Bakma öyle, sanki ilk defa gidiyormuşum gibi gözlerimin içine.
Bu bir veda değil, bu bir ruhun kendi kabuğundan sıyrılıp, ait olduğu o uçsuz bucaksız sessizliğe dönme eylemidir.
İçimde biriken, belki yıllardır raflara kaldırdığım, tozlanmış o kadim anıları şimdi usulca mühürlüyorum.
Senin gözlerinde gördüğüm o ışık, benim dünyamın en karanlık köşesini bile aydınlatmaya yetiyordu evet; ama insan, bir başkasının ışığıyla ısınırken kendi içinde yavaş yavaş sönmeye başladığını ancak geç fark ediyor.
Seni terk etmiyorum, sadece bizden geriye kalan o ağır yükü bırakıyorum.
Sensiz geçen her gece, ömrümden eksilen bir ömür sanki gülüm...
Eski duvarlar üstüme üstüme yürür, saatim durur, takvimler yaprağını unutur.
Gözlerimin feri söneli çok oldu, aynalardaki o yorgun adam da kayboldu.
Bir kentin bütün sokak lambaları bu suça ortaktır artık; her köşe başında yüzüme vurur yokluğun.
Gidişinle yarım kaldı bütün hikâyeler, yarım kaldı yarınlar, eksildi dualar.
SEN BENİM MUCİZEMSİN
Bir mucize beklemek, enkazın altında nefes almak gibidir bazen,
Hani o hiç çıkmayacak sanılan güneşin, çatlaklardan sızan ilk huzmesi gibi.
Seni sevmek, bir dağın zirvesine çıplak ayakla tırmanıp,
Kendi sesini rüzgarda yankılatmak kadar ağır, bir o kadar da hürmetli.
Ben bu ömrü, takvimlerden düşen yaprakların hüzünlü hışırtısına değil,
Sanki ben bir rüyaya ansızın uyanmıştım,
Gözlerinde yitik bir cennet şafağı bulmuştum.
Tatlı sözlerin ömrüme kutsal can suyuydu.
Varlığın bana verilmiş en güzel ödüldü,
Sen benim canıma candın, biricik sevdamdın,
Gittiğin yollarda hala seni arar gözlerim,
Dilimde mühürlendi sana dair o son sözlerim.
Yastığımın kıvrımında hapsolup kaldı o eşsiz kokun,
Ruhuma dokunur hala o en son dokunuşun.
Hangi rüzgar esse nefesini bana getirir sanırım,
Ben bu evde sadece senin hatıranla yanarım.
Sen o kapıyı vurup gittiğin an,
Gündüzün şalteri indi birden, zifiri karanlığa kesildik.
Mutfaktaki demlik soğunu yedi,
Masadaki iki bardaktan biri boynunu büktü,
Sokaktaki lambalar bile kör oldu sanki.
Hani derler ya “Dünya dönüyor,”
Gönlümün eşiğine ilk bastığın o gün başladı masalım,
Seni bir emanet gibi, bir kutsal yemin gibi taşıdım solumda.
Gözlerine bakarken dünyayı dışarıda bıraktım,
Seni her şeyden, herkesten, hatta kendimden sakındım.
Ben seni sokağın kör karanlığında değil,
Yine gece yarısı, hasretinle kavrulmuş bu can,
Özlem kokusu sarmış dört bir yanımı her an.
Duygularım esir alınmış, ruhum prangalı,
Gönül mahkûmuyum sana, vurgun düşmüşüm ey can.
Sevdanın girdabında, çaresiz bir bekleyiş bu,
Bakma öyle,
Gözlerimde birikmiş faili meçhul vedalar yok benim.
Cebimde kırık dökük bir sevda,
Dilimde paslı bir türküyle geldim kapına.
Öyle protokol kurallarıyla,
Kitap cümleleriyle değil;
Seni Seversem Eğer,
Gecenin en amansız, en cellat vaktinde tutuşur ihtilal.
Koca bir şehir susar, sokak lambaları cızırdayarak söner,
Ve ben, göğsümün sol kafesinde beslediğim o esmer yangınla
Yarıp geçerim barikatları, dimdik çıkarım karşına.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!