Bugün bir mektup aldım;
Mevzumuz soluk alıp vermek mi?
Ya hisler… gözlerini kaçırma öyle şeyini;
Asla yalan söylemeyen bedenini.
Yazgısını yaşadıktan sonra şey,
Can tenden bir gün ayrılır,
Seyir defterin kapanır.
Tek yol son menzile varır,
Seyir defterin kapanır.
Gün doğarken akşam hazır,
Uzaktaki kadın, dilin dudağın,
Roman tadındasın, aklımı aldın.
Aşk kaçamağıydın, sen kutsal hazdın,
Seyir defterime aşkla yazıldın.
Uzaktaki kadın, yarım bıraktın;
Bir şeyler söyle,
Suskun olma yüreğime...
Ne bileyim, mesela "Nasılsın?" de,
Gülücükler açsın yalandan yüzüme.
Seninle çok daha iyi oldum diyeyim,
Kalbimin üzerinde ağır bir yük ismin,
İki hece, altı harfle kirpiğime binen.
Yutkunamıyorum birkaç gündür,
Boğazım düğüm düğüm, tamamen.
Burcu burcu kokunla,
Ben kor ateşlerde boğulmuşum.
Toyluk çağım çoktan küle dönmüş.
Savurur beni menzile Azrail’in al atı;
Sisli yılların kokusu üstüme çökmüş.
Can zehre küsmüş bir kere, durur mu tende?
Kayboldu çocukluğum o uzak şehirlerde,
Eski, siyah beyaz bir fotoğrafın solgun karelerinde...
Yalnızlık, hüzün ve o bitmek bilmeyen keder;
Artık siyah beyaz, kör bir nokta gibi duruyor içimde.
Düşlerim bile siyah beyazdı benim,
Sabahları gelip akşamları giden,
Bir takvimin sayfalarında…
Uzayıp gider yalnızlığım;
Yaprak bile kımıldamaz anılarımda.
Kalbimin çıplak güneşi çalınmış ağustosta,
Sisin o gri gölgesinde bir bir kaybolur,
Buz gibi havada ruhu acıtan şarkılar.
Gökyüzünde belli belirsiz, yorgun bir güneşle;
Kapımı çalar sensizlik, dertle ağzına kadar.
Ellerim düşer kalbinden, tutunamam artık,
El gibi bakmasan bana ne olur,
Fırtınalar estirdin benliğimde.
Lapa lapa yağ ki kalbimi doldur,
İlelebet mahkûmsun yüreğimde.
Lambadaki fitildim, yandım, bittim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!