31 Mart 1979 tarihinde Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdum. İlk ve orta öğrenimi Ergani'de tamamladım. 18 yaşında Ankara'da bir kamu kuruluşuna atanarak çalışma hayatına başladım. Bu süreçte Dicle Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi lisans programlarından mezun oldum.Çeşitli illerde görev yaptım. Halen kamu kuruluşunda görevime devam etmekteyim. Sosyal medyada şiirleri yorumluyordum ve şiir yazmaya başladım geniş bir okuyucu kitlesine çok kısa sürede 40 bine yakın takipçiye ulaştım Özellikle Yusuf Hayaloğlu'nun şiirlerine ola ...
Bak kardeşim, dalgalar vurur durur Portakal Bahçeleri’nin kıyısına,
Denizden çekip aldığımız o tuzlu Akdeniz rüzgârı çarpar yüzümüze her gece.
Toroslar’ın başı desen, bildim bileli dumanlıdır, hiç açılmaz o dağlar;
Bizim de şu çileli başımız beladan, dertten bir türlü kurtulmaz ya, neyse...
İstasyona gidersin hani, tam gece yarısı bir tren kalkar pat diye,
Bak dinle... Bu öyle alelade bir aşk hikayesi değil. Bu, kelimelerin nefesinin kesildiği, sözün o uçurum ağzında sustuğu yerde başlayan bir iç çekişidir.
Hani fırtına kopar da insan sığınacak bir saçak altı arar ya; işte sen benim o fırtınalı ömrümde sığındığım en kuytu, en namuslu limanımdın.
Kimselere fısıldayamadım ismini, sakladım.
Kuytu köşelerde, hüzünlü akşamlarda sadece kendi yüreğime söyledim.
Titrek alevi dans eder karanlıkta,
Her yanışında bir sevda hikâyesi anlatır,
Erirken damla damla, aşkla yanar mum,
Işığıyla yüreğime umut katar.
Sevginin sessiz tanığıdır o,
Ben mutluluğu bir çocuk oyuncağı sanmıştım önce,
Kırık dökük bir salıncakta, sallandıkça uçacak gibi...
Oysa ne zaman uzatsam ellerimi o gökyüzüne,
Kuşlar göç etti, bulutlar ağladı, gölgeler sırtını döndü bana.
Dedim ya kirve, ben mutluluğu hiç bilmedim,
Hiç yaşamadım ki fiyakalı sofralarda, süslü akşamlarda...
Gece, siyah pelerinini şehrin üstüne örttüğünde,
Zaman durur, hüzün susar, bir masal başlar yeniden.
Milyonlarca ekranın arkasında binbir hayat sönerken,
Bir ışık yanar en derinden, bir kapı açılır erkenden.
O kapının eşiğinde iki yürek bekler gelenleri;
Neden iyiler hep kaybeder bu hayatta, söyle?
Neden dürüstlük, sahtekarlara yenik düşer böyle?
Neden merhamet, acımasızlık karşısında susar, dinler?
Neden sevgi, nefretin gölgesinde kaybolur, siner?
Adalet nerede, hak nerede, vicdan şimdi nerede?
Hangi bozuk pusula şaşırttı da yönümüzü, o uçurumun kenarına getirdi bizi?
Söyle; hangi sessizlik daha ağır basardı, benim sana kurduğum o cümlelerden?
Bütün şehir uykuya teslim olmuşken, ben senin gölgeni beklerdim kapı eşiklerinde.
Şimdi o eşikler öksüz, şimdi o kapılar yüzüme kapalı.
Hangi hırsın esiri oldun da, o incecik dalı kırdın gövdemizden?
Ne faydası var artık bu saatten sonra gecikmiş itirafların?
Fırtına kopmuş, dalgalar kıyıya vurmuş, geriye sadece tuzla buz olmuş anılar kalmışken…
"Olsun" diyorsun, sineye çekiyorsun da içindeki o sessiz çığlığı nereye sığdıracaksın?
Her şarkıda bir teselli aramak, her ritimde biraz daha eksilmek nafile artık.
Görüşmek üzere ayrılan yolların, el sallamadan gidenlerin arkasından bakmak ne zormuş.
Bir infaz salonu sessizliği çöktü bu şehre,
Dudaklarımda paslı kelepçe, dilim mühürlü.
Aştığım her patika barikat, geçtiğim her yol uçurum,
İçimde dinmeyen yangınlar, dışımda zemheri…
Söyle yar, şimdi ben ne edeyim?
Siz benim hangi yangınlardan sustuğumu,
Çocukluğumun hangi pusuda vurulduğunu,
Ve gençliğimi hangi sokaklarda astığımı...
Nereden bileceksiniz?
Siz ipek uykuların koynunda uyurken,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!