kubbeyi titretirken kutsal ezan.
Tarifsiz bir türküde şanla dalgalandı;
Bir karış toprağın üstündeki mukaddes al kan.
Atsız, burası ebedi Türk’ün öz beldesi;
İçimde gam yüklü sevdam ağlar,
Bu akşam kederim dağlar kadar.
Gurbet treni kalkıyor ay yüzlüm,
Dilimi hicazkâr makam bağlar.
Bin ahla bağırsam duyan olmaz,
Mehtap başlar, gecem kara,
Yağan hüzün az mı gelir?
Yine vuslat uzak zira,
Yanmak sana az mı gelir?
Dar yüreğim hayrettedir,
Bugün yine erken kalktım.
Güneş doğmadan uyandım bu şehre.
Pencereden uzun uzun baktım dışarıya.
Rüzgâr bir dalı eğiyor, bir yaprağı savuruyordu.
Aklıma sen geldin, baba;
Her sabahın telaşında, her akşamın koşuşturmasında olduğu gibi.
Bağışlanmaz günahlar içindeyim;
Hem itiyor, hem çekiyorsun.
Bir zülüf yapışmış şakaklarına,
İnsanı mest ediyorsun.
Her an veda edecek gibisin;
BAYRAM
Gün olur bir avuç duanda,
Parmaklarına dökülür.
Gül kokusu kalbine siner,
Ayrı düşlerin içine gömülür.
Kurbanlık bakmaya indi pazara,
Göz gezdirdi şöyle bir sağa sola.
Bir danaya baktı, içi üşüdü,
Fiyatı duyunca boynu büküldü.
Biri dedi: “Bin beş yüz, az bile bak!”
Bazen içine bir ateş düşer, dağlanır.
Kaygılı bir gönülle uzaklara kayar.
Sanki yüzyılın yükü biner üstüne,
Bir ömürlük hesaplaşman başlar.
Bazen dünya kavgası örseler,
Bu benim son kavgam değil kendimle,
Senin de son batışın değil kıymık gibi yüreğime.
Uzayıp gidiyor mısralar dilinden,
Acı sonla biten roman gibi dünüme.
Sessiz bir çığlık kalpten kalbe,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!