Bir kez gönül kırdın ise,
Yoktur sana bir kelâmım.
Derviş zanna aldanmaz,
Bil, Hünkâr’dır sığınağım.
Gözyaşım taşkın oldu,
Bandım pekmeze somun ekmek,
Üzerime damlar kara kara benek.
İndim göze dibine, arılar balı arar.
Silmeye kalmadı su, ağzım yanar.
Keskin akıl küpüne baht olur mu?
Nice kıssalarda söyledik
geriye ne kaldı bizden artan
ömür defterinde kaybolduk
biri bizi anar bizden gayri
Vefayı yolda gördük
Heybem koşar bana doğru,
Yok içinde âdem süsü.
Biraz mahcup, çok çekingen,
Acep şimdi yol bezirgân?
Aç kapıyı, ne durursun?
Ömür, boş bir sepetle girdi eve.
Salondaki masanın üzerine bıraktı.
Şaşkındı eşi;
Aşure ayı gelmiş,
ev halkı erzak bekliyordu.
Bakır altın olmaz sanma
niceleri uğraştı durdu
aklım yeter diyen
tencereye kaplama çaldı
Attığın her adım
Bir sızı saplandı sessizce yüreğime,
Baktım sayfalar arasına günlüğüm.
Kurduğum camdan köşkün bahçesine,
İçimden bir çekirge sıçradı yüzüme.
Açsam örtümü, kim görür yükümü?
Azap ne ki sen olmasan,
Deli gönlüm arar seni.
Üç kuruşluk yalan dünya,
Gelse önüme utançtır.
Bol salkımlı bahçe versen,
Çok arama gözüm gülü,
Güzün düşü, gönlün süsü.
Bir bakarsın söze gelir,
Döker dudak taç yaprağı.
Her renginde başka hülya,
Kendimizi
değişmeyen bir bedenin içinde
tamamlanmış sanmak,
aklın sessizce ördüğü
bir kafestir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!