Bazı akşamlar vardır; insanın göğsüne bir yumru oturur, ne yutkunabilirsin ne de anlatabilirsin.
İşte öyle zamanlarda insan sığınacak bir liman, başını yaslayacak bir omuz arar.
Ben o limanı senin kalbinde buldum.
Hani derler ya, "Gönül kimi severse aşk onda güzeldir" diye...
Benim aşkım da sende güzelleşti, seninle bir mana buldu.
Şimdi dinle beni; bu sana bir şiir değil, bu sana bir ruhun teslimiyetidir...
Bazı akşamlar çöker, ağır bir sis gibi,
Göğsünde bir yumru, dilsiz bir yas gibi...
İnsan sığınacak huzurlu bir liman,
Yaslanacak bir omuz arar o an.
Ben o limanı kalbinde, huzuru sinende buldum,
Bak işte, perde iniyor sessizce...
Işıklar sönüyor, sokak lambaları son kez göz kırpıyor bana.
Cebimde biriktirdiğim onca kavga,
Dilimin ucunda yarım kalmış onca küfürle gidiyorum.
Üstelik mevsim de tam vaktinde;
Hani o sevmediğim, içimi üşüten gri yağmurlar var ya, tam da öyle...
Bak hele, sis çöker yine Boztepe’nin o dik yamaçlarına,
Hırçın bir rüzgâr eser de denizden, vurur sertçe yüzümüze.
Biz ki şu yemyeşil doğanın ortasında karardık kaldık sen herif,
Şu koca Karadeniz’in bitmek bilmeyen kahrı sinmiş üstümüze.
O dik fındık bahçelerinde al terimiz, gençliğimiz kaldı,
Karatepe-Aslantaş Antik Kenti fısıldar Hitit sırrını,
Osmaniye’nin Çukurova’ya dayanan o mağrur bağrını.
Korkut Ata’nın soyundan gelen yiğitlerin harman yeri,
Bu şehir ki Çukurova’nın kalbinde duran mertlik eseri!
Ceyhan Nehri akar geçer ovaların tam ortasından,
Sevgili dünyalılar, henüz nefes alıp veren canlar,
Size bu satırları, mutlak sessizliğin ve sonsuz bekleyişin hüküm sürdüğü yerden yazıyorum. Ben de dün sizin gibiydim; hırslarım, arzularım vardı. Ama benim dünyamın rengi biraz daha farklıydı. Benim dünyam, çileyle yoğrulmuş, dertle beslenmiş, yalnızlıkla sınanmış bir ömürdü. Şimdi, bedenim toprağın soğuk kollarında dinlenirken, ruhum bu engin boşlukta, yaşadıklarımı ve yaşayamadıklarımı, bana yapılanları ve bana yapılmayanları bir bir gözden geçiriyor. Ve inanın bana, bu muhasebe, dünyadaki en zorlu sınavdan bile ağır.
Ne çok yorulmuşum, insanlardan ne çok çektim bilemezsiniz. Derdimi, çilemi kimseyle paylaşamadım, paylaşsam da anlayan olmadı. Yaralarımı sardığımı zannettiklerim, daha da derinleştirdi her bir kesiği. Aşk dedik, sevgi dedik, ama en çok sevdiğimiz yarı yolda bıraktı, elimizden tutmadı. Uğruna yüzümden akan yaşı bile kuruturcasına inandık. Dostluk dedik, ama en büyük hançer en güvendiğimizden geldi. Annem, babam, kardeşlerim, çocuklarım, akrabalarım, arkadaşlarım… En zor anımda, en dar günümde, birer birer sırt çevirdiler bana. Kimsem kalmadı sandığımda, anladım ki ailem dahi beni yalnız bırakmış. Bir başıma kaldım bu koca dünyada, dertlerle boğuşa boğuşa, kimsesizliğin acısıyla kıvrana kıvrana. Sanırdım ki bu bağlar beni bir ömür ayakta tutacak, en azından bir dayanağım olacak. Şimdi görüyorum ki, hiçbir şey değmezmiş! Vefa da bu dünyanın gelip geçici bir yanılsamasıymış. Beden toprakla buluştuğunda, tüm o yoğun bağlar dahi zamanla inceliyor, kopuyor. Tıpkı mezara girdiğimde tek başıma kaldığım gibi. Adınız anılsa bile, o ilk günkü gözyaşları kuruyor, anılar soluklaşıyor. Unutulmak, buradaki en keskin hançerlerden biri. O çok değer verdiğimiz "ben" ve "benim olan" kavramları, burada zerre kadar değer taşımıyor.
Yapılan kötülükler… Ah, o küçük, önemsiz sandığımız kötülükler! Benim yaşadıklarımın yanında belki de devede kulak kalır. Ama şimdi görüyorum ki, insanları inciten her eylem, o kişinin vicdanında birer kor gibi yanıyor burada. Bana yaşatılan her acı, her haksızlık, beni yalnız bırakan her bir el, burada, ruhumun aynasında, çıplak bir gerçeklikle karşıma çıkıyor.
Pişmanlıklar… O denli büyük, Keşke kendimi bu kadar harap etmeseydim bu kadar yalan dünya için. Burada, anlıyorum ki, bu dünyanın tüm parası, şöhreti, makamı, unvanı, burada bir toz zerresi kadar bile değer taşımıyor. Yanımda getirdiğim tek sermaye, vicdanımda yankılanan iyiliklerim ve sırtımdaki günahlarım. Kimseye bir faydası olmayan,
Otogarın soğuk bankları, tanıdık yüzler dolu,
Her biri bir yolculuk, bir hikaye gizler, bulur yolu.
Gözlerim seni arar, kalbimde bir heyecan büyür bir an,
Dakikalar saat gibi, zaman geçmek bilmez, ey can.
Anonslar yankılanır, her ses bir umut ışığıdır sanki,
Gittiğin gün, takvimin yapraklarını değil, göğsümün sol yanını kopardılar sanki.
İnsan, içindeki dünya yıkılınca zamanın da onunla birlikte duracağını sanıyor.
Saniyeler akmayacak, akreple yelkovan o uğursuz dakikada çakılı kalacak, dünya bir daha dönmeyecek zannediyor.
Ama dönüyor işte...
Öyle insafsız, öyle aceleci ve öyle arsızca dönüyor ki dünya; senin yokluğun bende kıyametken, sokaktaki hayatın kendi ritminde akıp gitmesi canımı en çok acıtan oluyor.
Zaman geçmez sanmıştım.
Bir zamanlar, gözlerin denizinde kaybolmuştum,
Her dalgasında, aşkın en derinlerine dalmıştım.
Ellerin, ellerimde bir güven limanıydı,
Sözlerin, kalbime yazılan bir aşk destanıydı.
Oysa ki seni çok sevmiştim, delicesine,
Yine bir akşamüstü çöktü şehrin üstüne,
Sanki güneş küsmüş, geceyi sermiş önüme.
Elimde yarım bir sigara, dumanında sen,
Yüreğimde bir hançer, kanar durur derinden.
Hani derler ya; "dağlar devrilirmiş insanın üstüne",
İşte öyle bir ağırlık, çıkmaz sese, çıkmaz nefese.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!