Bir gün geldi,
adı dudaklara değmeden soldu,
sessizliğin kıyısında unutuldu,
bir gölge gibi çekildi geçmişe.
Kime ait olduğunu bilmeden
Sustuğum kelimeler
dudaklarımda ağırlığını yitirdi,
konuşmadan da anlatmayı
öğrendi sonunda kalbim.
Bir zamanlar kaçtığım aynalar
Ağlarmışım, gözlerimde bir cam kırığı,
Geceye yırtık düşler serilirmiş.
Bir fısıltı geçermiş evlerin arasından,
Ölmeyen bir ses gibi yankılanırmış.
Bir kadın beklerken üşürmüş.
Ağlarmışım, şehre sis çökermiş,
Saçımı başımı yolarmışım.
Namert bir el dokunurmuş yüreğime,
Çürük bir yağmur yağarmış sokağa,
Bir adam üzülürmüş.
Mermiler atardık göğe doğru,
Gök kubbeyi delmek istercesine.
Ne kuşluk bilirdik, ne de ikindi,
Çabamız bir parça kuru ekmek içindi.
Gün doğardı bize; çoluk çocuk,
kavrulmuş ekinlerin üstünde
dilsiz bir ağıt gibi geziniyor;
gökyüzü
sanki suskun bir demir levha.
ne bir serinlik
Yangın çoktan bitti
sadece kokusu kaldı cümlelerimin
şimdi
içimdeki her şey
bir tutam kül gibi savruluyor.
Tarlalar sararmış,
buğday başakları yere eğilmiş.
Rüzgâr dolaşıyor usul usul,
her yaprak vedasını taşır gibi sallanıyor.
Gökyüzü yorgun,
Çocuk sordu annesine:
Sen besler, büyütürsün,
Ninni söyler, uyutursun...
Ya baba dediğim bu adam,
Neden gelir gider evimize?
Sabah gözümü açtığımda
Annemin gülüşü düşer odama.
Ellerimden tutar babam,
Yeni bir gün başlar onun adımlarıyla.
Kardeşim gülünce ev şenlenir,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!