Batı'nın özellikle son beş yüz yılına baktığımızda belki de tarihin hiçbir döneminde olmayan bir şeyin gerçekleştiğini görürüz; tarihin hiçbir döneminde bilgi ve bilgiye atfedilen değer, varoluşa bu kadar taallûk etmemiştir... Bu yüzdendir ki son beş yüz yılın izini sürmek, muhasebe ve kritiğini yapıp Yeni Dünya Düzeni'ni anlamak için, Batı'nın ontolojik ve epistemolojik temellerine inmek, mesele konuşmaya oradan başlamak bir zorunluluktur... Bu zorunluluğu yerine getirmek hiç de kolay değildir... Ancak bu zorluğu yaşamadan, bu zorluğa talip olmadan ve bu zorluğu aşmadan edilecek her kelâm, O. Paz'ın bahsettiği 'düzçizgisel zamanın tutsaklığı'na düşmenin aracı, vesilesi, en nihayetinde de bu tutsaklığı besleyen sürecin birer argümanı olur... Çünkü bu zaman telâkkisinin sahiplerine göre bilgi; iktidarlarını realize eden bir şeydir...
...
Ama bu sorgulamanın son kertede Batı'nın epistemesine rağmen, onu aşıcı, onu mahkûm edici, bütün bunları yaparken de son beş yüz yılın verilerini de mânâlı kılarak tasarruf edici bir şekilde yapılması gerektiği, bunun da ancak şümullü bir dünya görüşü olacağı akıldan çıkarılmasın...
...
Söylediğimiz gibi katliamların en büyüğü; zihinlerin iğdiş edilmesi, insanların varolmalarına engel olan ontolojik ve epistemolojik çitlere hapsedilmesidir...
Hemen eserin ana karakterini belirleyen kısa ve görkemli (Maestoso) giriş, 4/4'lük ölçüde, Do minör tonda, daha ilk notalarla karanlık ve korkutucu büyüklüğü yansıtır... Ayrıca burada, tüm sonatın çekirdek teması da sunulur... Baslardaki kaderci sıçrayışla keskin, çifte noktalı ritimde, güçlü-hafif (forte-piano) arası değişen dinamikliğiyle bu motif üç değişik biçimde tekrarlanır... Ritmin dinamikliği, keskin uyumsuzluklardan (dissonans) sonra ana tema hazırlanırken -tehdit eden bir gökgürültüsü gibi- bas Sol notasıyla başlatılan bir koral ve hafif giren triller buna yol açar... Birinci bölümün hızlı, parlak ve tutkulu (Allegro con brio ed appassionato) kısmına geçilmiştir... Güçlü bir yükselişle Beethoven'in en vahşi, en fırtına gibi bölümlerinden biri başlar:
Etkileyici bir nabız vuruşuyla, insanın içine işleyen, zorlayan melodik yapıdaki ana temayı Beethoven yıllar önce bulmuş ve not defterine kaydetmiş; şimdi de, sırası geldiğine karar vererek tüm bölüme egemen olacak şekilde sergilemiştir... Öyle ki her mezürde temanın gücü giderek artarken hiçbir şey ona karşı koyamaz; sanki Maestoso girişteki motifin varyasyonlarıymış gibi gelişir... Bu motifin Do, Mi bemol, Si notaları bir füg unsuru olarak doruk noktasına ulaşır... Sağ elin birkaç oktavlık sıçrayışıyla vurulan Do diyez sesi bir ışık gibi aydınlatır ve çekingen olduğu kadar, kavrayıcı nitelikteki yan tema, La bemol Majör tonda parlar... Ancak bu parlaklık da kısa sürer: Sanki bulutlar arasında güneş azıcık kendini göstermiştir... Hemen 16'lık notaların vahşi saldırısı başlar; ana tema yine güçlü ve kudretli oktavlarla belirir, yükselerek ilk kısmı La bemol Majörde kapatır... Bir tek akor vuruşuyla geçilen Sol minör tonu ise geliştirimi (developpement) başlatır; ana tema dört oktavlı, gizemli şekilde sunulur ve bir fugato ile çabucak hedefe, tekrara (reprise) yönelerek yan temayla kaynaşır... Coda'da ise ikinci bölüme geçiş hazırlanmaktadır: Çekiş vuruşu gibi tınlayan bir dizi akordan sonra fırtına diner; yalnızca baslarda huzursuz 16'lık notalar duyulur ve saf bir Do Majör armonide savaş -birinci bölüm- sona ermiş, sükûnete başlangıç ilan edilmiştir...
İslâm politikası dışa karşı tektir ve bu tekliği bozarken bir de bunu sözde kardeşlik edebiyatıyla perdelemek isteyenler, rahmet olan ihtilâfı değil, fitneyi temsil etmektedirler... Fitnenin olduğu yerde de dışa karşı müsbet bir oluş ve aksiyona nerdeyse imkân da yoktur... İslâmcı cemaatlerin (!) AKP'ye olan teveccühleri de bu çerçevede fitnenin en baş unsurlarından birisidir... AKP'nin küfür rejimine olan buğzu kırdığı ve işbirlikçiliği, mandacılığı meşrulaştırdığı aşikâr... AKP, Müslümanların beklentilerini kendisi üzerinden AB ve Batı'ya bağlamış, Ergenekon operasyonları ile de bunu perçinleyerek yerini sağlamlaştırmaya çalışmaktadır ki, bunda bir nebze de olsa başarılı olduğu muhakkak... Ergenekon'la, kendisini mazlum hisseden nefsler okşanıp, aldatıcı bir adalet hissi uyandırılarak elde edilen başarının karşılığı, Müslümanların imânlarının satın alınması ve küfre olan buğuzlarının kırılması olarak tecellî ediyor ki, Müslümanlar, hiçbir devirde şartlar itibariyle kurtuluşa bu kadar yakın olmamışken, şuur olarak kurtuluştan bu kadar uzak düşmemişlerdi...
4/4'lük ölçüde ve Mi bemol Majör tondaki ağır (Adagio) tempodaki 2.Bölüm sonatın en ilgi çekici bölümlerindendir... Hüzünlü ama tatlı bir şarkı işitilir... Romantik bir görüşle çağın bir müzik eleştirmeni tarafından 'Kuğu' adı verilen bölüm, yüksek ve soylu bir melodi çizgisi halinde sürer... Yorumcu burada, anlatım zenginliğini duyurmak için bir şair gibi davranmalıdır...
...
Batı'nın özellikle son beş yüz yılına baktığımızda belki de tarihin hiçbir döneminde olmayan bir şeyin gerçekleştiğini görürüz; tarihin hiçbir döneminde bilgi ve bilgiye atfedilen değer, varoluşa bu kadar taallûk etmemiştir... Bu yüzdendir ki son beş yüz yılın izini sürmek, muhasebe ve kritiğini yapıp Yeni Dünya Düzeni'ni anlamak için, Batı'nın ontolojik ve epistemolojik temellerine inmek, mesele konuşmaya oradan başlamak bir zorunluluktur... Bu zorunluluğu yerine getirmek hiç de kolay değildir... Ancak bu zorluğu yaşamadan, bu zorluğa talip olmadan ve bu zorluğu aşmadan edilecek her kelâm, O. Paz'ın bahsettiği 'düzçizgisel zamanın tutsaklığı'na düşmenin aracı, vesilesi, en nihayetinde de bu tutsaklığı besleyen sürecin birer argümanı olur... Çünkü bu zaman telâkkisinin sahiplerine göre bilgi; iktidarlarını realize eden bir şeydir...
...
Ama bu sorgulamanın son kertede Batı'nın epistemesine rağmen, onu aşıcı, onu mahkûm edici, bütün bunları yaparken de son beş yüz yılın verilerini de mânâlı kılarak tasarruf edici bir şekilde yapılması gerektiği, bunun da ancak şümullü bir dünya görüşü olacağı akıldan çıkarılmasın...
...
Söylediğimiz gibi katliamların en büyüğü; zihinlerin iğdiş edilmesi, insanların varolmalarına engel olan ontolojik ve epistemolojik çitlere hapsedilmesidir...
...
...
Hemen eserin ana karakterini belirleyen kısa ve görkemli (Maestoso) giriş, 4/4'lük ölçüde, Do minör tonda, daha ilk notalarla karanlık ve korkutucu büyüklüğü yansıtır... Ayrıca burada, tüm sonatın çekirdek teması da sunulur... Baslardaki kaderci sıçrayışla keskin, çifte noktalı ritimde, güçlü-hafif (forte-piano) arası değişen dinamikliğiyle bu motif üç değişik biçimde tekrarlanır... Ritmin dinamikliği, keskin uyumsuzluklardan (dissonans) sonra ana tema hazırlanırken -tehdit eden bir gökgürültüsü gibi- bas Sol notasıyla başlatılan bir koral ve hafif giren triller buna yol açar... Birinci bölümün hızlı, parlak ve tutkulu (Allegro con brio ed appassionato) kısmına geçilmiştir... Güçlü bir yükselişle Beethoven'in en vahşi, en fırtına gibi bölümlerinden biri başlar:
Etkileyici bir nabız vuruşuyla, insanın içine işleyen, zorlayan melodik yapıdaki ana temayı Beethoven yıllar önce bulmuş ve not defterine kaydetmiş; şimdi de, sırası geldiğine karar vererek tüm bölüme egemen olacak şekilde sergilemiştir... Öyle ki her mezürde temanın gücü giderek artarken hiçbir şey ona karşı koyamaz; sanki Maestoso girişteki motifin varyasyonlarıymış gibi gelişir... Bu motifin Do, Mi bemol, Si notaları bir füg unsuru olarak doruk noktasına ulaşır... Sağ elin birkaç oktavlık sıçrayışıyla vurulan Do diyez sesi bir ışık gibi aydınlatır ve çekingen olduğu kadar, kavrayıcı nitelikteki yan tema, La bemol Majör tonda parlar... Ancak bu parlaklık da kısa sürer: Sanki bulutlar arasında güneş azıcık kendini göstermiştir... Hemen 16'lık notaların vahşi saldırısı başlar; ana tema yine güçlü ve kudretli oktavlarla belirir, yükselerek ilk kısmı La bemol Majörde kapatır... Bir tek akor vuruşuyla geçilen Sol minör tonu ise geliştirimi (developpement) başlatır; ana tema dört oktavlı, gizemli şekilde sunulur ve bir fugato ile çabucak hedefe, tekrara (reprise) yönelerek yan temayla kaynaşır... Coda'da ise ikinci bölüme geçiş hazırlanmaktadır: Çekiş vuruşu gibi tınlayan bir dizi akordan sonra fırtına diner; yalnızca baslarda huzursuz 16'lık notalar duyulur ve saf bir Do Majör armonide savaş -birinci bölüm- sona ermiş, sükûnete başlangıç ilan edilmiştir...
...
'Cypher' (2002)
Vincenzo Natali
...
İslâm politikası dışa karşı tektir ve bu tekliği bozarken bir de bunu sözde kardeşlik edebiyatıyla perdelemek isteyenler, rahmet olan ihtilâfı değil, fitneyi temsil etmektedirler... Fitnenin olduğu yerde de dışa karşı müsbet bir oluş ve aksiyona nerdeyse imkân da yoktur... İslâmcı cemaatlerin (!) AKP'ye olan teveccühleri de bu çerçevede fitnenin en baş unsurlarından birisidir... AKP'nin küfür rejimine olan buğzu kırdığı ve işbirlikçiliği, mandacılığı meşrulaştırdığı aşikâr... AKP, Müslümanların beklentilerini kendisi üzerinden AB ve Batı'ya bağlamış, Ergenekon operasyonları ile de bunu perçinleyerek yerini sağlamlaştırmaya çalışmaktadır ki, bunda bir nebze de olsa başarılı olduğu muhakkak... Ergenekon'la, kendisini mazlum hisseden nefsler okşanıp, aldatıcı bir adalet hissi uyandırılarak elde edilen başarının karşılığı, Müslümanların imânlarının satın alınması ve küfre olan buğuzlarının kırılması olarak tecellî ediyor ki, Müslümanlar, hiçbir devirde şartlar itibariyle kurtuluşa bu kadar yakın olmamışken, şuur olarak kurtuluştan bu kadar uzak düşmemişlerdi...
...
'Tekon kinkurîto' (2006)
Michael Arias
The element oxygen is discovered for the third (and last) time...
1.8.1774
4/4'lük ölçüde ve Mi bemol Majör tondaki ağır (Adagio) tempodaki 2.Bölüm sonatın en ilgi çekici bölümlerindendir... Hüzünlü ama tatlı bir şarkı işitilir... Romantik bir görüşle çağın bir müzik eleştirmeni tarafından 'Kuğu' adı verilen bölüm, yüksek ve soylu bir melodi çizgisi halinde sürer... Yorumcu burada, anlatım zenginliğini duyurmak için bir şair gibi davranmalıdır...
Thr Kinks - All Day And All Of The Night...
Tollund Man is found...
6.5.1950
King Crimson - 21st Century Schizoid Man...