Sayısını unuttuğum o aldanışlarım vardır benim;
Sahi, bir insan kaç kez vurulur arkasından?
Her arkamı döndüğümde sana, ey sevdiceğim;
Hançeri sapladın sırtımdan, hem de hiç acımadan.
Seviyorum demeyeli kaç hazan, kaç mevsim oldu?
Ruhuma ilmek ilmek işlenmiş bakışların,
Her nereye baksam, karşımda senin yüzün.
Mıh gibi aklıma kazınmış o derin izlerin;
Sensiz bu koca dünya, kapkara matem güzün.
Ellerin hep ellerimi tutsun, hiç bırakmasın,
Bile bile lades dedim,
Yanlışın sonu: yıkıcı bir hüsran.
Bu hayatın bariz bir kuralı;
Ben cam evimden vuruldum ta baştan.
Ne çare bulunur?
Her şeyi boşa çıkaran bir son var,
Hiçbir şey yapmama isteğim.
Baktıkça ağlayasım geliyor,
Birden bire boşalır gözlerim.
Varılacak bir yer var,
Sonbaharda solan çiçekler gibi,
Hüzünlü yalnızlığım,
Sararıp solar, kurur.
Türküleri yakar içimde bir bir;
Acının en keskinine zehrolur.
Sol yanımda hasretlik var,
Düşlerim deniz ardı ülkelerde.
Türküler sevdana kanat çırpar,
Şiirlerimi öldürür gözlerinde.
Hüzünle yüklü ışığım sönerken,
Susadım yokluğuna, çöller kadar ıssız ve dar,
İçimde binlerce senin hasreti, binlerce ahım var.
Ansızın çekip gidersin diye korkuyorum;
Sürsün bu ağır hikâye, sürsün sonsuza kadar.
Sesin sesime karıştı, artık suskunluğum ondan,
Yüzüme bakan solmuş bir resminle,
Raylarda uzayıp gider kara tren.
Camından her dem artan bir hüzünle,
Hüzzam vakti şafağıyla kara tren.
Asla unutulmaz ayrılıklarda,
İçimde yalnızlık hissi, her yanım uçsuz buçaksız çöl,
Sanki sıradaki her şarkı sadece benim için çalıyor.
Bir kızıllık var yine ufukta, bir gün batımı ki sorma;
Giden o son trende, her yer buram buram sen kokuyor.
Kapım çalınıyor aniden, yine o davetsiz misafir geldi,
İki kere iki her zaman dört etmiyor;
Bazen kocaman bir "hiç" kalıyor avuçlarında,
Bazen keskin bir hazan sızısı...
Hesaplar tutmuyor bu aşk pazarında.
İçim dışım Eylül benim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!