Genç bir merakla geldi,
Selam verdi, oturdu masaya.
İlk bakışta anladım;
Zihni darmadağındı.
Böldü sessizliği:
“Dayı, memleket nere?”
İri cüsse odun kesti,
Kara kışa daha vardı.
Ağaç evin önü doldu,
Belkız camını kapattı.
İki oğlan koştu hemen,
Her dokunan olur altın,
Zâhir bilim bilmez onu.
Bir değere koymaz özü,
Ayna çeker nuru yayar.
Kıymet aynı kalır canda,
Karanlığın içinde
Kırık Kalpler Sokağı'nın girişinde
Tabut gördüm düşümde
Bir tek ben vardım
Benim önümde
Kırk katırla kırk kütük çektim,
Ayağımın altında tahta kurdu.
Bir adımda yere çarptı başım.
Döndüm dereye, düşe atladım.
Benekli pulları gözümü yaktı.
Haber bekler cümle İslâm neferi
Gönüllerde tüter çoban ateşleri
Devlet-i Aliyye düşlerde diri
Bismillah deyip yürür erenler
Fetih gönüllerde başlar ey can
Pendik’li Eskioğlu Ahmed,
henüz on yedisindeydi.
Babasından kalma üzüm bağında,
bağ bozumu gününü bekliyordu.
Bir sabah,
iki inzibat ansızın köyüne geldi.
Toplandı nice kuş yine,
Yüce dağın zirvesinde.
Boz boyunlu sözü kesti,
Bir öfkeyle hüküm verdi.
Kara baykuş ıslık çaldı,
Ne varlıkta sevdim seni,
Ne yoklukta sustu dilim.
İki cihan aşkı bildim,
Sözüm meclisten içeri.
Kara gözüm dane dane,
İçinde kırk çeşit harman var
Öncesinde yana yana kavrulur
Ufalanır toz olur kıvamında
Hepsinde saklı ilâhi rızâ
Söz uçar yazı kalır




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!