Ordu' da doğdum.
Sabah,
kırık bir cam parçası gibi
göğe saplanmış,
ışık parçalarını yansıtıyor sessizce.
Kuşlar,
Bir gün anladım:
Sözler yetmiyor...
Ne bağırsan ne konuşsan
kendi gürültüsünden
duymak istemeyen bir dünya
sağırdır sana.
Artık sonlarını okuduğum hüzünlü bir hikaye gibisin
Küflenmiş bir hayatın son demlerini yaşıyoruz,
Gençlik ahlarla geçen rutubetli zamana yenik düşmüş.
Ömür dediğin şey de mevsimler gibi bitermiş.
S.GÖL
Oruç,
içimde kurulan gizli bir mahkeme.
Sanık: ben.
Şahit: vicdan.
Hüküm: arınmak.
Çocukluğum,
evimizin arkasındaki ceviz ağacına
asılı unutulmuş bir gömlek gibi
yıllardır aynı rüzgârı bekliyor.
Ben ise
Akşamın solgun nefesi değdi geceme,
ufkumda bir hayal gibi eridi zaman.
Durgun sular, uzak gök;
bir sükûtun ince tülü gibi indi ruhuma.
O gül, karanlığın kalbinde saklı,
Sönmüş bir ocak,
yeniden tutuşabilir
küller sanma ki sessizdir;
her biri içinde
bir kıvılcım saklar hâlâ.
Hiç kül oldun mu?
Geride ne bir şekil kalır,
ne bir ses...
Yalnızca susarsın,
çünkü kelimeler
ateşte pişmeden
Bir sesin kaldı içimde,
yarım kalmış bir dua gibi,
tutunamadım ellerine,
kendi karanlığıma düştüm.
Sözlerin,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!