Sordum: vicdan nerede
pabuca sığmaz oldu
attım dama, kirlensin diye
ufuk gördü: gel hele
Peşinde pervane olduk
Açtım Yarım Kitabımı,
kelebekler yüzüme uçuştu;
kimi rengine takıldı, biri uçuşuna.
Kıymet vermedim önümde olana,
bana dünden kalan sığ göl içinde.
Var git eren yurduna,
Gir sen şeyhin yoluna.
Sor ona Ahmed aşkı,
Kapı açar erler şahı.
Ak sakallı dedelere
Vay diline ne çok defa,
Durmaz atar sözü yere.
Bir dinlesen toprak ne der,
Kaçar ayak hep geriye.
Her devirde vardır elbet,
Yürüdük yalın ayak
Aceb nedir hakikât
Dost dedi aslı toprak
Mayasında saklı sikât
Aşağısı hep sulak
Yankının Gölgesi
Kendi yankısından ibaret
bir gölgeyim;
karşımdaki gözle görünürüm.
Yansımama
Gerçeklik, tek bir yüz değil;
aynı ışığın kırılmış camlarda çoğalan parıltısıdır.
Bir göz değer, yerinden oynar gölge;
bir bakış geçer,
duvarda başka bir şekil.
Sen gelince dilim döndü,
Sazım benden aktı şimdi.
Can boğaza hançer olsa,
Yine gönlüm sorar düşü.
Güz gününde cemre düştü.
Süzüldü yedi akbaba,
Kanatları göğü kaplar.
Rüzgârı savurdu beni,
Yuttum nice nice demi.
Gönül sele kapı açtı.
Zamanımın kıyısından yelken açtım,
Ufukların ötesindeki masal adasına;
Kendine yolcu, kendi sakinine doğru,
Dalgaların vurduğu dünyamın özüne.
Anın içinde, belki de ondan da yakın;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!