Ben kor ateşlerde boğulmuşum.
Toyluk çağım çoktan küle dönmüş.
Savurur beni menzile Azrail’in al atı;
Sisli yılların kokusu üstüme çökmüş.
Can zehre küsmüş bir kere, durur mu tende?
Kalem kâğıda döküldü,
Kaderime yazıldın, yâr yüzlüm.
Itır ıtır sesin, kokunla kalbime işlendi,
Eksiğim sensin, seninle bütünüm.
Aşkın sen halindeyim,
Sabahları gelip akşamları giden bir takvimin sayfalarında,
Uzayıp gider yalnızlığım, yaprak bile kımıldamaz.
Kalbim çıplak güneşi çalınmış ağustosta,
Umut kesik, yorgun kaldırımlara sığmaz.
Öyle bir duygu ki bu gelir,
Sisin gölgesinde kaybolur,
Buz gibi havada acıtan şarkılar.
Gökyüzünde belli belirsiz bir güneşle,
Kapımı çalar sensizlik, ağzına kadar.
Ellerim düşer kalbinden,
El gibi bakmasan bana ne olur,
Fırtınalar estirdin benliğimde.
Lapa lapa yağ ki kalbimi doldur,
İlelebet mahkûmsun yüreğimde.
Lambadaki fitildim, yandım, bittim,
Bir avuç sevgi, aşk, hüzün, ayrılık...
Yanık türkülerde geçen bir ömür.
Kaldırım taşlarında durur ya zaman,
Bir gönül aynı rüyayı kaç kere görür?
Bekleyerek eskidi ömrüm uzun yolda,
İçim dışım yaprak döker,
Kaç gözyaşıdır sonbahar?
Diken bin deler, bir geçer,
Ömür bin yanar, bir donar.
Deli bir yağmur süzülür,
Bir bir dökülür yüreğimden,
Nisan yağmurları her bahar.
Savrulur bir kum tanesi,
Çocukluğuma hesapsızca yağar.
Sözler zehir gibi oturur,
Bir zamansızlık ülkesinde,
Anın içinde savrulup gidiyorum.
Son cigaramın külleri hâlâ ocakta,
Takvimde asılı günlere mahkûmum.
Sonsuzlukta erimek böyleymiş;
Sonbaharımı yaşıyorum,
İlki ne çabuk da geçti.
Birbirimizi tanıyamadan,
Elveda demeden gitti.
Dün ezan okunmuştu oysaki,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!