Öyle yalnızım, öyle çaresiz, öyle mutsuz,
Sanki deryanın ortasında kalmış bir susuz.
Çoktan geçtim şairin ömrünün ortasını,
Noktadan önce virgülü koyacak zamanı.
Aynalarla dostluğu keseli yıllar oldu,
Yüreğimden kopan bir ahla aklıma düşer;
O leyli leyli yaş içindeki kelimelerin
Bütün bütün delik deşik zayi olur;
Aynalara çarparak yankılanan sesin.
Yalan dünyayı tutan bu ahla,
Ne beklenmedik düşler, sevdalar...
Ne bir tebessüm, ne de bir demli çay kokusu.
Ne var, ne yok ile başlayan,
Bölüşecek ekmekteki küf kokusu.
Umuda bağlanan her doğan güneş,
Kim ne götürmüş bu dünyadan gönül?
Sana eyvah düştü, bana eyvallah.
Bu bir vazgeçiştir belki de virgül;
Noktayı koyan ölüme eyvallah.
Kefen üşüdü, bağıra çağıra,
Ömrümün sonbaharının lütfu, sevdanın karası;
Gözümde kokarsın, mutluluk yaşımın gül yüzü.
Tam da ortasına düştüm, kalbinin ezan çiçeği,
Ağustos gülü, ipil ipil yağdın yüreğime, arife günü.
Kayboldum çölünde, serabın ardı yine serap;
Bekleme odası dedikleri yerdeyim,
Gölgem cepsiz kefenlere dolandı.
Yürüdüm durdum şu fani dünyada,
Gördüm ki külü yalan, sözü yalandı.
Koskoca evrende bir toz tanesi olanlar,
Sevda da bitermiş, dertler de meğer,
Bir bir kaybolurmuş fani dünyada.
Gönülde kalanlar ateşe düşer,
Kül olurmuş beden, fani dünyada.
Son demle gölgeler gibi sararıp,
Solumda nedensiz bir yaprak dökümü,
Bir beşerin yüreğinde yük imiş bu dünya.
Tabutun gıcırtısı fanilik türküsü söyler,
Biraz toprak, bir avuç suya.
Bir Nisan yağmuruyla başlamıştı her şey,
Yalnızlık koynunda titrer her gece,
Ay da küs yıldız da… farkında mısın?
Bir ben kaldım düşlerinde gizlice,
Dert olur bakışta… farkında mısın?
Kelimem sus pus, cümlem eksik, yarım,
Aşkım, kederim benim bitmez çilem;
Dile geldikçe kanar her bir zerrem.
Yine eyvah ki eyvah, kahpe felek;
Bir kerecik bari zülfünü görsem.
Geldin, elemler geçirdin düğüme;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!