Hangi bozuk pusula şaşırttı da yönümüzü, o uçurumun kenarına getirdi bizi?
Söyle; hangi sessizlik daha ağır basardı, benim sana kurduğum o cümlelerden?
Bütün şehir uykuya teslim olmuşken, ben senin gölgeni beklerdim kapı eşiklerinde.
Şimdi o eşikler öksüz, şimdi o kapılar yüzüme kapalı.
Hangi hırsın esiri oldun da, o incecik dalı kırdın gövdemizden?
Oysaki seni çok sevmiştim, benim her şeyimdin;
Bir nefeslik canım vardı, onu da senin yollarına sermiştim.
Benim her şeyimdin; ekmeğimdin, suyumdun, içtiğim nefestimdin.
Şimdi bu uçsuz bucaksız yalnızlıkta, neden beni öksüz bıraktın?
Giderken bir "hoşça kal" bile bırakmadın masada,
Çay soğudu, tütün bitti, duvarlar küstü bana.
Hani biz bir ömürlük yeminler içmiştik o demlerde?
Şimdi hangi yabancı kıyıda, hangi yalan limanda,
Kime anlatıyorsun o bize ait, o tozlu masalları?
Neden sevmedin? Seni çok sevmişti, sen yoksa başka bir hayalin peşinde miydin?
Neden sevmedin? Bir damla huzuru çok mu gördün, sen yoksa koca bir boşluğun esiri miydin?
Neden sevmedin? Ben senin her zerrene tutunmuşken, sen yoksa bir yabancı gibi mi gezinirdin?
Neden sevmedin? Gözlerime bakarken bile aslında başka bir aynaya mı bakıyordun, sen yoksa benimle değil de hayalimle mi sevişirdin?
Gittin ama, geride bir harita bıraktın; her çizgisi benim yaram, her kıvrımı senin yalanın.
Sırtımdaki bu kambur, senin bıraktığın o ağır vedanın izidir artık.
Bana "zaman her şeyi iyileştirir" deme, o masallar artık bana çok uzak, çok yalan;
Zaman iyileştirmez, sadece alıştıra alıştıra öldürür insanı, senin beni öldürdüğün gibi.
Sormam, geri gel diye yalvarmam;
Benim dilimden düşen her kelime, senin gidişinle beraber ağırlaştı.
Söyle, şimdi hangi yabancı sofrada, hangi yalanın huzuruyla çayını yudumluyorsun?
Ben burada, kendi kurduğum o harabe evde,
Senin bıraktığın o ağır kokuyla, o eksiklikle savaşırken;
Sen, nasıl bu kadar hafifleyebildin omuzlarındaki o büyük yükten?
Neden gittin?
Biliyorum; cevapların yok, sadece suskunlukların var.
Bir enkazın üzerinde yükselmekten bahsetmiyorum,
Benim içimde çöktürdüğün o mimarinin hesabını soruyorum.
Kaçtığın yer, aslında dönüp dolaşıp kendine çarptığın o çıkmaz sokak.
Gittin...
Ve giderken, benim kendime dair neyim varsa,
Hepsini bir eski giysi gibi, o soğuk odada unuttun.
Şimdi anlıyorum; sen hiç kalmamışsın aslında.
Sadece bir misafir gibi gelip, içimdeki eşyaları dağıtıp gitmişsin.
Olsun.
Ben bu yıkıntının ortasında, sadece o sorunun yankısıyla kalırım;
Nedeni söyle!
Daha içimdeki o son ışık sönmeden, neden o kapıyı böyle hoyratça çektin?
İşte bu, ne af dileyen bir pişmanlık, ne de veda eden bir sitem;
Bu sadece, gidenin arkasında bıraktığı o koca boşluğa,
Bir insanın kendi acısıyla tuttuğu o keskin hesap defteridir.
Kayıt Tarihi : 28.04.2026 06:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!