Ey sevgili... Bir düşümüz vardı seninle, hani o yarım kalan;
Sarmaşıklı bir ev, yemyeşil bir bahçe içinde...
Bir ressamın titreyen elleriyle tuvale çizdiği,
O en güzel, o en masum çiçekler gibiydin;
Bütün çiçekler güzeldi ama hiçbiri senin gibi değildi.
Gün olur teslim olurum ben de,
Şu kan ter içinde bırakan uykusuz düşlerime.
Öğrendim ki seni sevmek; en başından beri,
Yalnızlığı göze almakmış, o hak edilmemiş yenilgilerime.
Biliyorum ki ismimi unuttuğun o meşum an,
Ey sevgili...
Sesin bir rüzgâr gibi yankılanınca kulaklarımda,
Eski bir özlem çöker ağır ağır içime.
Boğazım düğümlenir, kanadım kırılır;
O iki hecelik "öz-lem" dediğin koca yük,
Mermer bir taş olur, düşer yorgun bedenime.
Umuda bir yolculuğum var yine,
Ey sevgili...
Söylesene, şu kapanmaz yaramı sarar mısın?
Kimsesizim, nefessizim, en çok da sensizim...
Gönlümün o sızlayan sol yarısıyla,
Sırılsıklam kalmışım bu kederde; farkında mısın?
Gülüşün yağsın istedim sağanak sağanak üstüme,
Sen ki sol yanımın tek ilacıydın;
Seni her şeyden, seni candan öte sevdim.
Varlığınla vardım bu dünyada, sanki seninle tamamdım;
Yokluğun, o en koyu zehirden daha acı.
Öyle derin ki içimdeki o kör özlemin;
Gurbet içinde yaşıyorum kıyameti.
Saatler bir cellat gibi her saniye biçiyor;
Dilim dilim vuslatı ertelenmiş bu hasreti...
Yokluğun dudaklarıma değen cehennem ateşi,
Yine o sevmenin en büyük yalnızlığı içindeyim,
Koyamadım bir türlü şu devasa aşkı senin o dar kalbine.
Ömür denen bu tozlu durakta beklerken;
Bitmesin istedim bu rüya, bir günden diğer bir güne...
Dinlediğim her şarkıda, her hüzünlü notada,
Ey sevgili...
Bir düşümüz vardı seninle, hatırlar mısın?
Sarmaşıklı bir ev,
Yemyeşil bir bahçe içinde.
Üstümüze sinmiş taze ekmek kokusu,
Ve avuçlarımızda limon çiçekleri...
Ey sevgili...
Bir düşümüz vardı seninle, hani o yarım kalan.
Ben gözlerine en kuytu şiirleri okurken,
Akşamları, o serin yıldızlar altında;
İnce belli bardakta demli çayımız,
Küçücük soframızda devleşen aşkımız vardı.
Ey sevgili...
Bir düşümüz vardı seninle;
O buram buram bakışlarında yitip giderken,
Uzanıp gidiyordum uçsuz bucaksız kollarında.
Resmini çiziyorum şimdi geçtiğim dağlara, taşlara...
Bir cezve kahvenin kırk yıllık hatrı gibi;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!