Acıyı hafifletmek için
zamanı sürdüler yaralarımıza.
“Geçer,” dediler.
Geçmedi.
Kalan, acısıyla kalmıştır,
giden döner mi bilinmez.
Hüznünü zihnindeki boşlukta boğ,
her kaybı bir anıyla yad et.
İtaatsizliğin en güzel halidir umut,
Ömür geçiyor,
geçiyor elbet…
Sabah uyanıyorsun,
takvimden düşen o ağır yük
biraz daha seyrelmiş oluyor.
.Adın yoktu,
sesin yoktu...
İçinde bir eksiklik vardı sadece.
Sonra geldin, gözlerinle doldu içimdeki oyuk,
bakışınla yankılandı yamaçlarımda hayat,
Yaşlı zeytin ağaçlarımız vardı, kocaman gövdeli,
Asmalı dut ağaçlarıyla yan yana dizili.
Tanesini geç verir,
verdi mi en iyisini verirdi.
Dallarında annemizin elleri,
Onlar yürüyünce
yol, onları tanıdı
Her düşen,
zamanın kaburgasına saplanmış bir yaraydı;
her yara,
acılarımla onardım
o kayıp akşamı
karanlıkta
iki köz gibi duran gözlerinde
Ölüm fikri,
sırtıma yaslanan bir gölge,
yolun sonunda bekleyen sessiz bir liman.
her an kapanabilir gözlerim
işte bu yüzden
her bakışa biraz daha uzun,
Dur.
Bu yorgunluk kimliğin değil;
üstüne çöken yılların
emanet ağırlığıdır.
Düştün diye yere ait değilsin.
Toprak,
O küçük dünyana sığdırdın beni,
bir iki sözüme,
susuşuma,
yanılgıma.
Gördüğün yanımı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!