Şu gölgenin rengi yanık,
Sordum, gözün var mı diye.
Baktı, döndü hep geriye;
Ömür doğdu düş içine.
Boş beşiğe yatar oldum,
Göz görmedi koca devi,
Çarptım ona öfke seli.
Bir solukta yutar beni,
Acep ne yapmalı şimdi?
Elma dalı sarkmış yere,
Sarıldım hep yokluğuma,
Tuhaf sesler yankılandı.
Kendimi bazen tanıdım,
Çoğunda ben bir yabancı.
Fırtına öncesi sefer,
Samanlığa sakladım bir avuç zaman,
Fare sardı her yanı; yok oldu mekân.
Bir an geçti içinden, vardı bir kervan;
İçimden çıktı dört kollu canavar.
Topladım kudret ağacından tohum,
Zâtına hastır ferdiyet,
Seçim değil, ezel sırrı.
Sebepten açılan kapı,
Var elbet bilâ keyfiyet.
Sırf'ı bilmek özün başı,
Ayna çatlıyor
gök kubbenin görünmeyen yerinde.
Ses yağmurları
karanlığın içinden
sessizce süzülüyor.
Mitlerin dar duvarlarında
sıkıştırılıyor insan;
evrim denilen genellemelerin
bitmeyen halkalarına
sığdırılıyor.
Uçmağa yakın durur zaman.
Bir yaprak döner,
bir ömür sessizce yer değiştirir.
Çocukluk,
avuçta unutulmuş bir gökyüzüdür;
Makber önü çok karanlık,
Işık arar gözüm yine.
Bir ananın o kucağı
Sönmüş yavrusunu bekler.
Yeşil ibrik suyu ister,
Kim olduğun ne önemli,
Ne giyersen odur kalan.
Seni gören onu bilir,
Kendin kalır en geride.
Ayna iki yönlü bakar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!