Gülüşünü sakladığın o uzak şehirler utansın şimdi,
Ben burada yokluğunla diz dize, bir başıma kahrolurken.
Gözlerimin kapısına dayandı yine o kapkaranlık gece,
Sen herif, hangi gurbetin koynunda sızıp kaldın böyle?
Dökülen her yaprakta adın fısıldanır da rüzgâra,
Nevşehir’in gökyüzünde süzülür renkli balonlar,
Peri Bacaları’nda saklıdır asırlık zamanlar.
Kapadokya’nın masalsı diyarı büyüler her canı,
Tarihin kalbi burada atar her bir anı!
Göreme’nin kayadan oyma tarihi kiliseleri,
Hasan Dağı’nın başında zifiri bir duman,
Gecenin bağrına çöker de soğuk rüzgâr,
Biz yine kendi karanlığımızda demleniriz.
Niğde’nin bağlarında gazel döker ağaçlar,
Çocukluğumuz kaldı o tozlu yolların kıyısında,
O çok sevdiğimiz şarkı çalmaya başladığında,
kaderimin infaz hükmü verilmişti aslında.
Hani diyordu ya o dertli ses; "Çok geçmeden geleceğim demiştin..."
İşte geldim sevgilim, sözümde durdum; ama bir sevgili gibi değil,
kendi cenazesine çağrılmış bir yabancı gibi...
Duvarlar üzerime birer şahidimmiş gibi yıkılıyor bu gece.
Hani derler ya; "odam kireç tutmuyor", benimkisi de o hesap işte.
Kumunu karıştırıp sermiyorum, sevdasını sıvamıyorum artık bu dört duvara.
Çünkü sen olmayınca evin yüzü gülmüyor, duvarlar senin yokluğunla çürüyor, rutubet değil; hasret sızıyor taşından toprağından.
Sanki ev, sen gidince nefes almayı bıraktı. Mutfaktaki ocağın altı yanmıyor, çaylar içilse bile tadı yok, tuzu yok.
Gece sanki bir cellat, pusuda bekliyordu,
Zaman, ömrün sırtına kederi yüklüyordu.
Yedi yerinden kırıldı dünya, gök çatladı hırsından,
Bir can pazarı kuruldu, ölümün tam ortasından.
Koca şehirler devrildi, toz olup uçtu her yan,
"Git" dedin bana o gece...
Dudaklarının kenarına çöken o mermer soğukluğuyla,
Yılların emeğini tek kalemde silip kapıyı yüzüme kapattın.
Sanki hiç yaşanmamış gibi aynı ekmeği bölüştüğümüz o fırtınalı ömür,
Sanki hiç paylaşılmamış gibi aynı yangının acısı, aynı gecenin tuzu...
Bazı akşamlar vardır; insanın göğsüne bir yumru oturur, ne yutkunabilirsin ne de anlatabilirsin.
İşte öyle zamanlarda insan sığınacak bir liman, başını yaslayacak bir omuz arar.
Ben o limanı senin kalbinde buldum.
Hani derler ya, "Gönül kimi severse aşk onda güzeldir" diye...
Benim aşkım da sende güzelleşti, seninle bir mana buldu.
Şimdi dinle beni; bu sana bir şiir değil, bu sana bir ruhun teslimiyetidir...
Bazı akşamlar çöker, ağır bir sis gibi,
Göğsünde bir yumru, dilsiz bir yas gibi...
İnsan sığınacak huzurlu bir liman,
Yaslanacak bir omuz arar o an.
Ben o limanı kalbinde, huzuru sinende buldum,
Bak işte, perde iniyor sessizce...
Işıklar sönüyor, sokak lambaları son kez göz kırpıyor bana.
Cebimde biriktirdiğim onca kavga,
Dilimin ucunda yarım kalmış onca küfürle gidiyorum.
Üstelik mevsim de tam vaktinde;
Hani o sevmediğim, içimi üşüten gri yağmurlar var ya, tam da öyle...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!