Annem,
Güzel annem, neden gittin benden?
Neden bıraktın beni, bu soğuk yerde?
Bak, çiçekler getirdim sana, hem de en güzelinden,
Ama sen yoksun, koklayacak, sevecek beni.
Yıllar geçmişti gurbet ellerde. Memleket hasreti, anne özlemiyle yoğrulmuştu yüreği. Her gece, annesinin sıcak gülüşünü hayal eder, kavuşacakları günü iple çekerdi. "Az kaldı anne," diye fısıldardı yıldızlara, "az kaldı, geliyorum."
Günler, haftalar, aylar geçti. Sonunda, o beklenen gün geldi. Annesine kavuşacaktı. Yılların hasreti dinecekti. Otobüsün camından memleketini seyrederken, gözleri doluyordu. "Anne," diye mırıldandı, "geliyorum anne."
Otobüs, memleketinin girişinde durdu. Emin, koşar adımlarla evine doğru koştu. Kapıyı çaldı, annesinin sesini duymayı bekledi. Ama kapıyı açan olmadı.
Kaleiçi’nin taştan sokaklarında yürüdüm gece yarısı,
Deniz kokusu karışır içimdeki o yanık tütün sesine.
Yivli Minare yükselir göğe doğru bir ah gibi,
Sen herif, beni teslim ettin bu Akdeniz’in sahte neşesine.
Düden Şelalesi çağlar da dökülür derin uçurumlara,
Şeytan Kalesi yükselir sarp kayalıkların tam tepesinde,
Ardahan’ın dondurucu ayazı çınlar rüzgarın sesinde.
Kura Nehri ovayı dolanıp akar Gürcistan’a doğru,
Serhat şehri Ardahan vatan savunmasının en net doğrusu!
Çıldır Gölü buz tutar çetin kışın soğuk günlerinde,
Çoruh Nehri deli akar, kayaları döver hırsından,
Benim yüreğim de öyle köpürür senin yokluğunda.
Artvin’in dik yamaçlarına pus çökmüş yine bu sabah,
Bir garip adam ağlar durur Karadeniz’in bu dağında.
Sen herif, Kaçkarlar’ın sisli puslu zirvelerinde,
Benim dünyam öyle süslü sofralara, yalan gülüşlere alışık değildi.
Bir yanım kavgaydı benim, bir yanım hep yalnızlık...
Hayatı bir oyun sanırdım, sırası gelince bitip gidecek bir masal.
Ama sen... Sen bir girdin ki hayatıma,
Sanki kırk yıllık dost gibi, sanki doğduğumdan beri yanımdasın.
Ben öyle kolay kolay "mutluyum" demezdim kimseye,
Ey Nebi, ey Resul, sensin gönlümün sultanı,
Aşkınla yandı kalbim, ey şefkat ummanı.
Senin nurunla aydınlandı, bu karanlık dünya,
Sensiz geçen her an, sanki bir zindan bana.
Senin sünnetinle yaşar, senin yolunda yürürüm,
Bu gece kendime kızıp dururum,
Aynada o kırık yüzü yumruklarım.
Ne diye verdim ben bu yüreği?
Ne diye serdim yollarına kendimi?
Sahi, neden sevdim seni bu kadar?
Bile bile yanmak mıydı aşkın bedeli?
Müsaadenizle Hakim Bey...
Bugün karşınıza bir suçlu olarak değil, kendi enkazının altından seslenen yaralı bir ruhun vasiyeti olarak çıkıyorum. Kayıtlara faili meçhul diye geçmesin bu dava, çünkü failimde belli, maktulümde...
Bugün burada bir kaili yada bir hırsızı değil; celladının gözlerindeki cennete aldanıp, o yağlı ilmiği boynuna kendi elleriyle dolayan bir sevda kurbanını yargılayacaksınız. Benim cürümüm; fani bir nefesi Allah’ın gökyüzünden daha kutsal sayıp, mühürlenmiş kaderimi bir kulun avuçlarına korkusuzca bırakmaktı.
Bana aşk nedir dediler? Aşkı anlat dediler
Aşk, bir rüzgar gibi eser yürekte ansızın,
Bazen fırtına koparır, yıkar tüm benliğimi.
Aşk, bir mucizeymiş, dönüştüren her anı,
Bir bakış, bir söz, bambaşka yapar her halimi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!