Sözün tesiri yoksa, susacaksın;
Belki de acıların en büyüğüdür bu.
İçin kor gibi yanar usulca,
İçin için konuşursun, bir ömür boyu.
Sessiz sedasız kırılırsın işte;
Bu soğuk sokaklarda,
Acıtan şey yokluğunmuş meğer.
Dudaklarım gamlanır,
Gözlerime hüzün çöker.
Aynada gördüğüm yüz, ellerimi üşütür,
Gözünde yaş, gönlünde hep bir sızı;
Kar, kış yorganım, saçının beyazı.
O "bir yavrum" deyişin var ya annem,
Nefes almamın olmazsa olmazı.
En güzel yaratılan varlık sensin,
Rüzgârı kovalamak nedir bilir misin?
Sessiz testerenin dişlileri ardında,
Küçük bir damla, bir an kadar,
Her saat yara kelebeğin kanadında.
Dilin ucundaki kelimeler söner,
Dünya, üç dört nefes kadar,
Gel gör ki o da hicran.
Saçını başını yoldurur,
Kan ağlatır firakta mizan.
İki gözü iki çeşme,
Koskoca boşlukta ruhum,
Sus yüreğim, ölüm gelsin.
Hüzne ekilmiş bir tohum,
Sus yüreğim, ölüm gelsin.
Özlem gün gün yaralıyor,
Bu bitmek bilmeyen yoksunluk,
Tekrar tekrar açılır.
Göğsümde anlaşılmaz kaygılarım,
Kalbimin derinliklerinde yankılanır.
Çaresizliğime bakakalırım ardın sıra,
Gözyaşlarımdan sonra,
Sözlerden bir mendil dokuyorum,
Sırılsıklam olmuş hislerime.
Her dize bir yara izi gibi,
İyileştirmiyor beni yokluğunda.
Cezasız kalmadı sonunda;
Sıcak bir bakışın saçlarımı okşaması.
Kurulan bir oyuncaktan farksızım;
Başıma gelen her şey onun tasarlaması.
Yalanlarla beslenen sesin,
Akılda düşünce, dilde söz acıdır;
Bir şarkıda çürütür için için solunu.
Gözlerinden akan acının resmidir,
Üşütür bakışların, mevsimin ruhunu.
Günler geçer, bilmez neyi eskittiğini,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!