Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Ömer Cinalioğlu
Ömer Cinalioğlu

HEPİNİZ BİR AĞACIN DALLARI, BİR BAHÇENİN ÇİCEKLERİ, BİR DENİZİN DAMLALARISINIZ HZ. BAHAULLAH

  • vefa14.03.2013 - 08:27

    GÜNAYDIN DOSTLARIM! ...

    Vefa duygusunu taşıyan yalnız bu dünyada değil ,KAİNATTA tek bir kişi bile kalsa bu dünyayı tersine çevirecek bir Ruh gücü vardır...

    Tek şey tevazu ve nezaket ile Tanrı ya yakinliğin işaretidir. Takva her hareketin başıdır... Onun içindir ki adalet ile hareket eden bir hükümdar (artık sultanlıklar tanrı hükmünde kökü kazınmış, bitmiştir) Tanrı nın yeryüzündeki temsilcisi gibidir.

    Tarihin tekerrür etmemesi tek bir Ruhun bile rızasını almaktan geçer.

    Çoklukla övünmek Nemrutun 21. asır versiyonudur. Burada çoğunluğun fikri manası Kuran Maun Süresinde saklıdır...'Eğer sizler çoğunluğa tabii olursanız,onlar sizi sapıklığa iletirler..'

    Bu Dünyalar durdukça sürecek Allah'ın Kanunudur.


    Vay zulmedene, zulmedenlere, buna aykırı davrananlara...

    Ankara-14.03.2013
    Omer Cinalioglu

  • bahai21.02.2013 - 21:58

    BAHAİ


    Bu mesaj şu anda yayında değildir. ALLAHIN NURU.BAHA,NUR GÜZELLİK,EN BÜYÜK ŞEREF,EN ŞEREFLİ....
    İrfan Arıbaş
    29 Ocak 1993
    SEMAVİ DİNLERİN TEMELİ BİRDİR

    İnanç sistemi İslam a verilen ad Kuran a mahsus değildir.

    Din, akıl sahibi insanları kendi istekleri ile gerçeğe götüren ve mutluluk yollarını gösteren, Peygamberlerin vahiy ve ilhamını içeren tek Allah’a iman esasına dayanan Tanrısal bir Kanundur.
    Tevrat, Bap 2/7’de: “Allah yerin toprağından adamı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu” denilmektedir.
    Yani o günkü insanlık toplumu, Hz. Adem’le Allah’ı tanıdı ve O’nun getirdiği ilahi öğretilerle iyiyi ve kötüyü ayırt edebilme yeteneğine kavuştu. Allah’ı tanımayan ve O’nun öğretilerinden habersiz yaşayanlar için;
    Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi 28. Ayet’te: “Ölü idiniz sizleri diriltti” diye buyurulmuştur.
    Allah, Hz. Adem’le insanlığa, yedibin yıl sürecek bir “Dini temel eğitimi” başlatmıştır.
    Âraf Suresi 54. Ayet ile Hûd Suresi 7. Ayette: “Gök ve Yer altı günde yaratıldı” denilmektedir.
    Gök’ten kasıt “Din Göğü” (Peygamberler ve Onların getirdikleri) , Yer’den kasıt da “İnsan Toplumu” dur.
    Hacc Suresi 47. Ayet’teki; “…Allah katında bir gün, saydıklarınızdan bin yıl gibidir…” açıklamasına göre Altı gün, Altıbin yıllık bir süreyi ifade etmektedir.
    Büyük İslam Alimi Celaleddin Suyut-i; “El-Keşfu Fi mücavezeti hazilhil-ümmeti el-elfe ellezi dellet aleyhil-Asar...” adlı eserinde “Adem’den Kıyamete kadar yedibin senedir, Hz.Muhammed altıncı bin yılın sonunda gönderilmiştir” diye yazmaktadır.
    Bu yedibin yıllık eğitimin son bin yılı Hz. Muhammed’le tamamlanmış, Kıyamet, 1844 yılında Hz. Bab ile 1863 yılında Hz. Bahaullah’ın zuhurlarıyla gerçekleşmiştir.
    Bu yedibin yıllık süre içerisinde Allah, gönderdiği Peygamberler ve Kutsal Kitaplarla insanlara gerekli yaşam biçimini safha safha öğretmiştir.
    Rahman Suresi 29. Ayet’te; “O, her gün yeni bir iştedir” diye buyurulmaktadır.
    Gün sözü ile bin yıllık bir süre kastedilmekte, “İş” sözü de aşağıdaki Ayetlerle daha da açık bir anlam kazanmaktadır:
    Fussilet Suresi 12.Ayette; “Allah…yedi gök var etti ve her bir göğün işini kendisine bildirdi” denilmiştir.
    Yuhanna İncili’nde; Havarilerden Pavlus’un Korintoslulara yazdığı 1. Mektupta, Bap 12/4’den itibaren İş’lerin çeşitlerinden; ilim, iman, şifa, olağanüstü işler yapmak, ruhların incelenmesi ve ilahi sözlerin yorumlanması gibi konularda Allah’ın, değişik Peygamberlerle insanları sürekli eğittiğinden bahsedilmektedir. Bunu basit bir örnekle şöyle açıklayabiliriz: Dünyayı bir okul olarak düşünürsek; Peygamberler birer öğretmen, insanlar öğrenci, Kutsal Kitaplar da öğrencilerin ders kitabı durumundadır. Yani, Peygamberler ve Kutsal Kitaplar, aşama gösteren insan toplumunun öğretmeni ve ders kitaplarıdır. Hepsinin de amaçları birdir.

    Allah, gönderdiği Peygamberler ve Kitaplarla; önce insan ahlakı ile aile ilişkilerini düzenlemiş, sonra kabile-kavim-millet-ümmet ahlakını geliştirerek sevgi ve birlik içinde toplu yaşamın kurallarını öğretmiştir. İnsanlar için bir yaşam şekli belirlemiştir. Bunda yapılması emredilenlerle, yapılması yasaklanan kurallar vardır:
    Yapılması emredilenler: Allah’a, Peygamberlerine, Kitaplarına inanmak, ibadet etmek, iyi ahlaklı olmak, sevmek, merhametli ve adaletli olmak gibi…
    Yapılması yasaklananlar: Allah’tan başka Tanrı edinmek, zulüm etmek, öldürmek, yalan söylemek, dedikodu, hırsızlık ve zina yapmak gibi…
    Bunlar, Semavi dinlerin temelidir ve asla değişmezler.
    Allah, bu yaşam şekline Allah’ın Dini veya Allah’ın emirlerine teslim olmak anlamına gelen İslam adını vermiştir.
    İslam, bütün Peygamberlerin getirdiği İlahi Din’lerin ortak adıdır. Kur’an bu konuyu çok açık bir şekilde izah etmektedir:

    Rûm Suresi 30. Ayet: Ey Muhammed; Hakka yönelerek kendini, Allah’ın yaratılışta verdiği Din’e ver. Zira, Allah’ın yaratışında değişme yoktur, işte dosdoğru Din budur.
    Âl-i İmran Suresi 19. Ayet: Allah’ın katında Din şüphesiz İslamiyettir. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler.
    Âl-i İmran Suresi 83. Aye: Allah’ın Dini’nden başka bir Din mi arıyorlar?
    Nahl Suresi 123. Ayet: Şimdi ey Muhammed, sana; “Doğruya yönelen, puta tapanlardan olmayan İbrahim’in Dini’ne uy” diye vahyettik.
    Bakara Suresi 130. Ayet: Kendini bilmeyenden başkası İbrahim’in Dini’nden yüzçevirmez.
    Şûrâ Suresi 13. Ayet: Allah, Nuh’a buyurduğu şeyleri size de Din olarak buyurmuştur. Ey Muhammed, sana vahyettik; İbrahim’e, Musa’ya, ve İsa’ya da buyurduk ki, “Din’e bağlı kalın ve onda ayrılığa düşmeyin…”
    Müminûn Suresi 53. Ayet: Ama insanlar Din konusunda bölük bölük oldular.

    İslam Dini; sadece Hz. Muhammed’in getirdiği Din’in adı değil, bütün Peygamberlerin getirdiği Din’lerin genel adı olduğu, bu ayetlerle net bir şekilde anlaşılmaktadır.

    Bütün Peygamberler; toplumun ahlak seviyesini yükselterek, insanlar arasında sevgiyi sağlamak için görevlendirilmişler ve Onlara, İnsanlık Toplumunun Birliği’ni gerçekleştirmek üzere Kutsal Kitaplar verilmiştir. Peygamberlerin kaynağı ve amacı birdir. Hepsi aynı gaye uğrunda birleşerek, aynı Tanrı’yı tanıtarak, O’nun Dini’ni (İslam Dini’ni) yaymışlardır. Tanrısal Dinler sevgi ve birliği gerçekleştirmişlerdir. Bu sebeple Semavi Dinlerin Temeli Birdir.

    Bugüne kadar gelen Semavi Din’lerde iki özellik vardır:
    Birinci özellik, ruhaniyettir. Allah’ı tanıma, insan toplumunun erdemliğine erişme, ruhani sıfatlara haiz olma konularıdır. Bunların hepsi ahlak dünyası ile ilgilidir. İşte bu, Din’in gerçeği ve esasıdır. Bütün Peygamberler insanları gerçeğe çağırırlar. Gerçek: Allah sevgisi, Allah’ı tanıma, yeniden doğuş (Ruhani kişilik kazanma) , Tanrısal feyzlerden faydalanma, insan toplumunun birliğini sağlama, insanlar arasında dostluk, kardeşlik ile adaleti gerçekleştirmek ve eşitliği kurmadır. Bütün Peygamberler, bu temeli kurup bunu öğrettiler. O halde Tanrısal Dinler Tektir.
    İkinci özellik, maddi alemle ilgili kurallardır. Bunlar Din’in esası değildir. Din’in Şeriatı denilen bu kurallar; toplum gelişip şartlar değiştikçe, zamanın icaplarına göre Allah tarafından değiştirilerek yeniden düzenlenir. Bunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz: İnsan başlangıçta anne rahmindedir, sonra bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık devri geçirir. Her ne kadar onda bazı değişiklikler oluyorsa da gene de o, tek bir şahıstır ve insan özelliği ise hiç değişmemiştir. Değişen, çevre şartları ve zamana göre gereksinimlerdir. Din’in aslı temeli asla değişmez.

    Gelen Peygamberlerin hiçbirisi Allah’ın tek Dini olan İslam’ı değiştirmemişler; sadece geldiği zamanın şartlarına göre yeni şeriat (Oruç, namaz, giyecek, yiyecek, evlenme-boşanma, miras gibi bazı sosyal konularla hukuk alanında yeni kurallar) getirmişlerdir.

    Şimdi ise İslam’ın esası gene değişmeden, Allah; Hz. Bahaullah aracılığı ile insanlara “Dünya İnsan Toplumunun Birliğini” gerçekleştirecek evrensel yeni bir İlahi Düzen ve Prensipler göndermiştir.


    ***

    KIYAMET GÜNÜ GELECEĞİNE İNANILAN ZUHURUN
    KUTSAL KİTAPLARDAKİ BAZI DELİLLERİ

    İnsan nasıl ki, cismani ve ruhani beden olarak iki özellikliyse, “Dünya” da, Cismani Dünya ve Ruhani Dünya olmak üzere iki türlüdür. Cismani Dünya, Ruhani Dünyanın sembolik görüntüsüdür. Yani Ruhani Dünyadaki her şey, bu cisim dünyasında madde şeklinde yaratılmıştır. Bütün Kutsal Kitaplar sembolik ifadelerle doludur.
    Allah insanı, Kendini (Allah’ı) tanımak ve O’na tapmak için yaratmış, insan toplumuna da daima bir yol gösterici (Peygamber) göndereceğini vaad etmiştir.
    Bakara 38 – “…tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir. Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir” dedik.

    Allah’ın İnsanlarla Yaptığı Ebedi Ahid (Sözleşme) :
    Hz. Nuh’un günlerinde Allah insanlarla bir “Ebedi Ahid” (Sözleşme) yapmıştır:
    Tevrat (Tekvin) 10/8 – Ve Allah Nuh’a ve kendisiyle beraber oğullarına söyleyerek dedi, 9 – Ve ben işte sizinle ve sizden sonra zürriyetinizle, 10 – Ve sizinle beraber olan her canlı mahlûkla …ahdimi sabit kılıyorum, 12 – Ve Allah dedi: Benimle sizin ve ebedi devirlerce sizinle beraber olan her canlı mahlûkun arasında yapmakta olduğum Ahid’in alâmeti şudur: 13 – Yayımı buluta koydum, ve benimle yerin arasında bir Ahid alâmeti olacaktır. 14 – Ve vaki olacaktır ki, yerin üzerine bulut getirdiğim zaman yay da bulutta görünecektir.
    Cisim dünyasında yağmur yağdığında, bulutların üzerinde Gökkuşağı görünür. Gökkuşağı eski devirlerde yaşayanların silahı olan Yay’a benzemektedir. Bu olay, Tevrat’taki Ahid Alâmeti’nin sembolik bir görüntüsüdür.
    Yağmur hakkında Hz. Muhammed’den bir hadis vardır. Büyük hadis âlimi Buhari’nin (d:810 – ö:870) Sahih-i Buhâri adlı eserinin 1.cilt 81. sahifesinde şöyle yazılıdır:
    Ebû Mûsa (el-Eşarî) radiya’llahu anh’den:
    Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla’llah’u aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim bol yağmura benzer.
    Bundan anlıyoruz ki, Allah peygamberleriyle ayetleri (yağmurları) gönderdiğinde inkâr edenler için azab (yay) da gönderecektir.
    Kur’an’da bu konu ile ilgili şöyle denilmektedir:
    İsra 15 - …Biz peygamber göndermedikçe kimseye azab etmeyiz.
    Amos’un kitabında da aynı sözler mevcuttur. (Amos M.Ö. 8.yüzyılda yaşamış bir Yahudi peygamberidir.)
    Amos 3/6 – Rab, peygamber kullarına sırrını açmadıkça bir şey yapmaz.

    Ebedi Ahid’in (Sözleşmenin) Her Peygamberle Tazelenmesi:
    Allah’ın Hz. Nuh’la başlattığı ahid yani sözleşmesi Hz. Nuh’dan sonra gelen her peygamberle tazelenmiştir. Kur’an’da bu konudaki örnekler şöyle:
    Maide 12 – And olsun ki, Allah İsrailoğullarından söz almıştı.
    Maide 14 – “Biz Hıristiyanız” diyenlerden de söz almıştık.
    Bütün peygamberlerden alınan bu sözün içeriğini Kur’an bize şu şekilde ifade ediyor:
    Âl-i İmran 81 – Allah peygamberlerden ahid (söz) almıştı: “And olsun ki, size Kitap hikmet verdim. Sizde olanı tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi” demişti. “İkrar ettik” demişlerdi de “Şahit olun, Ben de sizinle beraber şahitlerdenim” demişti.
    Bu sözü; özellikle Hz. Muhammed’in de Müslümanlar adına verdiği, Kur’an’da çok açık bir şekilde anlatılmaktadır:
    Ahzab 7 – Peygamberlerden söz almıştık. Ey Muhammed, Senden, Nuh’dan, İbrahim’den, Musa’dan, Meryem oğlu İsa’dan sağlam bir söz almışızdır.
    Allah bu sözü ne için aldığını da şöyle açıklıyor:
    Ahzab 8 – Allah, doğrulardan doğruluklarını sormak ve inkârcılara can yakıcı azab hazırlamak için bunu yapmıştır.

    Din Günü Ne Demektir?
    Bütün Kutsal Kitaplarda Din Günü’nden bahsedilmektedir. Gün, ne demektir? Önce bunu tanımlayalım. Maddi alemdeki gece ile gündüzün oluşmasının delili güneştir. Ruhani alemin gece ve gündüzünün delili ise, ilahi güneş yani peygamberlerin gelişidir. Güneşin doğup batmasından tekrar doğmasına kadar geçen süreye nasıl ki Gün deniliyorsa; ilahi güneşin yani peygamberin gelişiyle bir sonraki peygamberin gelişi arasında geçen süreye de Allah’ın Günü veya Din Günü denilmektedir.
    Din Günü hakkında İncil’de şöyle yazılıdır:
    İncil (Petrus’un 2.Mektubu) 3/8 – Ey sevgililer, şu bir gerçeği unutmayın ki, Rabbin indinde bir gün bin yıl ve bin yıl bir gün gibidir.
    Kur’an’daki ifade de şöyle:
    Hacc 47 - …Allah katında bir gün saydıklarınızdan bin yıl gibidir…
    Bu cismani dünyada güneşin her 24 saatte bir doğuşu gibi, ruhani dünyada da ruhumuz için bin yılda bir ilahi güneş doğarak yani yeni bir peygamber gelerek Din Günü’nü başlatmaktadır.
    İbrahim 5 – And olsun ki, Musa’yı ayetlerimizle “milletini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah’ın Günlerini onlara hatırlat” diye göndermiştik.
    Kutsal Kitaplarda; Kıyamet Günü, Yeniden Dirilme Günü, Hasret Günü, Kavuşma Günü, Ödeşme Günü, Büyük Gün, Ceza Günü gibi ifadelerle gelecekteki bir Gün’den bahsedilmektedir. Güneş batıp yeniden doğmazsa ikinci bir gün gelmez, bir peygamberin süresi dolup da yeni bir peygamber gelmezse ikinci Din Günü de gelmez. Yani yeni bir peygamberin geleceğini kabul etmemek, yeni Din Günü’nün (Kıyamet Günü) geleceğini de kabul etmemek demektir. Halbuki Allah, O Gün’ün mutlaka geleceğini ifade etmektedir:
    Tâ-Hâ 15 - …Kıyamet Günü mutlaka gelecektir.
    Ra’d 38 - …Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber bir ayet getiremez, her şeyin vakti ve süresi yazılıdır.
    Âl-i İmran 9 – Rabbimiz, doğrusu geleceği şüphe götürmeyen Gün’de insanları toplayacak olan Sensin. Şüphesiz ki Allah verdiği sözden caymaz.

    Hz. Muhammed’in Zuhuruyla Başlayan Din Günü’nün Süresi
    Ne Kadardır?
    Hz. Muhammed için İncil’de Yuhanna’nın Vahyi Bölümü 11/3-9-11 ve 12/6-14’de 1260 gün peygamberlik edecektir diye yazılıdır. (veya üçbuçuk gün ile üçbuçuk vakitten söz edilir. Bunların da rakamsal değeri 1260 eder.) İncil’e göre her gün için bir yıl verildiğinden 1260 gün 1260 yıldır.
    Kur’an’da da şöyle denilmektedir:
    Secde 5 – Gökten yere kadar olan bütün işleri Allah düzenler, sonra işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde O’na yükselir.
    Bu ayette geçen “iş” kelimesi ile şeriat yani yasa kastedilmektedir. İncil, süreyi 1260 yıl olarak belirttiği halde, Kur’an 1000 yıl olarak açıklıyor. Burada bir çelişki mi var? Hayır. Hz. Muhammed diğer peygamberlerden farklı olarak; Tanrı, Din, Peygamber nedir bilmeyen putperest bir topluma peygamber olarak görevlendirildi. Muhammed güneşinin etrafında 12 tane de yıldız vardı. Bunlar Oniki İmam’lardır. Müslümanlıkta Allah’ın hiçbir yasasını bilmeyen Araplara, ahkâm koyma Oniki İmam’larla devam etmiş ve onlarla son bulmuştur. Oniki İmam’ların süresi 260 yıldır. Secde sûresi 5. ayette belirtilen 1000 yılı da eklersek 1260 yıl eder ki, İncil’deki süreye eşit olur.
    Müslümanlığın takvimi olan Hicri takvimde bir yıl 354 gündür. 1260 Hicri yıl kaç Miladi yıl eder?
    1260 X 354 = 446.000 gün
    446.000: 365 = 1222 Miladi yıl
    Bu süre Hz. Muhammed’in, zuhuruyla başlattığı Din Günü’nün süresidir. Başka bir deyişle, Hz. Muhammed’in getirdiği şeraitin yürürlükte kalacağı süredir. Hicri takvim, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği tarih olan Miladi 622 yılında başlamıştır. Buna 1222’yi eklersek Hz. Muhammed’in başlattığı Din Günü’nün bittiği tarihi tespit ederiz.
    622 + 1222 = 1844
    Kıyamet Günü denilen yeni Din Günü, 1844 tarihinde Hz. Bab’ın zuhuruyla başlamıştır.

    Hz. Muhammed Son Peygamber midir?
    Hz. Muhammed, Allah’ın yedibin yıllık planının son peygamberidir. Hz. Muhammed, Kıyameti hatırlatıp haber veren son peygamberdir. Hz. Muhammed, yaşadığı güne göre son peygamberdir. Yani gelen peygamberlerin sonuncusudur. Hz. Ali’nin hutbelerini içeren Nehcu’l Belaga isimli kitapta; Hz. Ali’nin Hz. Muhammed hakkında şöyle dediğini görürüz:
    “O’dur (Hz. Muhammed) kendinden önce gelip geçen peygamberlerin sonuncusu olan.”
    Hz. Muhammed, Kıyamet Günü gelmesi beklenilen Büyük Zuhurun (Hz.Bahaullah’ın) gelişini haber veren son peygamberdir.
    Müslümanların, Hz. Muhammed’den sonra peygamber gelmeyecek diye yanlış yorumladıkları Ahzab 40. ayetinin ne amaçla gönderildiğini inceleyelim:
    Hz. Muhammed’in azad ettiği yani hürriyetini bağışladığı bir kölesi vardı. Adı Zeyd idi. Kendisini çok severdi. Hz. Muhammed’e ilk iman edenlerdendi. Zeyd’in putperest olan babası, oğlunun Hz. Muhammed’e iman ettiğini duyunca gelip Zeyd’i götürmek istedi. Zeyd de babası ile gitmeyeceğini bildirince babası onu evlatlıktan reddetti. Bunun üzerine Zeyd’i Hz. Muhammed evlatlık olarak aldı. O günden itibaren bütün halk Zeyd’i “peygamberin oğlu” diye çağırmaya başladılar.
    Çok cahil olan o günkü Araplara Allah, bazı olayları yaşatarak öğretiyor ve onların eğitilmesini sağlıyordu. Bu olaylardan birisi Zeyd’in evlenmesiydi. O günlerde, azad edilmiş de olsa kölelere kız verilmiyordu. Allah bu geleneği yıkmak için bir plan hazırladı. Zeyd, Hz. Muhammed’in halasının kızı Zeynep ile evlenmek istiyordu. Hz. Muhammed’in de yardımıyla Zeyd, Zeynep ile evlendi. Bu olay orada yaşayan müminlere bir örnek oldu.
    Kısa bir süre sonra Zeyd ile Zeynep arasında geçimsizlik çıktı. Zeyd, Zeynep’i boşadı. Şimdi Allah yeni bir olay yaşatarak müminleri yine eğitmek istiyordu. Zeyd, Zeynep’i boşayınca, Zeynep ile Hz. Muhammed evlendi. Bunu ne için yaptığını, Kur’an bize şöyle açıklıyor:
    Ahzab 37 – Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik ki, evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin…
    Bu ayetten de anlaşılacağı gibi, Hz. Muhammed sırf müminlere örnek olup onların bilgilenmesi için bu evliliği yapmıştır. Hz. Muhammed Zeynep’le evlenince, bütün inkârcı ve putperestlerin çok ağır iftiralarına uğradı. Oradaki inkârcılar müminlere; “İşte peygamber diye ardından gittiğiniz Muhammed oğlunun karısıyla evlendi, bir insan oğlunun karısıyla evlenir mi? ” diyerek müminlerin imanlarını sarsıp onları inançlarından çevirmeye çalışıyorlardı. Oysa ne için evlendiği, yukarıdaki Ahzab 37. ayeti ile açıklanıyordu. Buna rağmen iftiralarını sürdüren inkârcılar yüzünden Ahzab 40. ayeti indi:
    Ahzab 40 – Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil; O, Allah’ın resulü ve nebilerin hâtemidir…
    Allah bu ayetle Hz. Muhammed’in makamını belirtip onun kişiliğini övmüştür. Ayette geçen “Hâtem” kelimesinin Türkçe karşılığı eskiden kralların, mühürlerini kazdırarak parmaklarına taktıkları yüzüktür. Hadis Âlimi Buhâri; Sahih-i Buhâri adlı eserinin 12.Cilt 107. ve 108. sahifelerinde Hâtemin yüzük olduğundan bahsederek; Şarki Roma İmparatorluğu’na gönderilecek yazıları mühürlemek için, üzerinde “Muhammed Resûlu’llah” yazılı bir mühür kazdırmıştı ve “Hz. Muhammed, bu Hâtemini küçük parmağına takardı” diye yazmaktadır. Buna göre Hâtem; pırlanta olarak takılan yüzük ile tasdik etmek için kullanılan mühür anlamlarına gelmektedir. Hz. Muhammed, nebilerin seçkini anlamında pırlanta yüzüğe benzetilmiştir. Aynı zamanda peygamberleri ve nebileri tasdik ettiği için de mühüre benzetilmiştir.
    Bazı insanlar mühür kelimesini yanlış yorumluyorlar: Kur’an’daki “Sizin için dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım” (Mâide 3) ayeti gereğince Allah’ın söyleyeceği her şeyi insanlara vahyettiğini, Hz. Muhammed’in mühür olduğunu, mühürün yazının sonuna basıldığını, bu sebeple Hz. Muhammed’in zuhuruyla vahiy ve peygamber göndericiliği sona erdirdiğini söylüyorlar.
    Oysa mühür; bir yazının bittiğini değil, o yazının doğru olduğunu tasdik etmek için kullanılır. Hz. Muhammed, kendinden önce gelen peygamberleri tasdik etmiştir.
    Mâide 3’de “sizin için dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım” demekle Hz. Muhammed’in ve Kur’an’ın son olduğu söylenmiyor. Bunu Yusuf Suresi çok açık bir şekilde izah etmektedir:
    Yusuf 6 – “Rabbin seni böylece rüyandaki gibi seçecek, sana rüyaları yorumlamayı öğretecek, daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi, sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır…
    Eğer “nimeti tamamlamak” artık peygamber ve kitap gönderilmeyeceği anlamında olsaydı bu ayete göre Hz.Yusuf’tan sonra peygamber ve kitap gelmemesi gerekirdi.

    Türkçe Kur’an-ı Kerim’lerde Ahzab 40. ayet “O, Allah’ın elçisi (Resulü) ve peygamberlerin sonuncusudur” diye tercüme ediliyor. Hâtem kelimesi son değil, Hatim kelimesi son demektir. Hâtem kelimesini Hatim olarak düşünsek bile (aynı kökten türemiştir diyenler için söylüyorum) o zaman tercümenin şöyle olması gerekir: “O, Allah’ın resulü, nebilerin sonuncusudur.” Böyle de yapmıyorlar, nebi kelimesinin yerine resul anlamına gelen Farsça bir kelime olan “peygamber” konuluyor. Bu durumda tercüme iyice bozuluyor. Şöyle bir anlam çıkıyor: “O, Allah’ın resulü ve resullerin sonuncusudur.” Bu kez de nebi kelimesini yanlış yorumlamış oluyorlar. Resul, kendisine kitap verilenlerdir, Nebi ise başkasına vahyedilmiş kitabı tebliğ ederek öğreten ve gelecekten bilgi ilham edilmiş kişilerdir.
    Resul ve Nebi’nin farklı şeyler olduğunu Kur’an’ın Meryem 52. ile Furkan 35. ayetleri açıklamaktadır.

    Allah Ümmetlerin Yaratılması ve Ümmetlerin Eceli Hakkında
    Neler Söylemiştir?
    Toplumumuzda ümmetin yaratılması ve eceli ile kişinin doğumu ve ölümü yanlış yorumlanarak birbirine karıştırılmaktadır.Ümmetin yaratılmasını bir kişinin doğumu, ümmetin ecelini de bir kişinin ölümü olarak anlıyorlar. Halbuki ümmet, bir peygambere inananların tümüdür. Söz konusu olan, inanan bir toplumun varoluşu ve geleceğidir.. Kuran’da bu konu ile ilgili şöyle buyurulmaktadır.
    Lokman 28 – Sizin yaratılmanız ve tekrar dirilmeniz tek bir insanın yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir.
    Ankebut 20-21 – De ki: Yeryüzünde dolaşın, Allah’ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır.
    A’raf 34 – Her ümmet için belirli bir süre vardır, vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilir, ne de öne geçebilirler.
    Hicr 5 – Hiçbir ümmet kendi süresini öne de alamaz, geciktiremez de.

    Hüküm Verilmesi:
    Allah, ümmetlere verdiği süre dolunca onlar hakkında hüküm vereceğini bildirmektedir:
    Sebe 26 – De ki: “Rabbimiz sonunda hepimizi toplar, sonra aramızda adaletle hükmeder...”
    Secde 28 – “Doğru söylüyorsanız bildirin, bu hüküm ne zaman verilecektir” derler.
    Secde 25 – Muhakkak ki Rabbin, ayrılığa düştüğü şeylerde, Kıyamet Günü aralarında hükmedecektir.

    Kur’an’da Peygamber geldiğinde hüküm verileceği yazılıdır:
    Yunus 47 – Her ümmetin bir Peygamberi vardır. Onlara Peygamberleri geldiğinde aralarında adaletle hüküm verilmiş olur...
    Bu iki ayet üzerinde düşünüldüğünde Kıyamet Günü bir Peygamber gelecek anlamı çıkmıyor mu?
    Mürselat 14 – Hüküm Günü’nün ne olduğunu sen nerden bilirsin?
    Duhan 40 – Doğrusu Hüküm Günü hepsinin birarada bulunacağı gündür.
    Nisa 141 -...Allah, Kıyamet Günü aranızda hüküm verir....
    Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi Hüküm Günü, Kıyamet Günü denilen yeni bir Din Günü’dür.

    Allah’ın Hüküm Vermesi ne demektir?
    Hükümden Maksat Nedir? Allah Nasıl Hükmedecektir?
    Mâide 43 – Allah’ın hükmü’nün bulunduğu Tevrat yanlarında iken...
    Mâide 47 – İncil sahipleri Allah’ın onda indirdikleri ile hükmetsinler...
    Ra’d 37 – Biz Kur’an’ı, Arapça bir hüküm ve hikmet olarak indirdik.
    Mâide 48 – Ey Muhammed, Kur’an’ı önce gelen Kitabı tasdik ederek ona şahit olarak gerçekle sana indirdik. Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet.
    Allah’ın hüküm vermesinden maksat; ümmetlere yaptıklarının karşılığını vermesi (Mükâfat ve azab takdiri) ve gelecekteki yaşamları ile ilgili emirleri ve yeni yasayı yeni şeriatı bildirmesidir. Bunu da bir Kitap göndererek yaptığını, yukarıdaki ayetlerde açıkça anlatmaktadır.
    Kutsal Kitapları, hüküm kitabı olarak belirten Allah, Kıyamet Günü de hüküm vereceğini açıklayarak (Nisa 141) , yeni bir Peygamberle (Yunus 47: “...Peygamberleri geldiğinde aralarında adaletle hüküm verilmiş olur...” ayeti gereğince) yeni bir Kutsal Kitap göndereceğini ifade etmektedir.

    Her Peygamber ve Her Kitap Tasdik Edilmiştir.
    Her Kitap ve Peygamber, kendinden önce gelen Peygamber ve Kitapları tasdik etmiştir:
    Maide 46 -...Meryem oğlu İsa’yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat’ı doğrulayarak gönderdik... Tevrat’ı doğrulayan İncil’i, sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik.
    Maide 48 – Ey Muhammed: Kur’an’ı, önce gelen Kitabı tasdik ederek ve ona şahit olarak gerçekle sana indirdik.

    Bütün Kitap ve Peygamberler tasdik edilegeldiğine göre, Kur’an’ı ve Hz.Muhammed’i de tasdik eden bir Peygamber ve bir Kitap gelmesi gerekmez mi?

    Yeni Bir Peygamber Gelecek midir?
    Zerdüştler Usidar-Mah ve Şah Bahram’ı,
    Museviler İlya ve Mesih’i,
    Hıristiyanlar İlya ve İsa’yı,
    Müslümanların Şii Kesimi, Kaim ve İmam Hüseyin’i,
    Müslümanların Sünni Kesimi, Mehdi ve İsa’yı,
    hasretle beklerler. Bu iki Zuhur hakkında Kur’an’da şöyle bahsedilmektedir:
    Zümer 68 – Sûra üflenince, Allah’ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi düşüp ölür. Sonra sûra bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışıp dururlar. 69 – Yeryüzü Rabbinin Nuruyla aydınlanır, Kitap açılır...
    Naziat 6 – O gün bir sarsıntı sarsar, 7 – Peşinden bir diğeri gelir.
    Bu ayetlerde geçen birinci sûr veya sarsıntı Hz. Bab’ın, ikinci de Hz. Bahaullah’ın zuhurlarını haber vermektedir.
    Büyük İslam Âlimi Muhiddin-i Arabî (d:1165 – ö:1240) Gars senesinde bir Zuhurun olacağını ve ışığının dünyayı aydınlatacağını, Garasi senesindeki ikinci bir Zuhurla Dinin yenileneceğini yazmaktadır. 1844 yılında Hz. Bab zuhur etmiş, 1853 yılında da Hz.Bahaullah’a ilk vahiy gelmiştir.)

    Hz.Bahaullah’ın Zuhuruyla İlgili Kutsal Kitaplardaki Bazı Deliller:
    Yeremya 28/9 – Bir peygamber peygamberlik ederse, o peygamberin söylediği çıkarsa, bilinir ki, gerçekten Rabbin gönderdiği bir peygamberdir.
    Hz. Bahaullah’ın yüz küsur yıl önce, hayal olarak nitelendirilen sözlerinin bugün nasıl bütün insanların ideali haline geldiğini görüyoruz.
    İşa’ya 62/2 -...Bütün Krallar Senin izzetini görecekler ve Rabbin ağzı ile tayin edilecek yeni bir isimle çağrılacaksın.
    Şu anda dünyada krallıklar tamamen kaybolmak üzere. Eğer beklenilen Zuhurun henüz gerçekleşmediğini ve ileri tarihlerde zuhur edeceğini düşünürsek, o zaman hangi krallar Onun izzetini göreceklerdir? Oysa Hz. Bahaullah, bütün krallara mektuplar yazarak Beklenilen Zuhurun Kendisi olduğunu haber vermiştir.
    Matta İncili 23/39 – Rabbin ismi ile gelen mübarek olsun deyinceye kadar artık beni görmeyeceksiniz.
    İş’aya 62/2 -...Rabbin ağzı ile tayin edilecek yeni bir isimle çağrılacaksın.
    Hz. İsa’nın ikinci gelişi olan bu Zuhurda, Allah’ın Nuru anlamına gelen yeni bir isimle, “Bahaullah” adıyla anılmaktadır.
    Matta 24/3 – (şakirtler sordu) Senin gelişine ve dünyanın sonuna alâmet ne olacak?
    Matta 24/14 – Melekûtun bu İncil’i, milletlerin hepsine şehadet olmak üzere bütün dünyada vaz edilecektir.
    1800’lü yıllarda dünyanın birçok bölgelerine misyonerlerce İsa ve İncil öğretiliyordu. Zaten şu anda bütün dünya İsa ve İncil haberini bilmektedir.
    24 Mayıs 1844 tarihinde Amerika’da, mucit Samuel Morse, telgraf cihazını icad ederek ilk elektrikli telgrafı çekmişti. Telgraf şöyleydi:
    “Tanrı ne yazmıştı? ”
    Bu telgraftan bir gün önce yani 23 mayıs 1844 günü akşam saatlerinde, İran’da genç bir adam herkesi şaşırtıcı bir iddiada bulunarak Kendisinin Allah’ın Elçisi olduğunu açıklıyordu. Bu zat Hz. Bab idi.

    Kur’an delillerinden bazılarını da şöyle belirtebiliriz:
    Kasas 62-65-66-74 – Allah, o gün onlara seslenir...

    Allah’ın İnsanlara Seslenişi Nasıl Olacak?
    Allah İnsanlarla Nasıl Konuşmaktadır?
    Bu konuyu Kur’an şöyle cevaplıyor:
    Şûra 51 – Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir, izniyle dilediğine vahyeder.
    Bu ayetten de anlaşılacağı üzere Allah insanlara söyleyeceğini ancak bir Elçiye vahyederek iletmektedir.
    Â’raf 35 – Ey insanoğulları! Size aranızdan ayetlerimizi okuyan peygamberler geldiğinde, kimler onların bildirdiklerine karşı gelmekten sakınır ve gidişini düzeltirse, işte onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
    Kaf 41 – Bir Çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver, 42 – O gün, o çağrıyı gerçekten duyarlar.
    Kamer 6 -...Çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün,
    7-8 -...O Çağırana koşarak kabirlerinden çıkarlar, inkârcılar; “Bu zorlu bir Gün’dür” derler.
    Tâ-Hâ 108 -...O gün hiçbir tarafa sapmadan bir Davetçi’ye uyarlar. Sesler Rahman’ın heybetinden kısılmıştır.
    Zümer 69 – Yeryüzü Rabbinin Nuruyla aydınlanır, Kitap açılır.
    İsra 13 -...Kıyamet günü açılmış bulacağı Kitabı önüne çıkarırız.
    Neml 93 – De ki: Hamd Allah’a mahsustur. O, ayetlerini gösterecek siz de onları bileceksiniz.
    Nahl 1 – Allah’ın buyruğu gelecektir.
    Tevbe 24 –...Allah’ın buyruğu gelene kadar bekleyin.
    Fecr 22 – Melekler sıra sıra dizilip Rabbinin buyruğu gelince...
    Zilzal 5 – İşte O Gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle kendi haberlerini anlatır.
    Mürselat 11 – Peygamberlere ümmetleri hakkında Şahitlik vakitleri bildirildiği zaman, 15 – O gün yalanlayanların vay haline. (Âl-i İmran 81’e bakınız)
    Mütaffifin 6 – O gün insanlar, âlemlerin Rabbinin huzurunda dururlar. 9– O yazılmış bir Kitap’tır. 10 – Yalanlayanların o gün vay haline, 13 – Ona ayetlerimiz okunduğu zaman “Öncekilerin masalları” der. 15 – Doğrusu onlar Rablerinden yoksun kalacaklardır.
    Ankebut 5 – Allah’la karşılaşmayı uman bilsin ki, Allah’ın bunun için belirttiği vakit gelecektir.
    Nasr 1-3 – Ey Muhammed, Allah’ın yardımı ve zafer günü gelip insanların Allah’ın Dini’ne akın akın girdiklerini görünce Rabbini överek tesbih et.

    Kıyamet Günü İnsanların Ölmesi ve Tekrar Dirilmeleri Ne Demektir?
    İnsanlar ölmeyi; bedenin canlılığını yitirmesi, dirilmeyi de cesetlerin mezardan ayağa kalkacağı şeklinde yorumluyorlar. Allah Kutsal Kitaplarında, ölmek-dirilmek ve yaratılmak kelimelerini cismani bedenden örnekler vererek, ruhani beden için söylemiştir. Allah bütün ayetleri, insanlar iyi anlasınlar diye örneklerle açıklamıştır. Oysa insanlar, ruhani bedeni kasteden ayetleri hep cismani beden olarak yorumlamışlardır.

    Allah, insanlar öldükten sonra bu dünyada bedensel olarak tekrar dirilmeyeceklerini Kur’an’da şöyle açıklamaktadır:
    Yâsin 31 – Kendilerinden evvel nice nesilleri yok ettiğimizi, onların bir daha dünyaya dönmediklerini görmezler mi?
    Bakara 28 – “Allah, ölüyken sizleri diriltti...”
    ayetini eğer ölü bedenin tekrar dirilmesi şeklinde düşünürsek, bu ayetin Yâsin 31. ayetiyle çeliştiğini görürüz. Allah, bir ayette insanların dünyaya dönmeyeceklerini söylerken diğer bir ayette de “siz ölüyken sizi dirilttim” der mi? Üstelik Âdem’den bugüne kadar hiçbir insanın dünyaya tekrar geldiğini gören olmadığı halde.
    Allah, Hz. Muhammed’in yaşadığı günlerdeki puta tapan inkârcı Arap kabileleri için; Bakara 171. ayette: “İnkâr edenlerin durumu, çağırma ve bağırmadan başkasını duymayarak haykıran gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler., bu yüzden akıl edemezler” demiştir. İşitmeyen, konuşmayan, görmeyen ve düşünemeyen insana canlı yaşıyor diyebilir miyiz?
    1400 yıl kadar önce yaşayan Arap kabileleri; Allah, peygamber ve din nedir bilmezlerdi. Puta tapan, insani değerlere önem vermeyen, kız çocuklarını kız doğdu diye diri diri kuma gömen, çok kadınla evlenen, babaları ölünce erkek kardeşlerin birbirlerinin annelerini karı olarak alacak kadar sapık, ahlâksız, cahil ve vahşi bir toplumdu. Ruhaniyetten yoksun bu durumdaki Araplar için Kur’an’da “Ölü” tâbiri kullanılmıştır.
    Allah’ın Hz. Muhammed’e vahyettiği Kur’an ile eğitildiler. Allah’a inanan, emirlerine göre yaşayan, zulmetmeyen, birbirlerini seven, koruyan, yardımlaşan ve adaletli bir toplum oldular yani dirildiler.
    “Ölü” tâbiriyle cismani bedenin kastedilmediğini açıklayan ayetlerden birkaçı şöyle:
    Bakara 56 – Ölümünüzden sonra şükredesiniz diye sizi diriltmiştik.
    Fatır 19-21 -...Ey Muhammed, sen kabirlerde olanlara işittiremezsin.
    Rum 52 – Ey Muhammed, tabii ki sen ölülere işittiremezsin, dönüp giden sağırlara da duyuramazsın.
    Bu konuda İncil’de de şöyle denilmiştir:
    Matta İncili 23/27 -...(İkiyüzlüler) Siz badanalı kabirlere benzersiniz ki, dıştan güzel görünür fakat içten ölü kemikleri ve her türlü murdarlıkla doludurlar.
    Matta 8/21 – Şakirtlerden biri İsa’ya dedi: İzin ver, önce gideyim babamı gömeyim, 22- İsa ona dedi: Benim ardımca gel, ölüleri bırak, kendi ölülerini gömsünler.

    Kıyamet Günü Dirilme Nasıl Olacaktır?
    Dirilmenin, yaratılmanın cismani olmayıp ruhani olacağını açıklayan ayetlerden bazıları şöyle:
    Zuhruf 11 – O, gökten yağmuru bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz, işte siz de böyle diriltileceksiniz.
    Bu ayetteki yağmur kelimesi biliyoruz ki, “ayet” kelimesinin yerine kullanılmıştır.
    Enfal 24 – Ey inananlar, Allah ve peygamber sizi diriltecek, size can verecek şeylere çağırdıkları zaman icabet edin.
    Ankebut 19 – Allah’ın nasıl yaratmaya başladığını, sonra onu nasıl tekrar edeceğini anlamazlar mı?
    Ankebut 20 – De ki: “Yeryüzünde dolaşın, Allah’ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah, aynı şekilde âhiret yaratmasını da yapacaktır.

    Kıyamet Nedir?
    Kıyamet kelime olarak, “Ayakta durmak” anlamına gelen “Kıyam” kelimesinden gelmektedir. Gününü çalışarak ayakta geçiren kişi, günün son saatlerinde dinlenmede veya uykuda yatar vaziyettedir. Ertesi gün iş için tekrar ayağa kalkar. İşte Din Günü’nün son yılları istirahat anlarıdır. Yeni bir ilahi Güneş’in doğmasıyla gündüz olmuş, herkes ayağa kalkacaktır. Her türlü ruhani ve ahlâki değerlerden yoksun insanların yeni bir Din Günü’nde yeni bir iş için (Yeni dini prensipler ve öğretilere göre yaşamak üzere) ayağa kalkmaları Kıyamet olarak adlandırılmıştır. Kıyamet hakkında çok açıklamalar mevcuttur. Ben bunlardan birini kısaca anlatmaya çalıştım. Kıyamet’le ilgili İncil’de şöyle yazılıdır:
    Yuhanna İncili 11/25 -...İsa ona dedi: Kıyamet ve hayat benim, bana iman eden ölmüş olsa da yaşar.
    Allah, İsrailoğullarını Tevrat’ın yasasını terkettikleri ve işledikleri suçlar yüzünden oturdukları yerden çıkararak yeryüzüne dağıtmış ve Kıyamete kadar biraraya gelememeleri için ceza vermişti. Bu konuda Kur’an’da şöyle buyuruluyor:
    Mâide 64 -...Biz onların(Yahudilerin arasına Kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık saldık.
    Allah, Kur’an’da, İsrailoğullarına bir vaadde bulunuyor. (Bu vaad diğer kutsal kitaplarda da vardır.) Kur’an’da şöyle denilmektedir:
    İsra 104 -...sonra İsrailoğullarına: “Burada siz oturun, Kıyamet koptuğu zaman hepinizi biraraya toplarız” dedik.
    Bilindiği gibi dünyanın çeşitli ülkelerinde sürgün halinde yaşayan Yahudilerin kutsal topraklara girişi yasaktı. Filistin topraklarına giren her Yahudi idam ediliyordu. 1840’lı yıllarda Filistin, Osmanlıların denetiminde idi. Yahudilerin Filistin’e ilk giriş izni 21 Mart 1844 tarihinde Osmanlı Padişahının fermanıyla çıktı. Yahudiler şimdi biraraya gelip toplandıklarına ve bir Yahudi devleti kurduklarına göre Kıyamet kopmuş olmuyor mu?

    Kur’an Bahailer için ne diyor?
    Müddesir 30 – Orada (Cehennemde) ondokuz bekçi vardır. 31- Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de ancak inkâr edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah bu misalle neyi murad etti desinler.
    Bu ayette bahsedilen ondokuz bekçi melekler, Hz. Bab ile O’na iman eden “Diri Harfler” diye anılan kişilerdir. Bilindiği gibi sayıları Hz. Bab ile birlikte ondokuz’dur. Ayette geçen “Kendilerine Kitap verilenler” den kasıt Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlardır. “İnananlar” denmekle kimler kastediliyor? İşte; “İnananların imanlarının artmasını sağladık” ve inananlar şüpheye düşmesinler” diye de Bahailerden bahsedilmektedir.

    Bugünler için Mika’nın Kitabı’nda ve Yuhanna İncili’nde şöyle buyurulmuştur. (Mika M.Ö. 8. yüzyılda yaşamış bir Peygamberdir.)

    Mika 4/3 -...Şeriat, Sion’dan çıkacak ve Rabbin sözü Yeruşalim’den çıkacak ve çok kavimler arasında hükmedecek ve uzakta olan kuvvetli milletler hakkında karar verecek ve kılıçlarını sapan demirleri, mızraklarını bağcı bıçakları yapacaklar, millet millete karşı kılıç kaldırmayacak ve artık cengi öğrenmeyecekler.
    (Sion’dan maksat Filistin topraklarıdır. Bahai Dini’nin şeriat Kitabı olan Kitab-ı Akdes, Hz. Bahaullah’a Filistin’de Akkâ’da vahyedilmiştir.)

    Yuhanna İncili 10/16 -...tek sürü tek çoban olacak...

    Ve Hz. Bahaullah, Dünya İnsan Toplumunun Birliğini gerçekleştirmek üzere gelmiş; “Hepiniz Bir Ağacın Meyveleri ve Bir Dalın Yapraklarısınız” demiştir.




    Kaynaklar:
    - Kur’an-ı Kerim (1988 - Tercüme: Dr.Hüseyin Atay ve Dr.Yaşar Kutluay
    (Lütfi Doğan – Diyanet İşleri Eski Başkanı onayı ile)
    - Sahihi Buhari (Hadisler)
    - Nehcu’l Belaga (Hz.Ali’nin Hutbeleri)
    - Kitab-ı Mukaddes
    o Tevrat
    o İş’aya
    o Yeremya
    o Amos
    o Mika
    o Matta İncili
    o Yuhanna İncili
    o Petrus’un 2.Mektubu
    o Yuhanna’nın Vahyi
    - Thief in the Night (William Sears) (12.01.2012 14:26)

  • SEVGİ ÜZERİNE21.02.2013 - 21:51

    Bir kaç kelime Sevgi Üzerine

    Çok teşekkürler Dostlar! ...Ruh Dolu Can Arkadaşlarım...Şiir dolu insanlarım. Gecenin yarısında bu satırların dökülmesine sebep olana da minnettarım. Keşke insan zamanını ayarlayabilse mekansızlıkta bu paylaşımları konuşabilse siz değerli dostlarla. Tüm farkındalıkların değerini bilen dostlarımızla.

    Sevgi! .. Her şeyin üzerinde olduğunu düşünüyoruz Sevginin hep. Ama ne kadar? Everest kadar mı,Ay kadar mı? ne kadar? Evet üzerinde de altında olan nedir Korku mu? Korku da var işte ama bu sanki bir tahteravallinin bir ucunda bir aşağı bir yukarı olan gibi de değil. Gece gündüz gibi birbirini kovalamalı mı, Bu sevgi ile O korku?

    Nedir gerçek? Benim korkum o aydınlığın,ışığın, anlayışın,güzelliğin şekil değiştirmesinden.Korkum Hasta olmaktan değil yapacağımız dünyalar kadar işimiz varken,dünyalar kadar insanlar ile dostluk ışık ellerimizi kenetlemek varken Sağlıkla hareket edememekten yani hastalanmaktan.

    Peki sağlam diye ortalıkta dolaşıyorken ben, Benim dengeliliğim, sağlıklı gözüken benim sağlıkla dolu olduğum nereden belli. Biz biraz düşündüğümüzde ne kadar fazla veya az olursa olsun bu dünyadan Tanrı nın dünyalarına yolcu olan bir ruhun yanında getirebileceği bu dünyaya ait hiç bir şeyi yok. Tek şey var ki dünyalar durdukca duracak sevgi ve bu sevginin sebep olduğu bir zinçir gibi birbirine eklenmiş insan erdemleri ile dolu faaliyetlerimizin geride bıraktığı varsa bir iz.

    Olabilir ki O iz yeteri kadar anlaşılamamışta olabilir. Beklentimiz ne olabilir ki? anlaşılırsa anlaşılsın,anlaşılamazsa da canları cehenneme sözü hizmet edenin değil dudaklarındaki bir ses zihninde dahi düşünmemesi gereken bir erdemliliktir. Ruhaniyetin ulaştığı yeni bir mukaddes alan bizlere yeni bir ruhaniyet adımını müjdeleyecektir. Bir sporcunun kaslarını kondisyonla geliştirmesi gibi Ruh yolcularının da azığı sevgi ve bu sevginin enerjisinde her türlü kendi isteklerini hizmetle eritmektir. Burada sizin hisler ile her canlının yaratılışına konulmuş aslında biz insanlara emanet edilmiş olan o yaratıcı güç sevginin değerini ne kadar biliyoruz.

    Bizler bu dünyadan getiremeyeceğimiz her ne ise zamanımızı işgal eden şeyler ile oyalanıp durmaktan başka bir şey yapmadığımızı anladığımızda vakit gerçekten çok geç kalmıştır demektir. Farklılığımız diğer canlılardan Akıl,Düşünce ve Ruhsal değerler düşünüldüğünde ne büyük güçler ile donandığımızı anlıyoruz. Bu Güç sahipleri olarak İyi niyet ve hizmetkar insanlar için söylenen Kutsal kitaplarda... siz onları ellerinden ayaklarından tanırsınız... hükmü ile yaptığımız işleri, bıraktığımız izleri oluşturacak fırsatlar aramalıyız. Düşünen insan bir ağaç yaprağının kımıldanışında, uçan bir böcekte sizin yaptığınız gibi o canın korumaya alınmasında daha birçok şekilde fırsatlarımız vardır.

    İnsan sevgisinin kaynağı yaratılış dünyasında yaratılanlara karşı nezaketliliği,tevazuyu ve farkındalılığın anlamaya çalışmak ve düşünüp öğüt almak olmayı gerektirir.

    Bir gün Ahbaplarımızdan merhum Rıfat Cinel Bey büroma gelmişti.
    Ölümünün 13. yılına girdik. Sana bir şey soracağım yeğenim...demişti.

    -' Ayağı ezilen bir karınça mı daha çok acı çeker yoksa kolu kopan bir insan mı? '

    ...Bir an düşündüm, hayvanat canlıların his ile donatılmış olduğunu bir an ilham geldi...

    -'Karınca nın canı daha çok açımalı.'dedim ama gerisini nasıl getireceğimde düşünceliliğimi ve duraksadığımı görünce:

    _' Benzeterek cevap veriyorsun.Daha önce hiç düşünmüş müydün? .' demişti...

    İşte Dostlar..Hayatımızın değeri bir karıncanın çektiği sıkıntı,acı kadar değil. Çünkü Beyin vücut enerji eşiği ile gerekli koruma ve önlemi almaya çalışıyor.
    (RABBİM KARINCA YI BİLE İNCİTMESİN, HERKES YOLUNA BU BOL DÜNYADA) ..
    Zamanınızı aldım ama tam burada bizlerin İnsan oluş içinde gelişmeye çalışanların o sıkıntı çeken canlıyı köpeği,kediyi sıkışan yunusu, kanatı kırılan kuşu hatta unutulmuş toprakta yeşermek için bir damla su gözleyen bitki tohumunu düşününce eziyet duyarız.

    Düşünceli olmak sevgi taşınıldığının işaretidir, mutlaka öğüt alınmaya /verilmeye hazır bir öğrenme tutumundaki tevazuyu meşvereti geliştirir. Cennet işte bu farkında olanların yaşadıkları yerdir.

    Burada veya ötede,Yukarıda veya aşağıda, yerin altında veya üstünde farketmez. Onun için buyuruluyor Alimin Uykusu Cahilin İbadetinden daha hayırlıdır... Burada yine Merhum babamdan kendi dedesinin son nefesinden önce söylediği bir sözü paylaşmak istiyorum

    -' Ey Evlat! ...Suların altından geldik, Denizlerin üstünden geri dönüyoruz...'

    Selam,saygı ve sevgilerim ile.

    Ömer CİNALİOĞLU
    HerYerdeKarVar-ANKARA

  • ruhun gıdası29.09.2011 - 18:18

    Tanrı buyuruyor: İNSANIN YARATILIŞININ TEK GAYESİ SEVGİDİR.... Ruhun gıdası
    İşte bu...
    SEVGİ,
    SEVGİ,
    SEVGİ...

    EY RUH OĞLU: SENDEKİ SEVGİMİ BİLDİM SENİ YARATTIM,YARATTIĞINA YÜKSEL....

  • seni Allaha havale ediyorum31.03.2009 - 13:54

    Bir İnsana yapılacak en büyük kötülüklerden biri de Allaha Havale etmektir,diye düşünüyorum.

    Allah işini sabırla görendir buyuruluyor.Keşke insanlar yaratılışlarının gayesini düşünse bu zalimlikler olur muydu? Yeryüzünde cennet kurulamaz mıydı?

    Yapılacak hiçbir şey kalmadıysa insan erdem ve tutumlarını korumak için bir mükafat veya mücazat gerekecek tabii ki

    Tanrım Yardımcımız Olsun.

  • kafirun suresi17.03.2009 - 15:12

    Al i İmran 81 ve Ahzap 7 ayetlerimizi okuyalım. Bu bir insana söylenecek son sözdür. ki Onu/onları Allah a havale etmek safhasıdır.

  • 66617.03.2009 - 09:52

    Tanrı bir kutsal levihte Buyuruyor: Hiç Cennet Cenneme,Şeytana Meleğe değinmeden...

    ŞEYTAN SENİN NEFSİNDİR, O NEFSİNİN YERİ DE CEHENNEM,
    BENİMLE MÜLAKATINDE İSE SEN MELEKSİN, YAŞADIĞIN YER İSE CENNET...

    Bir anlamda Hz Adem Ve Hz.Havva beraberliği nefslerini tanımış oldular ve cennetten kovuldular.

    Bu dünyada yaptıkları çalışmalarında onlar nefslerini de bildiler,ama nefslerine esir olmadılar.

    Üzerlerinde Tanrı nın Levh_i Mahfuzda yazılı planı ile hareket ettiler, İnsanlar arasında görev yaptılar.

    Semavi Göklerde görev yapmakta uçmakta iken bu dünyada madde olarak vucude gelmemiz,doğmamız Ruhumuz için için esaret anlamını taşır.

    Bu Madde dünyada yaşarken gelişirken,maddeye bedenimize esir olmadan ancak bu bedende ruha ev sahipliği yapması daolayısıyla azami itina,insanca değer kendine saygıyı besleyerek, bir ömürde bir gün,bir vesileyle buradan göç başlıyacak.

    Bu dünyada dengeyi başarırsak,Ruhla bedenimizi birleştirebilirsek, pek söylenecek birşey kalmıyor.
    Selamlar,Saygılar

  • bahai17.03.2009 - 07:07

    Nice başarılarla dolu insan ünsiyetiyle toplumu farkındalılıklara çağıran,kendi ellerinde bulundurdukları kitaplarını iyice okumalarına davet eden Allah ın Ahd-i Misakının gereğinde farkındalılıkları Allahım bizlere nasib etsin.
    Acaba ne zaman İsrail devletinin olmadığı bir zamanda,iki cihan imparatorluğunun bir araya gelerek söndürmek için fetva verdikleri,bir grubun bugun Hiç kimsece o tarihe kadar bilinmeyen ancak İnsan Aleminin Çağrısı vahyi ile İnsan sevgisine bizleri çağırmasının ne mahsuru var.? O zaman ben öyle yapıyorum.Kuran i Kerimimizde Hucurat 5.ayetine göre oturup incelememiz gerekmez mi?
    Nisa 158 159. ayetlerde Hz.Peygambere vahiyle verilen Kuran-ı Azimüşşan da belirtildiği gibi..Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki Ona(Hz.İsa) tabii olmasın... Acaba okudunuz mu? İsra 108 israil oğlullarının tekrar biraraya toplanması..diyor O gün... beklenen o gün,büyük haber,kıyam günü,dirilik günü ifade edilen o günü müjdeleyen Hatem_en Nebiyyin..Ahzap 40.. Habibullah Hz Peygamberimize saygı gösteriyoruz,buyurduklarına inanmıyor musunuz? Hakka yolçulukta saflarımızı nasıl sıkılaştıracağız.O zaman Kaf 41. sürenin ne anlamı kalır.Haşa lütfen Allahtan korkalım,saf gönülle araştıralım.
    Ruhumuz ona kurban Tanrı Habibi Hz.Muhammedin müjde ve o gün için uyardığı Malik-i yemmiddin Fatiha süremizdeki Din Gününü nasıl yalan sayarız? Bu günü nasıl bileceğiz.? Kuran ı Kerimimizde. O gün.GEBE DEVE YÜKTEN AZAD EDİLDİĞİ ZAMAN KIYAMETTİR. Diyor.Ne demek.,hiç tefekkür ettiniz mi?
    Dünya dürülmüş elden gidiyor acaba o öğretmen gelip dersini anlatıp gitmiş olmasın sakin,araştırdınız mı?
    Biz insanlar Nisa 158 -159 da dini hüküm verecek olan Allahın işine Medeniyetler buluşması diye elimizi nasıl sokarız? Kaldı ki Allahın Peygamberlerinden aldığı Kesin söz ve kendisinin de bu ahd e yemini vardır...Ahzap 7,Al i İmran 81....
    Kuran ı Kerim Nasranilerle,Diğer Din salikleriyle aranıza kıyamete kadar düşmanlık koyduk..demiyor mu? Nedir bu buluşma? Haşa o zaman bu devlet yöneticilerini Hz İsa diye kabullenmemiz gerekmez mi? Ancak Hepimiz inanıyoruz isimlerinden kaybettiler. Fatıma evlatından olacak..SEYYİD, Adı velinin ve resulun adını taşıyacak Yani Ali Muhammed.
    Acaba çevrenizde Seyyid Ali Muhammed adlı bir zat var mı,Bacım?

    Geliniz yakinlik denizinde insanlar kula borçlu olmadan Tanrı Hak yolunda birbirine dua etsin hakikate kılavuzluk için. Allah işini sabırla görendir,görmüyor muyuz hala etrafımızdaki değişiklikleri?
    Allah u Ebha.... O (Allah) Nurluların en Nurlusudur manasındadır. Farsça kelimedir.Ne farkeder Arapçası Bismillah da B ve H dır Baha Nur kelimesidir. Yazılarınızı zevkle okuyordum.Yine okuyacağım. Zumer 68-69.... RABBIN_NURU.... aranızda parlıyacak ayetinde İlahi nur kelimeleriyle kavga etmek bizlere yakışmaz diye düşünüyorum.O Her şeyin fevkinde olan Nur... anlamındadır. Allah u Ebha.

    Bir kardeşiniz olarak lütfen Tanrı dan korkalım ve Hakka Yolculukta tek güneş hakikate kılavuzlanmamızda Allah yardımcımız olsun diyorum

  • balıklı göl16.03.2009 - 14:18

    Ruhani Yaşanılan Geçmiş,İnsanlar için bir ortak duygu ve düşünce
    İnsanların Birliği,Adalet ve Barış ortamında hakikat bilgilerin serbestçe araştırmak,gönül köprüsü oluşturmak İnsan Toplumumuza Hizmet etmek,hizmet fırsatını yakalamak,...

    Şanlı Urfamızda 2.5 yıla yakın görev yaptım.Akşamleyin Yoğun bir çalışma gününden sonra Ayn Zeliha Çay Bahçesinde Gölün kıyısında, ağaçlar altında oturup çaylarınızı yudumlarken Gölün balıklarıyla sizde yüzüyor, tarihe Hak Taala nın Ahd ve Misakına gidiyor,Enerji doluyorsunuz.İnsanlara tekrar hizmet ibadedi için.

    Lütfen Gidiniz ve Görünüz.

    Lütfen o ruhani güzellikte Balıkları neden yemek düşünülür, yemeyi aklınızdan bile geçirmeyiniz,Çünkü oksijen konsantrasyonu düşük yeterli akışkanlığı olmayan suda balıkların zehirli deri ve yapısı bir problemdir.

    Sayın Belediye Başkanımız Dr.Eşref FAKIHBABA yı burada Urfa ya hizmete aşık bir insan olarak saygıyla anıyorum.

  • tanrı16.03.2009 - 12:46

    Tanrı Genel Yaratıcılık Sıfatıdır.
    İnanan insanlar olarak, Hz.Ömer in cahiliyye devri ile ilgili anlattığı seyahate çıkarken hamurdan yapıp pişirdikleri,ve onlara tapındıkları açıktıklarında da yedikleri nesnelerle kıyaslamıyalım.

    İsra 13-14... Peygamberimizin zuhurunda vahiy dilinin neden arapça olduğunu yazar.
    Biz Bu ülkede hangi dil ile konuşuyorsak kendi dilimizde beyan etmek en gerçektir.Bu tamamen bir dil probleminden ve bir kültürün diğer kültür üzerindeki baskı kurmasından kaynaklanmaktadır.

    Selam ve Saygılar