İçimdeki heves bitti,
Bu uğradığım son köydü.
İlerisi darmadağınık,
Yıkık virane evler...
Bildiğim yollar kapalı,
Önce sustum.
Sözler anlamını yitirdi
sen gittikten sonra.
Sesin boşlukta çınladı
ama dönmedi.
Sahnede artık kimse yok,
kostümler toza bulanmış.
Bir sandalye devrilmiş,
üzerinde unutulmuş sözler var hâlâ.
Perdeler kapalı,
Yola çıktın,
arkanda yanık duvarlar,
önünde suskun sınırlar var.
Bir mendile sardın sesini,
kardeşinin gözyaşıyla ıslattın.
Koşar adım uzaklaştın
Gittin…
ne bir söz bıraktın
ne de bir iz.
Sesini aradım önce,
sonra kokunu.
Her düş bir başlangıçtır,
her yara bir dönüş.
Kalp bazen düşer, bazen yanar,
ama sonunda hep kendi huzuruna varır.
Bir kalp, düşmeden öğrenmez derinliği.
Şimdi,
her şey sustuğunda
sadece ben varım.
Ve bu yalnızlık,
öyle boş değil;
Bir soru gibi doğdum sabahın içine,
Güneş bile cevap veremedi
neden doğduğuna.
Ben de sustum
çünkü bazı suskunluklar
Yandı ruhum,
eski bir radyodan taşan yanık bir şarkı gibi,
Bir sokak lambasının titreyen ışığında
düştü hatıralar önüme,
ayakkabılarımın tozuna bulaştı çocukluğum.
Söyle, hangi şiirimin uçuk mısraısın?
Hangi dağın yitik çiçeğisin, söyle…
Hangi yöne eseceğini bilmeyen bir boran gibiyim.
Gönlüme sözüm geçmez artık
Söyle de bileyim…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!