Duran Emmi gelmiş, başında gök tacı,
Su testisi kırılmış, vardık biz çeşmeye.
Sararmış havlum... Veremem şimdi,
Uzattı mendilini bana, akıp giden sudan.
O deryada ruhum yatağını buldu.
İki ayna arasında zamansız bir gölge duruyor;
kimsenin görmediği,
her şeyi birbirine teyelleyen sessiz bir mimari.
Karanlık değil bu, biliyorum.
İki suret arasında sızan,
Vardık yine orası tanıdık ocak,
Açtı kapıyı bizim bin bir surat.
Salladı herkes kısır laf kucak kucak,
Sorsan kendisi bulunmaz bir kumaş.
Bırakmış birine bugünde sözü,
Şu göz ki hep seni gördü,
Senden ayrı görmez evi.
Âşık yapar gönül harcı,
Döksen tutar tüm cihanı.
Kudret şanın içim yakar,
Gurbet çaldı kapımı, yastığa uzandı
Kocaman açıldı çarşaf, acı bir ses haykırdı.
Ötekinin mendilinde saklı kaldı veda,
Solmuş bir yemeninin rengindeydi hüzün.
Gün karası çöktü örtünün üzerine.
Gönül karası etrafında
Döndüm sabaha kadar.
Nice can gelip geçti de
Gözüm bana perdedar.
Akşam vardım payitahta;
Girdim elli yaşına, ışık söndü.
Çıktım ağaca, düştüm aşağıya.
Uzandı gönlüm, boyandı kızıla.
Canım şenlik yerinde aşka yandı.
Sardı etrafımı takkesiz cambaz.
Kâl bilinme, hâl silinme,
Tercih vardır bizim dilde.
Sen istersen sözün diker,
İğne iplik yoktur, dinle.
Gönül sepeti örülse,
Önce hafif bir sarsıntıydı
ardından gelen ürperti
yusufun kuyusunda ne aradık
dipten yansıdı şimal
İndikçe çoğalan çağlayan gibi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!