Bir alev gibi düştün içime,
Bıçak gibi saplandın etime.
Yüreğimi ateşe verdin yâr;
Küllerini attın cehenneme.
Kandil gibi yalnız sönüp soldum,
Çaresizlik dökülür gözlerimden bir bir,
Kalemin ucunda her kelime özlem.
Deli divane gönlüm kavrulur hasretinle,
Dağ gibi ıstırapla oturur içime cehennem.
Hüzünlerim ayaklanır benliğimde,
Bu kaçıncı dalıp dalıp gitmelerim?
Dalga dalga saçların kalbimi titretir.
Üşüyor ayaklarım bir girdapta;
Rüzgâr olur, savurur bu şehir.
Aldırma gönül, kara tren geliyor;
Kör kuyulardayım, kör kuyularda,
Ne çıkacak gücüm var,
Ne de çıkmaya cesaretim,
Ölüm var, dirim var.
Sonbaharın son günleri,
Her şeyim eksik, her şeyim yarım;
Saatler takılı kaldı yokluğuna.
Ölüm gibi ıslak, kapat perdeleri;
Yine hüzün çöktü yürekten yana.
Kandamlaları akıyor gözlerimden,
Kozcağız’ın üstüne çöktü kara bir duman,
Analar ağlaşır, kapar ocakları, aman.
Gözlerimde bir yaş var, düşer de akmaz oldu,
Bende hicran yarası kanar da durmaz oldu.
Yaşayıp gidiyordum küçüğüm,
Her şeye geç kalmışlığın ardından.
Kendi düşen ağlamaz;
Kim uydurdu bu yalanı sonradan?
Şikâyetim de yoktu hani,
Öyle büyük şeylerde gözüm olmadı hiç,
Küçük mutluluklar yetti bana.
Belki bir yağmur sonrası toprak kokusu,
Seyretmeye dalıp kaybolduğum hayaller.
Bir çocuğun sebepsizce gülümseyişi,
Denizin kıyıya fısıldadığı sırlar.
Yüreğime batan gül,
Hazan ekiminde soldu.
Diken diken dolan gözlerim,
Dal dal bir sevda uğruna kurudu.
Ötme bahçemde bülbül,
Dışarıda lapa lapa kar var,
Anılar beyaz içinde.
Ne güzel karda üşümek,
Hissetmek iliklerimde.
Her tane ruhumda kelepçe,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!