Kardeş dedi: “İlim bu!
Üç aşağı, beş yukarı;
Altıda bir durak koydu,
burhan kertede saklı kaldı.
Anladık; kondu akla mîm,
Uzatıp su vurdular;
Ayak boynuma pek uzak.
Gelen döktü tasa niyaz.
Özüm bana seyir oldu.
Dört ayaklı meşe tahta,
Sırra kadem bastı gönül,
Sam yeline doğru sessiz.
Yol boyunca savrulsa da
Yavaş ama özü vakur.
Hafî gördü hep inceden,
Soluk beniz geldi yurda,
Nice civan var yanında.
Kurt postlu o yiğitlere,
Ayran sundu eren baba.
Gelin ana sofra kurdu,
Şu harabe bahçe kalmış,
Diken dolu çorak toprak.
Kuyu açsam suyu çıkmaz,
Güneş doğar, ağaç da yok.
Köylü gelir boş çuvalla,
Sözlerin kalıcılığında
bir iz bırakma telaşıyla
yaşıyor insan.
Bir ömür
içinde bir sır taşıyor;
Sor beni... Sor beni şu karşı dağlara;
Ak düşmüş başıma; sırdaş kim ola?
Tüter dumanım, karşı yamaç yana...
Senden kalan bir taş buldum bayırda!
Özüm arar: "Bana senden iz lazım...
Nefessiz gecenin rengine daldım,
Kapandı gözlerim sabaha doğru.
Seherde saçıldı yıldızlar yine,
Şuâ yağmurları kalbime yağdı.
Kayboldum sözlerde, hiçliğe uydum,
Şu semanın yedi kızı,
Her geceye saçar süsü,
İki devrin dem gölgesi,
Göz ucunda parlar düşü.
Baş bağlamış yâri bekler,
Hekim çekse de dişini,
Süt dişine sor gerçeği.
Çıktığında can da acır,
Azı dişin sırdaş olur.
Çok bilmektir öze perde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!