Kayboldu çocukluğum o uzak şehirlerde,
Eski, siyah beyaz bir fotoğrafın solgun karelerinde...
Yalnızlık, hüzün ve o bitmek bilmeyen keder;
Artık siyah beyaz, kör bir nokta gibi duruyor içimde.
Düşlerim bile siyah beyazdı benim,
Sabahları gelip akşamları giden,
Bir takvimin sayfalarında…
Uzayıp gider yalnızlığım;
Yaprak bile kımıldamaz anılarımda.
Kalbimin çıplak güneşi çalınmış ağustosta,
Sisin o gri gölgesinde bir bir kaybolur,
Buz gibi havada ruhu acıtan şarkılar.
Gökyüzünde belli belirsiz, yorgun bir güneşle;
Kapımı çalar sensizlik, dertle ağzına kadar.
Ellerim düşer kalbinden, tutunamam artık,
El gibi bakmasan bana ne olur,
Fırtınalar estirdin benliğimde.
Lapa lapa yağ ki kalbimi doldur,
İlelebet mahkûmsun yüreğimde.
Lambadaki fitildim, yandım, bittim,
Bir avuç sevgi, aşk, hüzün, ayrılık...
Yanık türkülerde geçen bir ömür.
Kaldırım taşlarında durur ya zaman,
Bir gönül aynı rüyayı kaç kere görür?
Bekleyerek eskidi ömrüm uzun yolda,
İçim dışım yaprak döker,
Kaç gözyaşıdır sonbahar?
Diken bin deler, bir geçer,
Ömür bin yanar, bir donar.
Deli bir yağmur süzülür,
Bir bir dökülür yüreğimden,
Nisan yağmurları her bahar.
Savrulan bir kum tanesi gibi,
Çocukluğuma hesapsızca konar.
Sözler zehir gibi oturur,
Bir zamansızlık ülkesinde,
Anın içinde savrulup gidiyorum.
Son cigaramın külleri hâlâ ocakta,
Takvime asılı günlere tutsak kalıyorum.
Sonsuzlukta erimek böyleymiş;
Sonbaharımı yaşıyorum artık, o yorgun yaşımda;
İlki ne çabuk, ne amansız geçip gitti öyle...
Daha birbirimizi bile tam tanıyamadan;
Bir "elveda" bile demeden, sessizce.
Dün ezan okunmuştu sanki, daha dün gibi;
İçime döktüğüm yarım şiirler,
Kavurur sol yanımı yaş aldıkça.
Dilde bir bir kuruyan yetim sözler,
Pak alnım kirpiğimle yaşlandıkça;
Yaralar, dikiş izlerime siner.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!