Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • revolver07.09.2008 - 00:02

    Got To Get You Into My Life...

  • geçiş05.09.2008 - 22:55

    ...

    İngiltere başta olmak üzere Avrupa'yı da sallayan morgıç merkezli ekonomik krizin neticesinde nelerin olabileceğini ise ABD Hazine Eski Bakanı Lawrence Summer izah etmiş... Summer, 'Önümüzdeki aylarda yapılacak tercihler, konut piyasasını ve kriz döneminde mali yetkililerinin güvenilirliği ile siyasî sistemin bütünlüğünü etkileyecek.' dedi...

    Summer, kurtarma projelerinde 'kârların ferdîleştiği, buna karşılık zararların toplumun sırtına yüklendiği'ni ifade ederek, ABD halkının sırtına her yıl trilyon dolarlık ek bütçe masraflarının binmeye başladığını söyledi...

    ...

  • rejim05.09.2008 - 22:53

    ...

    Kıbrıs, Kerkük ve Ermeni meseleleri, Türkiye'yi artık nefes dahi alamayacak bir şekilde kapana kıstırmış haldedir... 2007'den bugüne değişen tek şey, Kıbrıs'ın büsbütün elden gittiğidir... Bizzat Kıbrıs içinden devşirilmiş olan Batıcı-modern ve küreselci M. Ali Talat'ın, oradaki Türk askerini işgâlci olarak kabul ettiğini ve AB projesine (Tayyip'le birlikte) evet diyerek, Kıbrıs'ın, Rum yönetimine tabii kılınarak, bütünleşme kılıfı-adı altında, hızla tasfiyeye doğru gittiğini görmekteyiz... Kıbrıs'ta AB-D baskısı sebebiyle Rum tezlerini kabul etmek demek, Kıbrıs'ı kaybetmek demektir... Bu da Kıbrıs'ı kurtarmak için dökülen şehid kanlarının bizzat Talabanî Cumhuriyeti'ne dönüştürülen TC tarafından satışa getirilmesi ve Ortadoğu ve İslâm Alemi'nin, emperyalizme hediye edilen batmaz bir uçak gemisi sayesinde kampanaya sıkıştırılması demektir... Şayet bu başarılırsa, hemen ardından Ege Kıta Sahanlığı meselesi de, Lahey Adalet Divanı tarafından bir oldu-bittiye getirilerek Türkiye'nin Ege sularını bir daha görememesi sağlanmış olacaktır...

    ...

  • geçiş05.09.2008 - 22:50

    ...

    TSK ile ABD Silahlı Kuvvetleri arasındaki işbirliği ve anlayışın “mükemmel seviyede olduğunu” vurgulayan Başbuğ, “Bu nedenle, önemli görevlerimizden biri de bu işbirliğinin korunmasıdır” diye konuştu... Başbuğ’un, “ortak değerler üzerine inşa edildiğini” belirttiği Türk-ABD ilişkilerinin, bugün, “her zaman olduğundan çok daha önemli olduğuna” işaret etmesi ise, Türkiye’de Amerika aleyhtarlığının, bir diplomatın ifadesiyle, “adeta patolojik bir boyut aldığı” bir sırada önemliydi...
    Genelkurmay Başkanı'nın bu sözleri, Türkiye’deki spekülasyona rağmen, TSK’nın ABD-NATO ekseninden ayrılmak gibi bir düşüncede olmadığını güçlü bir şekilde ortaya koydu...

    ...

  • rejim05.09.2008 - 22:41

    ...

    Şirket adını ertesi yıl 'Iraq Petroleum Company' olarak değiştirdi... Aynı ortaklık yapısıyla... Ve henüz bağımsızlığını kazanamamış, yani İngiltere himayesinde olan Irak'ın yetkililerinden (Özellikle Nuri Sait Paşa'nın desteğiyle) 2000 yılına kadar geçerli olacak imtiyaz hakkı kopardı... Yani ülkenin tümünde petrol arama, işletme ve pazarlama hakkı veya tekeli adından başka Irak'la hiçbir ilgisi bulunmayan 'Iraq Petroleum Company'de olacaktı...

    Irak'ta rejim değişti (krallıktan cumhuriyete geçildi) , darbe üstüne darbe oldu ama gidip gelen iktidarların hiçbiri bu imtiyaza dokunamadı... Ta ki 1972'ye kadar...

    O yılın Haziran ayı başında Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Saddam Hüseyin (Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Hasan El-Bekr oturuyordu) , Irak petrollerini millileştirdiklerini açıkladı... 'Iraq Petroleum Company' tazminat olarak topu topu 15 milyon varil petrol karşılığı ülkeden çıkarıldı...

    Irak, petrollerini millileştirdiğinde 115 milyar varil kanıtlanmış petrol rezervine sahipti... Saddam rejimi petrol ihracatından elde ettiği gelirle Irak'ın çehresini değiştirdi: Tarımı modernleştirdi, sağlık ve eğitimde olağanüstü reformlar yaptı (2003'te ABD orduları Bağdat'a girdiğinde, Irak sadece Oratadoğu'nun değil, dünyanın en nitelikli insan gücüne sahip ülkeleri arasında gösteriliyordu) , yolları, kentleri yeniledi...

    İşte bu yüzden petrolün millileştirilmesi kararından bugün bile tüm Iraklılar gururla söz ediyorlar... O kararın alındığı 1 Haziran'ı Irak'ın onur günü olarak anıyorlar...

    ...

  • kült film02.09.2008 - 22:46

    'The Rains Came' (1939)

    Clarence Brown

  • teknikler ve mistikler02.09.2008 - 22:44

    No.6 - Général Lavine-eccentric (General Lavine-Eksantrik) : Fa Majör tonda, 2/4'lük ölçüde ve 1890'lardan 1910'lara kadar Avrupa'da popüler olan ragtime tarzındaki Afro-Amerikan dansı olan Cakewalk stili ve hareketinde (Dans le style et le mouvement d'un Cakewalk) çalınması öngörülen prelüdü Debussy, Paris'teki Folies Marigny müzikholünde ayak parmaklarıyla piyano çalan palyaço Edward La Vine'nin gösterilerinden esinlenmiştir... Debussy bu dansta bile, tahtadan yapılmış gibi görünen bu komiğin karikatürünü zengin bir kontrastla gerçekleştirir... Ünlü ressam Toulouse-Lautrec'in aynı konuları canlandıran tablolarına müzikal bir nazire olan prelüd, pizzicato ve staccato yorumlarla daha da şakacı bir anlam kazanırken güçlü akorlarla renklenir...

  • ilham kaynağı olmak02.09.2008 - 22:40

    Sweetbox - Everything's Gonna Be Alright...

  • rejim02.09.2008 - 22:39

    RÜŞVETİN FAYDALARI


    Avrupa Birliği (AB) hayranı, Hürriyet gazetesi köşeyazarı Bekir Coşkun, halkımızın yarısını ‘Göbeğini kaşıyan adam’ olarak niteleyip aşağıladıktan sonra, tutup üç milyona yakın insanımızın da tümüne birden ‘rüşvetçi’ damgasını şöyle vurdu:

    “...rüşvet olmayan bir tek yer yoktur bu memlekette. Bir tek kamu kuruluşu, bir tek makam, bir tek oda, bir tek masa, bir tek koltuk, bir tek sandalye bulamazsınız.” [1]

    Biz de şimdi gözlerimizi AB Mandacılarının Kâbe’sine çevirelim, bakalım sözde Uygarlığın Beşiği, Demokrasinin Yuvası, Avrupa Birliği’nde rüşvet var mı, yok mu...

    Avrupa Birliği (AB) , bağımsız bir devlet konumuna gelmiş siyasi bir kuruluştur... Her devletin olduğu gibi, AB’nin de tüm gelir-gider hesaplarını denetleyen bir sayıştayı vardır... AB’nin Sayıştay denetçileri, 1995 yılından beri, yani 13 yıldır, AB’nin hesaplarını ‘ibra’ etmemiş, yani aklamamıştır!

    Niçin aklamamışlardır?

    Çünkü her yıl, AB bütçesinden yaklaşık 5 milyar Avro’nun türlü sahtekârlık yöntemleriyle çalındığını saptamışlardır!

    AB’de sahtekârlık, yolsuzluk ve rüşvet, üst düzey yöneticilerin kitabında, bir ‘Paylaşımdır’.

    Avrupa Komisyonu’nun iki üyesi, yani iki bakanı, İtalyan Emma Bonino ve İspanyol Manuel Marin, 1993-1995 döneminde AB’nin ‘İnsani Yardım Bütçesi’nden toplam 800 bin Avro hortumladılar... Hortumcu bakanlara hiçbir şey olmadı, görevlerini sürdürdüler... [2]

    AB’de hortumculuk, bakanlık düzeyindeki yöneticiler arasındaki ‘Birliktir’.

    AB bünyesindeki bir dizi rüşvet ve yolsuzluk olayını ortaya çıkaran Baş Muhasebeci Marta Andreasen, önce korkutulup tehdit edilerek sindirilmek istendi, daha sonra da işinden kovuldu...

    AB’de rüşvet, üst düzey yöneticilerin kulağına ‘Müziktir’, rüşveti ortaya çıkarmaya yeltenenler için ise işten kovulma!

    AB Sayıştayı'nda yedi yıl görev yapmış olan denetçi Dougal Watt, 2002 yılında, AB’de rüşvet, yolsuzluk ve hortumculuğu düzenleyip yöneten, AB Bürokratları-Mafya-Masonlar çetesini ortaya çıkardı... Bulgularını, AB’nin hukuk kurumlarına yazılı rapor olarak verince işinden kovuldu...

    AB’de rüşvet, yolsuzluk ve sahtekârlık, üst düzey yöneticiler için ‘Yatırımdır, ihaledir, teşviktir’.

    Avrupa Komisyonu’nda yedi yıla yakın ‘Avrupa Para Birliği Daire Başkanı’ olarak çalışan İngiliz ekonomist Bernard Conolly, 1990 yılının başında, AB’nin en üst yöneticilerinin bulaştığı rüşvet, yolsuzluk ve sahtekârlıkları ortaya çıkarmaya başlayınca başı belaya girdi... Kendisi ve eşi korkutlup tehdit edildi... Conolly korkmadı, yılmadı ve bulgularını ‘Avrupa’nın Çürümüş Yüreği’ adlı kitabında yayınladı... Rüşvetçi amirleri onu hemen işten kovdular... Kitap, AB ülkelerinde ‘En Çok Satan Kitap’ oldu...

    AB’de rüşvet, sahtekârlık ve yolsuzluk, en üst düzey yöneticileri açısından sihirli bir ‘İletişimdir’.

    1999’un başlarında, Avrupa Komisyonu üyelerinin, yani bakanların rüşvet yediği söylentileri medyaya sel gibi akmaya başlayınca, bağımsız bir denetleme kurumunun tüm iddiaları araştırmasına karar verildi... 15 Mart 1999’da bağımsız denetçiler raporlarını açıkladılar... Başta AB’nin Başbakanı olmak üzere tüm Bakanlar rüşvet yemiş, türlü yolsuzluklara bulaşmışlardı... Bu, dünyada bir benzeri görülmemiş bir skandaldı... Avrupa Komisyonu’nun tüm üyeleri, yani başta Başbakan olmak üzere tüm Bakanlar istifa etmek zorunda kaldılar...

    Peki, istifalardan sonra ne oldu?

    Rüşvetçi bakanlar, yeni bakanlar kurulu oluşuncaya kadar görevlerini sürdürdüler... Hiçbirine hiçbir ceza verilmedi... Suçluluğu kanıtlanmış rüşvetçi dört bakan, yeni oluşan bakanlar kurulunda da görev aldı...

    AB’de rüşvet, yolsuzluk ve sahtekârlık, bakan düzeyindeki yöneticilerin gözünde ‘Hizmettir’.

    Özetleyecek olursak; AB’de rüşvet, yolsuzluk ve sahtekârlık; ‘örf’dür, ‘gelenek’tir, ‘kültür’dür...

    Peki, neden böyledir?

    Çünkü sömürgecilik, yağmacılık, avantacılık ve beleşcilik Avrupalıların kimliğine sinmiştir... Avrupalı egemenlerin kimliği, kirlidir!

    Şimdi anladınız mı neden Türkiye’de bazı kişi ve kuruluşlar AB’ye girmek için can atıyorlar!


    Yılmaz Dikbaş

    17 Ocak 2008



    [1] Bekir Coşkun, “Rüşvetin faydaları...”, Hürriyet, 17.01.2008
    [2] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi”, AsyaŞafak Yayınları, 5. Baskı, İstanbul

  • revolver02.09.2008 - 22:38

    Tomorrow Never Knows...