Sabahın köründeyim,
Geceyi biri yağmur yıkamış,
Şubat soğuğunun ayazındayım,
Evine meyhane kokusu götüren adamın bakışı ürkütüyor beni.
Darmadağınık zihnim çöp dolmuş,
Kimsesizliğe yürüdüğüm yollar ıslanmış.
Konuşmak istedim,
ama her harf
boğazımda bir düğüm gibi asılı kaldı.
Kime anlatsam
ya acele etti
ya da hiç kalmadı...
Anlatsana, içine döktüğün hüzünleri;
Ağıt ağıt dövünür dururdun.
Gece unutulur diye sakladığın burukluğun geçti mi?
Sabah oldu, yine soramadık.
Anlatsana, içine attığın acıları;
Ölü bir toprak gibiyim,
Hayalin canlandırır beni.
Düşlerimde olsan da kal,
Sevmek ile sevinmek arasındayım.
Bir el dokunur bedenime,
Kendimi bir ölü yıkar gibi yıkadım;
arındım en eski kirlerimden.
Suya düştü içimdeki paslı günahlar.
Bir ağırlık çöktü omuzlarımdan o an,
adını bilmediğim bir sızı dağıldı içimde.
Sustuğum her kelime
bir gölge gibi düştü önümde,
ama bu kez kaçmadım
üzerinden geçtim yavaşça,
kendi izlerimi tanıyarak.
İyileşmez yaralar açma ruhumda,
bırak, yıldız da doğsun, ay da;
bana ölümü anlat
bilirim, cennet de cehennem de
aynı toprağın altında.
Artık adını anmıyorum sesli
Ama içimde hâlâ yürüyorsun
Her sabah aynı yoklukla uyanıp
Sensizliğe yeniden doğuyorum
Zaman, eskisi gibi yakmıyor
Yürümeyi bıraktım artık
çünkü yol,
içimde yürüyordu.
Sessizliğe selam verdim
bir dost gibi,
Adını anmak bile incitiyor zamanı.
Bir çiçeği kurutmak gibi sevdayı,
Yavaşça, usulca kabulleniyorum olanı.
Kırıldım evet,
Ama her cam parçası kendine gökyüzü bulurmuş.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!