Gölge oyunu gelenekseldi, derilere verilen şekillerle ışıklı bir sahnede oynatılırdı.
Zaman zaman hareketli, renkli ve ahengi yüksek yaşamın parçası bir oyundu.
Bu gölgeye o günün sanatçıları, insana ve yaşama ait duygu ve düşüncelerini niyet sorunlarını katarak esprili bir dille sorardı.
Kendi ayaklarımızın üstünde
Durduğumuzu sanıyorduk
Hayatın zalimin elindeyse,
Hayallerinde yoksun
Biri sırtına basıyor, birinin sırtına basıyorsan,
İki lafın belini kıracağız,
İçimizde kalan kelimeler çığ gibi büyüdü..
Yaz saatiyle kışı geçiriyoruz karanlık kararlılığın süresi uzadı
Gölgemiz bile yalnız bıraktı bizi biz bize tek renk karanlık kaldı
Kasımın hüznü var içimde..
Şehrin üzerini
Yağmursuz gri bulutlar örtmüş,
Göğün imbiğinden karamsarlık akıyor
Yapraklarından arınmış ağaçlara dokunuyorum,
Ne anlatır hayatın zaman sahnesi insana
Gün gelir yaşadıkları yalanmış gibi hisse kapılır
Geride kalan aşkının yalnızlığına sarılır
Belki biraz içini üşütür insanın..
Geride acı veren anılar kalır
Çerçeveye almışlardı resmin işe yarar bir bölümünü, algı ancak oradan yürüyebilirdi.
Algı üreterek yansıtılmak isteneni kadraj netleştirebilirdi.
Kadraja girmek her zaman iyi miydi?
Neye konu edildiğine bağlı, dijital terör nasıl isterse öyle uygun görüyordu.
Bazı insanlar geçmiş tarihin insanlık adına,
Bir özeti gibidir.
Bazı insanlarda niyeti için geçmişi unutturan,
Örtü misali insanları körleştirmek adına,
Göz eti gibidir.
Hayatta görünmeyeni, görülemeyenleri anlamaya çalışırken,
Bize birileri; görünenleri gösterip görünmeyenlerle oyaladı.
Yuvarlağın köşesini aradık
İnsan hayata adım attığında,
Hayat ne kadar kısa
Bu kısa hayatta unutmak ne uzun sürüyor,
Mesafeyi kısaltmak adına kedere ve neşeye,
Ne karıştırsam da unutsam diye düşünüyor
İnsan çaresizliğine
Doğruyu eğrinin üzerine koyduk,
Eğri doğruldu
Boğucu bir görgüsüzlüktü,
Köşe dönme zihniyeti




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!