Ordu' da doğdum.
Günlerden biri,
kapı çalarsa
olur da
rüzgâr geri getirirse o mendili,
kırışmış bir özür gibi...
sorarsa:
Saatler durdu içimde,
tik taklar boğazımda düğüm şimdi.
Ne ileri var ne geri
sadece senin yokluğun
asılı kaldı zamanın ortasında.
Ve hiçbir saat,
Zaman bir ırmak, akar sessiz sedasız,
Ne dur der, ne sorar, geçer aldırmaz.
Kimi sabırla yol alır, kimi küskün,
Ama her yürek, zamanla olgunlaşır.
Beklemekle sınanır en derin özün,
Gece, çatılara kar bırakıyor,
Ayaz, sokakların sesini kesmiş.
Bir gül, son yaprağını saklıyor dalında,
Sanki düşerse bütün kış çökecek.
Zemheri dedikleri bu olsa gerek,
Sen gittiğinde kara kış yağdı içime,
öyle böyle değil.
Dalların çıtırtısından duyuldu sessizliğin.
Ayaz, camlara değil yalnız, insanın içine de vuruyormuş meğer.
Bir sözün eksik kaldığı yerde, bir vedanın ardından, gecenin en uzun saatlerinde öğrendim bunu.
Bu Yirmi Üç Nisan’da,
İçim buruk biraz.
Tuna’yı dörtnala geçen
Bin atlı, yalanmış...
Şiirler öksüz kalmış,
Acının bir yurdu vardı;
hiçbir haritanın kabul etmediği.
Sınır taşlarını yaralar tutar,
her geçişte biraz daha kanardı insan.
Yağmur, şehrin yüzünden bütün aynaları sildi;
Ne değerli erdemmiş adam olmak,
İnsan her kötü davranışından sonra,
Vicdanında kendini sorgularmış da,
Yine de hatalar yaparmış.
İnsan, erdemli olmanın değerini,
Ayak izlerimi silmiş deniz,
ama ben hâlâ oradaydım
bir gölge gibi
kendimi takip ediyordum.
Güneş battıkça
Bir kuş geçti içimden.
Kanadında hangi mevsimin yorgunluğu vardı, bilmiyorum.
Göğsümde bıraktığı gölge, uzun yıllar aynı ağacın altında bekledi.
Bir çeşmenin susuşunu dinledim sonra.
Su çekilmişti.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!