Diyorlar ki bana, aklını yitirdi,
Diyorlar ki bana, deliliğin pençesiydi.
Diyorlar ki bana, kafayı sıyırdı, gitti gitti,
Diyorlar ki bana, ruhu firar etti, kayboldu bitti
Söylenip duruyorlar, boş sözlerle,
Yine geldim bak...
Güneş bu kalleş dünyayı henüz kirletmeden,
O sahte ışıklar aramıza bir duvar gibi inmeden,
Yüzümü sürdüm toprağına, nefesimi nefesine bağladım.
Arkamdan fısıldaşıyorlarmış, "yine o deli geldi" diyorlarmış,
Bıyık altından gülüp geçiyorlarmış halime...
Ne taht isterim, ne de yalan saraylar,
Ne de şöhretin o kör eden parıltısı.
Yüreğimde bir boşluk, bir dert oyalar,
Bu hayatta kalmadı hiç umut pırıltısı.
Yoruldum artık bu kahpe dünyadan,
Deliyim ben, zincirleri kırılmış bir ruhum,
Sınır tanımayan, uçsuz bucaksız bir coğrafyayım.
Aklın dar kalıplarına sığmayan, bir hür rüzgarım,
Estikçe savurur, yıkarım her an tüm duvarları.
Gözümde yangınlar, ruhumda fırtına kopar,
Bakmayın bana öyle,
yüzümdeki o eski hüzne, o dumanlı bakışa...
Ben aklımı bir gece yarısı, o paslı rayların üzerinde bıraktım!
Herkesin "doğru" dediği o yalan dünyaya,
O sahte gülüşlere, o hesaplı kitaplı sevdalara sığamadım.
Evet, duyduk duymadık demeyin; ben deliyim!
Ben ki dağların ardında kalmış bir bulut
Gözyaşlarımı sakladım senin için
Her sabah sofrana konan ekmeğin
Bereketine dokunamadan büyüdüm anne
Oysa ne çok emek verdin
Yine gece yarısı, yalnızlığın soğuk nefesi,
Saatler vuruyor, sensizliğin sessiz sesi.
Kaçıncı gecenin karanlığı bu, ayrılığın izi?
Kaç gün oldu, kalkamadım o mezar gibi yerden?
Gecenin zifiri karanlığında, yıldızlar kaybolmuş,
Hani bir fırtına kopardı da içimizde, limanlara sığamazdık ya... İşte öyle bir sessizliğin ortasındayım şimdi. Şehrin ışıkları sönmüş, sokak köpekleri bile uykuda, bir ben ayaktayım; cebimde buruşturulmuş hüzünler, dilimde yarım kalmış bir türkü.
Sahi, bensiz mutlu musun?
Gözlerinin o uçsuz buçaksız denizinde şimdi hangi yabancı gemiler yüzüyor? Benim sana adadığım o devasa, o dağ gibi aşkı hangi rüzgarın önüne katıp savurdun? Biz seninle; hüzne boyanmış bir ömrü, bir kuru ekmeği bölüşür gibi bölüşmedik mi? Şimdi sofranda kimin gölgesi var, kadehine kimin efkarı düşüyor?
Çok Güzel Aşkım Vardı...
Öyle alelade bir sevda değildi bu. İçinde namus vardı, içinde kavga vardı, içinde haysiyet vardı. Ben seni severken, bir kentin direnişini sevdim sanki. Saçlarının her telinde bin yıllık bir destan okurdum. Kimselerin bilmediği, kimselerin cesaret edemediği o kuytu köşelerde, adını sızım sızım kalbime kazımıştım.
Bir görsen... Nasıl da yakışırdı sevmek bize.
Neden bu kadar amansız, bu kadar zalimsin hayat?
Sustukça hep ezildim, kimseye hayır diyemedim.
İyiliğimin bedelini hep yalnızlıkla ödedim ben,
Değer verdikçe değersizleştiğimden yoruldum.
En kırılgan yerimden vurdular, hiç acımadan,
Sabahın ilk ışıkları camlara vuruyor,
Hafif bir telaşla sessizlik sona eriyor.
Beyaz önlükler giyiliyor, mesai şimdi başlıyor,
Umutla karışık bir kaygı her bir kalbi sarıyor.
Koridorlarda yorgun ayak sesleri yankılanıyor,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!