Pencerene duvar gibi örülmüş yalnızlık,
Ne soranın, ne bir selam verenin var.
Gönül ayrı düştüğünden beri,
Yastığın sırılsıklam düşünde kanar.
Bir tek kibritin cılız aleviyle başlar,
Kilometre taşlarında kurulmuş,
Bu özgür, bu bağımsız vatan için.
Ecdadımın ruhundaki varoluş,
Karanlıkları aydınlatmak için.
Türk’ün çelik zırhlı yanan yüreği,
Kocaman bir boşlukta,
Ruhum ağır bir derde düştü.
Ekmek gibi, su gibi aziz sevgilim,
Günlerimin içine özlemle gömüldü.
Her gözüme gelişinde,
İçim alev alev, içim kor yangın,
Yokluğun, ruhuma dar bir cehennem.
Bittiğim, tükendiğim yer senin yüreğin;
Dön artık, neredeysen dön bir tanem.
Sensizlik, içinde kaybolduğum koca bir boşluk,
Ne yalan söyleyeyim,
Özledim… hem de çok özledim.
Kalbimi ağrıtırsın,
Özlemekten bildiğin.
Nereye elimi atsam,
Aklıma sen gelirsin.
İnandığın yerden kırarlar hep,
Önce yüzüne düşen gülüşü gider.
Üç beş damla kan ve gözyaşı,
Avaz avaz bağırıp bin ah eder.
Yüreğindekini bir türlü sökemezsin,
Çaresiz, hızlı bir tükeniş benimkisi;
Gün gün bir parçam kopar geçmişinden.
Sesinin ilk kıpırtısı gelir, yakar kulaklarımı,
Dokunamam gözyaşına, süzülürken kirpiğinden.
Yüreğe düşen o duyguyu bilir misin?
Ölüm, hayatın ta başlangıcıdır,
Zır deli yüreğim bilemedi hiç.
Fani ömür, gözyaşında saklıdır,
Peşine düşen, dile gelmedi hiç.
Bin can acıtır kalbindeki diken,
Yürek yürek üstüne,
Papatyaya bel bağladı gözler.
Hiçbir hayale sığmadı,
Bir bir soldu taç yaptığım çiçekler.
Şakaklarımda öldü kelebekler.
Avuç içi çizgilerinde,
Ayak izlerim kayboldu.
Demir attım paslı yalnızlığa;
Bir oyana bir buyana savurdu.
Yaprağın üstündeki çiğ tanesiydin,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!