Bu kaçıncı dalıp gitmelerim?
Dalga dalga saçların titretir kalbimi.
Üşüyor ayaklarım girdabın sessizliğinde;
Savurur bu boş şehir izlerimi.
Aldırma gönül, kara tren geliyor;
Kör kuyulardayım, kör kuyularda,
Ne çıkacak gücüm var,
Ne de çıkmaya cesaretim,
Ölüm var, dirim var.
Sonbaharın son günleri,
Her şeyim eksik, her şeyim yarım;
Saatler takılı kaldı yokluğuna.
Perdeleri ört; ölüm gibi ıslak bu akşam,
Yine hüzün çöktü yüreğimin yamacına.
Kandamlaları dökülüyor gözlerimden,
Kozcağız’ın üstüne çöktü kara bir duman,
Analar ağlaşır, kapar ocakları, aman.
Gözlerimde bir yaş var, düşer de akmaz oldu,
Bende hicran yarası kanar da durmaz oldu.
Yaşayıp gidiyordum küçüğüm,
Her şeye geç kalmışlığın ardından.
Kendi düşen ağlamaz;
Kim uydurdu bu yalanı sonradan?
Şikâyetim de yoktu hani,
Öyle büyük şeylerde gözüm olmadı hiç,
Küçük mutluluklar yetti bana.
Belki bir yağmur sonrası toprak kokusu,
Seyretmeye dalıp kaybolduğum hayaller.
Bir çocuğun sebepsizce gülümseyişi,
Denizin kıyıya fısıldadığı sırlar.
Yüreğime batan o mağrur gül,
Bir hazan ekiminde, ellerimde soldu.
Diken diken dolan şu yorgun gözlerim;
Dal dal, budak budak bir sevda uğruna kurudu.
Ötme artık benim viran bahçemde dertli bülbül!
Dışarıda lapa lapa kar var,
Anılar beyaz içinde.
Ne güzel karda üşümek,
Hissetmek iliklerimde.
Her tane ruhumda kelepçe,
Gitmesini bilmeli insan;
Son sözlerini söyleyerek.
Keşke iki kere iki dört etseydi,
Kalbimi boğazıma düğümlediğin net ve gerçek.
Hayatın önüne kattığı zavallı kalbim,
Sonunda başardın, kutlarım seni...
Sol yanımı tam kırk sekiz parçaya böldün.
Kırk sekizinci güzümde, bu yorgun yaşımda;
Beni tam kırk sekiz kez, sessizce öldürdün.
Artık gelme, istemem o yalancı gölgeni;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!