Kendini yollara vurursun,
yabancı yüzlere karışırsın;
kaçarın yok, gecenin derin sessizliğinde
seni yaralı yurduna çağıran
o iç çığlığınla sarsılırsın.
Gözlerine her baktığımda,
kıyıdan annemin seslenişi düşer aklıma:
"Açılma oğlum, boğulursun!"
Acıyı hafifletmek için
zamanı sürdüler yaralarımıza.
“Geçer,” dediler.
Geçmedi.
Kalan, acısıyla kalmıştır,
giden döner mi bilinmez.
Hüznünü zihnindeki boşlukta boğ,
her kaybı bir anıyla yad et.
İtaatsizliğin en güzel halidir umut,
Ömür geçiyor,
geçiyor elbet…
Sabah uyanıyorsun,
takvimden düşen o ağır yük
biraz daha seyrelmiş oluyor.
.Adın yoktu,
sesin yoktu...
İçinde bir eksiklik vardı sadece.
Sonra geldin, gözlerinle doldu içimdeki oyuk,
bakışınla yankılandı yamaçlarımda hayat,
Yaşlı zeytin ağaçlarımız vardı, kocaman gövdeli,
Asmalı dut ağaçlarıyla yan yana dizili.
Tanesini geç verir,
verdi mi en iyisini verirdi.
Dallarında annemizin elleri,
Beni ne sensizlik öldürecek,
ne bu vazgeçilmez hallerin,
ne de ardıma taktığın o büyülü hüzün alayı.
Beni, kalbimi değil sabrımı sınayan bu coğrafyanın arsızlığı öldürecek:
bunca gam, kedere dönüp bakmadan akan nehirler,
dağların taşıyamadığı kederi taşıyan,
Kullanılmamış cümleler gibi,
Bir köşeye bırakılmışız.
Kimsenin ağzına yakışmamış,
İçten içe yanan sözleriz.
Adımız anılmadan yaşadık,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!