Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • düşgözlü12.02.2008 - 20:33

    AY


    Bütün gün kırlarda, deniz kenarlarında dolaştık... Güneş, hayale müsaade etmeyecek tarzda her şeyi vazıh ve berrak gösterdiği için, yalnız gözlerimizle yaşadık ve hiç eğlenmedik...

    Ağaçların tozlu yapraklarını, kayalar üzerinde durup soluyan kertenkeleleri, denizin kirli suları altında cam kırıklarını, paslı tenekeleri, eski pabuç naaşlarını seyretmenin ne kadar çabuk ruha kesel verdiğini tecrübe etmeyen var mı? Güneşli kırlarda geçen bir gezinti gününden sonra, akşamüstü eve mahzun ve nevmid dönmemenin mümkün olmadığını tecrübelerimle bilirim... Güneş, bütün gün, insana doğru fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaştır... Onun ışığında eğlenmenin ve mesut olmanın hiç imkanı var mı?

    Nihayet akşam oldu... Karanlık bastı... Karşı karşıya oturmuş, iki insan, artık yüzlerimizi görmüyor, yalnız seslerimizi duyuyorduk... Birden, arkamızda garip bir fısıltıyı andıran bir hışırtı duyar gibi olduk... Başımızı çevirdik: İki büyük fıstık ağacı arkasından kırmızı bir ay, sanki yapraklara sürünerek yükseliyordu... Birden etrafımızda dünyanın bütün manzaraları değişti... Sanki Japonyalı bir ressamın siyah mürekkeple çizdiği mübhem ve natamam bir alem içindeydik... Artık her şeyi serahatle görmek ıztırabından kurtulmuştuk... Yanlış görmek ve tahayyül etmek imkanının sarhoşluğu vücudumuzu, yavaş yavaş bir afyon dumanı gibi uyuşturuyordu... Etrafımızda, gündüzün bütün uyuz ağaçları yerine zengin bir orman vücut bulmuştu... Karşıda yemek yiyen fakir ailenin kirli kızları, yüzlerine vuran ayışığı içinde birer murassa hayal olmuşlardı... Denizin bulanık suları boşalmış ve onun yerine şimdi sahilin kumları üzerinde ziyadar bir mayi sallanıp şarkı söylüyordu... Dünyanın güzelliğinden korkmağa başlamıştık... Zira aydan akan büyünün saadetiyle ruhlarımız çatlayacak kadar dolmuştu...

    Ay! Ay! Yalancı ay! Zekadan harap olanları dinlendiren hayal gibi, güneşten bunalanları da teselli eden sensin!


    İkdam, 5 Eylül 1928

  • emral çarşısı12.02.2008 - 20:32

    Oralara buralara gidiyala
    Kimseye haber vemiyala
    Gizli gizli seviyala
    ...

  • rejim12.02.2008 - 20:29

    '...Haim Nahum kimdir? Bu yahudi hahambaşının Lozan görüşmelerinde Türk heyetinin yanında işi ne? Niçin Türk istiklali uğruna, o dönemde Amerikalara kadar gidip lobi faaliyetlerinde bulunuyor? Madem Türkiye'yi bu kadar seviyordu, Lozan'dan sonra niçin apar topar vazifesini tamamlamış bir elçi edasıyla Türkiye'yi terk ediyor? İstiklalimiz neyin, hangi manevi kıymetin bedelidir? Bu bedelin feda edilmesinde Haim Nahum'un rolü nedir? '

  • şıpsevdi10.02.2008 - 20:49

    Bir bahar akşamı rastladım size
    Sevinçli bir telaş içindeydiniz
    Derinden bakınca gözlerinize
    Neden başınızı öne eğdiniz

    İçimde uyanan eski bir arzu
    Dedi ki yıllardır aradığım bu
    Şimdi soruyorum büküp boynumu
    Daha önceleri neredeydiniz...

  • Bleeding me10.02.2008 - 20:46

    Gelirsin bir gün diye bekledim sana kandım
    Kavuşmak ümidiyle beyhude oyalandım
    Hasretin ateşini bağrıma basıp yandım
    Yalanmış hep sözlerin ah ne yazık

    Ben aldandım

    Ben inandım

    ...

  • buluşmak10.02.2008 - 20:45

    '...aşkı beni reddetsin diye ona,önceden karar verdiğim gibi görünmeyi başarabilecek miyim? '

  • Bunama10.02.2008 - 20:44

    'Limelight' (1952)

    Charles Chaplin

  • bitmeyen bekleyişler10.02.2008 - 20:43

    Evlerinin önü kuyu
    Kuyudan alırlar suyu
    Kalk kaçıverelim a dayımın oğlu

    Evlerinin önü marul
    Sular akar harıl harıl
    Var git oğlan dengine sarıl...

  • Bleeding me10.02.2008 - 20:40

    Kalbimi bezlederim mihnet-ü zevkle dilesen
    Bir muhabbet kuşu da ben olurum sev diye sen
    Sevginin meltemidir şimdi ruhumda esen
    Bir muhabbet kuşu da ben olurum sev diye sen...

  • laf ebesi10.02.2008 - 20:29

    '...ağzımı açar açmaz olayları ya da insanları çarpıtan, yoksa kendimi boşa konuşuyormuş gibi duyan ben onun yalın konuşmasını sevmiştim... Söylevci değildim ama, laf ebeliği illetim vardı... Benim için sözlerin başlı başlarına bir olay olması gerekirdi, başka hiçbir olayın tutsağı olamazdı...'