Senin dalların ince
Yükün taşınmaz derecelerden ağır mı ağır
Canını yolda bulmuşu olmaların bağlandığı iplerle
Üstün yağmur
Altın kaygan ve yahut çamur
Senin.. oralar fani
Beşir ne diyor beşir
Havalar mülayim...keyifler zula
Mangal, köz, et balkonundan
İthalat ihracat tatsızlıklarla kurulup kaldırılan
Sofraların başında beşir
Dışarışı içeriye yönelik
Sende yoktun hiç iddası olmayan koşuların yolunda
Vızırdaklarda yoktu
Takla dönen,
Taşı taşa vuran değirmen
neyi ögütüyordu
bilinmiyordu
Erik çiçekleri
Dağlarını yitirmiş maralların ceren cerene dörtdolandığı masalmış
Söküldüğü fırtınalara dinmek bilmeyen katrelerin nehrolduğu yataklardan uyanıp
Akarsularla sözleşen sırdan ne hoş yakışırdı erik çiçeklerine
Küskün hazanlara göçmezden dereboylarının
Esmeleri ne hoş yaraşırdı,
Dünyanın neresine giderse gitsin
Kendine varamadıkca insan
İnsan dünyanın neresine giderse gitsin,
Varıp yetiştiği soluğunu canım cananımsın diye
Yöresinde yanında bilmedikce insan
Boşuna keşiftir sonrası
Hani şu esastan görüşmeli mesele inanmak
Ve neye inanıyorsa ona göre yaşamak
cürümü yetmeyen insanların işi mümkünü yok değildir
Bu yüzden yıllar yıllarla bu çürüklükte işi cıvıtır
Çünkü ömrü sayılı günleriyle müddetin sahibi yüreği yetmezlikse
İşi gevşetip kendini mahsusen gırgıra almıştır
Lafını bal ile..
Özre gerek duymadan..
Lafını unutma sen gene de, bal ile kesececek olursam müsadenleyi
Düşünsene diyecektim
Bir düşünüversene
Düşünü düşüme versene
Barınağını sırtında yuvalalan kimi hayatlar içinde
Nasıl kol kanatlanma olaydı ki kuş...
Yaptığını kendi elleriyle hemen bozsun?
Yıllarını yol kıyılarında hasretle bekleyen huzurundan
Kopan her samimiyet bağıyla adım adım
Daha da gelmez uzaklara götürürken insan
Çocukluğun etrafı çevrilmemiş yalansız engelsiz bilenliğiyle
Kiminle nasıl gönül haldeşliğini bağlayacağına kuşatılmasız
O sevip sofralanmanın büyük sevincine doymak usanmak nedir;
Hiç mi hiç vazgeçmediğine...
Birgün herhangi akıl ve yürek sapmasıyla vazgeçerek
Zamanı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!