(Gazze’ye İthafen)
Aşkta yoğrulan bir türkü ol,
Mazlumun dilinde yakılan...
Sürgünün kalemi,
Zulmün sabrı,
Mühürlü sözcükler kül eder sırça köşkümü,
Ardından bir et parçasındaki yangın tutuşur.
Eski bir şarkı, çok uzaklardan vurur gönül dağımı.
Yokluğunla gönül evim siyah zülfünle tel tel olur.
Gönül süzgecinden her seher düşer bu gözyaşı,
Islak bir imza var gözlerimde,
Kimi zaman pas tutar hani demir gibi.
Ateş olur kalbime düşer sessizce,
Dökülür damla damla gönlüme, kir gibi.
Aklıma gelirsin her gün batımında,
Şefaat sunsun her canına âşık,
İsmi aşk, ruhu sonsuz, nur Muhammed.
Cennet kapısına, açılan eşik,
İsmi aşk, ruhu sonsuz, nur Muhammed.
Dünyanın yükünü sabrınla yendin,
Seni fallarda aradım, sordum, bulurum ümidiyle.
Heyhat ki çığlıklarımı yüreğine uçuramadım.
Aşkın duaları kalpten kalbe yolunu bulurmuş,
Adım adım uçtun elimden, ardından bakakaldım.
Üç beş adım kadar yakın, Fizan kadar uzaktaydın.
Akşamın en sessiz, en kimsesiz anında,
Bir çakıl taşı gibi düşer peşinize.
Adı geçmese de kimse bilmez,
Sen her nefeste anarken onu gizlice.
Bir sokak lambasında gölgesi,
Öyle derin ki özlemin,
Dilim lal, duam sensin.
Koskoca bir boşluktayım,
Gel, ömrüm ömrüne eklensin.
Yine vuslat saati,
Yaşadığım çaresizlik ne hazin;
Garip gönlümü mezara çevirdin.
Kınalı parmağımda izin kaldı;
Tokat gibi vurur, yakar hasretin.
Sanki dokunduğun yerden ağlarım;
Gözlerde gurbetin izi olmasa,
Söz kabre kadar; nefes kabre kadar...
İçte bir his, ince sızı olmasa,
Yâr kabre kadar; yâren kabre kadar...
Yıllara boynunu bükmüş bir çiçek,
Boğaza kaçıp nefessiz bırakan sözlerin,
Çok ince bir çizgide yaşam ile ölüm gibi.
Tam da alnımın ortasında, gündüzle akşam arasında,
Bitecek bir gün, bitecek bilinç dediğin hayatın mürekkebi.
Hatırlar, unutursun bu gerçeği;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!