Yürek yürek üstüne,
Papatyaya bel bağladı gözler.
Hiçbir hayale sığmadı,
Bir bir soldu taç yaptığım çiçekler.
Şakaklarımda öldü kelebekler.
Avuç içi çizgilerinde,
Ayak izlerim kayboldu.
Demir attım paslı yalnızlığa;
Bir oyana bir buyana savurdu.
Yaprağın üstündeki çiğ tanesiydin,
Öyle kırgınlık var ki üzerimde,
Tarifi imkânsız...
Lime lime olmuşum,
Sanki bir ölüden farksız.
Ne çığlıklarımı duyan var,
Kuru bir yaprak gibi savrulurum,
Şehrin üstüne düşerken yalnızlık.
Bir fincan kahvenin yanında,
Kırk yıllık acı bir pişmanlık.
Ölümün en uzun hali bu;
Deli yüreğim ağrır,
Bir deniz kenarında,
Yan yana yürüdüğümüz,
El ele tutuşmadığımız dakikalarda.
Senin olduğun her yerde,
Rüzgârlar dolanırken yelkenin kıvrımına,
Bir sır gibi süzülür ufkun aralığına.
Ardında ıssız bir sahil, silik yüzler kalır,
Gökyüzü mavi olsa da içte bir sis ağrır.
Hep yaktı yandırdı sevdan derinden,
Sabahlar sensiz olmuyor, Rozalin.
Hasretin vuruyor bağrıma her dem,
Aşk bu aşk, vazgeçmem diyor, Rozalin.
Bir adım sen oldun, bir adım çile,
Derin bir kırgınlık, uçsuz bir boşluk...
Ruhumu her gün biraz daha delik deşik eden.
Yollar alabildiğine uzun, alabildiğine dikenli;
Bu karanlıkta hadi yürü, yürüyebilirsen.
Kalbim, o silinmez duyguların ağır yükü altında;
Gam yüküm çoktur, dayanmaz ki belim,
Sabret ey gönül, derman olur Mevlâ’m.
Sevdanla doldurdu çileyi hâkim,
Sabret ey gönül, derman olur Mevlâ’m.
Hakk’ın takdiridir başa gelenler,
Saçların dökülür gecenin koynuna,
Her teline gizli bir özlem saklanır.
Bir düş gibi akar zamanın koynuna,
Gözlerime prangalı hatıralar takılır.
Rüzgâr gibi savurur dalgalarını,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!