Yeşilin en derininde
renklerin dilinde
gölgeye karışıyordu sesler
mesafe iki yay
hatta daha yakındı
Vardım dört çınar altına, alın yazım...
Döner kelâm başımda, elimde sazım.
Vurdum teli bir aşağı, üç söz dışa taşar;
Yazgı ilmek atmış; varsın sözüm çalsın.
Seherde kalkınca düştü özüm kazana,
Hal böyleyse gerçek neydi,
Belki dünden bir yansıma.
Her durumda vehimleşen,
Kesişen dört gölgemde ben.
İlk konuşan kural koydu,
Niye sustun, şaşkın gönül?
Dağlar sana neden durdu?
Kimde kaldı selâm sözün,
Göğe baksan aşkın vurdu.
Nice bahar öyle geçti,
Ey dostlar dostu, bilirsin,
Sevgimi de sen bilirsin.
Sakladım gönlümde seni,
Nûrun pâk eyler, bilirsin.
Ruhum arşa yükselirken,
Koşa koşa geldi millet,
Her bildiği çokça hikmet.
Simit açtı bol susamlı,
Gel ocağa, dök odunu.
Halka halka saçar unu,
Dur yolcu, geldiğin bu yer, kimsesizler durağıdır.
Allah'tan başkası yok diyene, bir soluktur
Aradığın ne ise arama göz ile,
Gönül gözü ile bakan görür gerisi beyhude
Beni can kulağı ile dinleyen, ey Salik,
Bir hat yazısıydı eski bir sandıkta bulduğum,
Dedemden kalan mürekkep damladı elime.
Okudum; her yöne açılan başka aynadaydım,
Hatların kıvrımında seyre daldım iki cihanı.
Açıldıkça nefessiz kaldım, sır bende saklı,
Hep gökleri seyrederdi
çocukluğum.
Dans eden yıldızlara uzanmak,
bir köprü kurmak,
yürümek sonsuzluğa...
İbrikte su kaynar, içinde odun oynar,
döktüm ağaç dibine, balık koştu yana.
salladım ağacı da, düştü başa havyar,
saçımda üç beş kuzu, gezer kol kola
Nefis dedi: İlim ben'im, gayrı beyhude




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!