1976 yılında Üsküdar’da dünyaya gelen Aykut Kınay, Yıldız Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. Şiirlerinde daha çok iç dünyanın sessiz yankılarına, insanın hakikat arayışına ve İslam tasavvufunun derinliklerine yönelen şair; gündelik hayatın içinde içrek manevi anlamları sade fakat hissiyat yüklü bir dille işlemektedir.
Tasavvufu bir düşünce alanından ziyade bir gönül terbiyesi olarak gören Kınay, amatör ruhunu koruyarak kaleme aldığı şiirlerinde; tevekkül, aşk,ölüm, fanilik ve insanın kendini ara ...
Benlik diye diye...
Dost aradığın cümlelerde
Adanmış hayatları anlatsam
Dostluk sözde değil özde
Ne anlatır seni bugün de
Sordum kargaya aradığın orada
Giyince kaftanı toplattı bağı
Dolunca sepet taktım kalpağı başa
Şahini görünce hatırladım nigarı
Fayda zarar karıştı içindekiler başka
Sendeki seni yazmak ne sağlar
molla seni anlamış da rıza kime bakar
erik, üzüm, ceviz dersin
hepsini bir petekte bağlar
Söz olursun sözün seni yazar
Ayrılık çeşmesinde bir damla göz yaşı bıraktım sana.
Ben sana hatıra
Aynadan bakarsan bambaşka.
Yedi esmanın yedi hakikatinden süzülen
Toprağa karışan çok küçük bir damla..
Bir bak çeşmenin etrafına.
Baba Arslan ocağından çıktık yola
Kızılcık şerbetini içtik anca
Attan indik kaldık yaya
Hangi dağda kurt öldü baktık sağa sola.
Kurdu bulduk ama koyuna ne ola
Postu sermiş bize baka
Bakır altın olmaz sanma
Niceleri uğraştı durdu
Aklım yeter diyen
Tencereye kaplama çaldı
Ömür dediğin nedir
Hakkı bir dem zikretmek
Hoş bir sedadır kalan
Dönüşü olmayan yolda
Elif ve Vav'da saklı teslimiyet
Öncesinde gelene rıza gerek
Takdire boyun eğerse masumiyet
Sonrasında bana seni gerek
Bilsek nedir mahremiyet
İlim ilim nerede
ilim kendinde
Sen kendini bildin mi
Düşlerinin özünde
Hiçlikte dönme
Dünyaya devrân olsam
Kanadım kırık yara
Varsak gitsek dost ile
Sözü bizi sara
Artık konar oldum




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!