Yüce dağ başında duman pus varken,
Yandı yanacak bu kül içten içe.
Şu yalan dünyada ömür yas varken,
Ağlar gözlerimde sel içten içe.
Dünya bir gölgelik, konanlar göçer,
Her gün ölmek var ya,
Yokluk kapısında hiç olmak,
Her damla yaşla süzülürken sala,
Mevsimin yalnızlığına gem vurmak.
Geç kalmışlığın pişmanlığı içinde,
İhtiyacım var senden gelecek sığınmaya;
Karanlığımı nura çevirecek aydınlığa.
“Seni çok seviyorum.” der gibi ihtiyacım var,
Hem çok âşık olmaya, hem de pişmanlığa.
Çoktan öldürdü beni bayım,
Özleminle sıkışıyor
Adın geçince kalbim her defasında.
Sensiz olma düşüncesine katlanamıyorum,
Şu köhnemiş dünyada.
Öyle ihtiyacım var ki,
Yaş aldıkça yol kısalır ihtiyarlıkta,
Hastalıklar limanına demir atarsın.
Geçmişe özlem duyarak çürür,
Heybendeki anılarda kanarsın.
O aynada gördüğün sen değilsindir,
Bedenim ruhumla geriye gidiyor,
Uzuvlarım dermansız ve çaresiz.
Gözümün kenarında hazır bekleyen
Ilık gözyaşlarım dökülür davetsiz.
Usançla geçen yaşanmışlık
Ay geceyi sararken,
Bir özlemle çökeyim kalbinin en tenha yerine;
Kendi kendine susup kalasın,
İnkâr edemeyecek kadar taşayım içine.
Adımların yavaşlasın,
Sıradan bir gündü, vakit erken.
Hayatın içinde hazin bir hikâye,
Bütün hayaller uzak yerlerde doğar,
Adım adım adın kalır senden geriye.
Koşsam, takatim yok sana gelmeye,
Zehrini akıttığın o günden beri,
Yüreğim üşür, ellerim titrer.
Gece mi sanırsın hüzün saatlerini?
Gündüzüme de kara bulutlar göçer.
Sarılmayı bilir misin? Sahiplenmeyi?
Nihayet soğuk bir kış sabahında,
Yalnızlığımın acı tortusu,
Sonbahar çiçeklerinin geçkin kokularıyla duyulur,
Alev alev yanan pencerelerde buğusu.
Yanık kokulu sokaklar,




-
İsmail Eymen Akay
Tüm Yorumlarhelal olsun abi