Dikilince sırık toprağa
Fida öyle şaha kalktı
Bu diyarda şahlık kime kala
Alem-i misalın bostanı
Savrulur rüzgârda yan basa
O örtünün yanı boştu,
Loş bir ışığın altında.
Giden zaman karşısında
Kum saati misali ben.
Çıkmak istedim tünelden,
Gel benimle, geldim yine;
Düş içinde düştüm gene.
Geç deyince geçtim öne,
Söz peşinde ömrüm geçti.
Kimi yâre düğüm atar,
Gel gör gönül neyi eyler,
Bir gecede hırka ister.
Sor hâlini, bilmez yine,
Aşkı kendine yâr ister.
O gaflete kanma sakın,
Gel gözümün nuru, sen gel,
Boş meclisler saman kokar.
Bir düşürsen o yüzüğü,
Kırk kafadar arar onu.
Hak divanı, gönül hanı,
İşit beni ey kadim dost,
Amelin şu tüle benzer.
İçerisi sana özel,
Bakan görmez en güzeli.
Bir leğende yıkasan da,
Duran Emmi gelmiş, başında gök tacı,
Su testisi kırılmış, vardık biz çeşmeye.
Sararmış havlum... Veremem şimdi,
Uzattı mendilini bana, akıp giden sudan.
O deryada ruhum yatağını buldu.
İki ayna arasında zamansız bir gölge duruyor;
kimsenin görmediği,
her şeyi birbirine teyelleyen sessiz bir mimari.
Karanlık değil bu, biliyorum.
İki suret arasında sızan,
Vardık yine orası tanıdık ocak,
Açtı kapıyı bizim bin bir surat.
Salladı herkes kısır laf kucak kucak,
Sorsan kendisi bulunmaz bir kumaş.
Bırakmış birine bugünde sözü,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!