Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Şiir Yarışması
  • sosyalizm27.10.2002 - 11:23

    Sosyalizmin hayatımızdaki etkisi ne olacaktır?



    Sosyalizm, her şeyi, en yetkin, en olgun hale getirmeyecektir. hemen bir cennet yaratmayacaktır. insanlığın yüzyüze olduğu bütün sorunları çözümlemeyecektir.



    sosyalistler, sosyalizmin, sadece, insanlığın belirli gelişme aşamasındaki belirli sorunları çözümleyeceğini bilirler. bundan daha fazlasını iddia etmezler. ama bu kadarının bile hayat düzenimizi geniş ölçüde düzelteceğine inanırlar. ortaklaşa sahip olunan üretici güçlerin bilinçli ve planlı bir şekilde geliştirilmesiyle sosyalist toplum, kapitalist düzende ulaşılabileceğinden çok daha yüksek düzeyde bir üretime ulaşacaktır. sosyalizm, kapitalist yetersizliği ve israfı ortadan kaldıracaktır, özellikle gereksiz depresyonlarda görülen para israfını, işsiz adam israfını ve boş duran makine israfını. uluslararası barışın kurulması yoluyla, kapitalist savaşlardaki büyük insan kaybını da ortadan kaldırır. teknik gelişmeyi hızlandırır ve kar sağlamayı ilk ve en önemli amaç sayan kapitalizmin önüne çıkardığı engellerden arınan sosyalist bilim, büyük atılımlar yapar. üretimdeki artış, mal miktarını çoğalttıkça, herkesin hayat düzeyinde bir yükselme olur.



    kapitalizmin propagandacıları, bizi, sosyalizmin, özgürlüklerin sonu demek olduğuna inandırmaya çalışırlar. oysa gerçek tam tersidir. sosyalizm, özgürlüğün başlangıcıdır. sosyalizm, insnalığa en büyük acıları veren kötülüklerden kurtulmak demektir; ücret köleliğinden, sefaletten, toplumsal eşitsizlikten, güvensizlikten, ırk ayrımından, savaştan kurtuluş demektir.



    sosyalizm, gerçekleşmeyecek bir düş değilidir, toplumsal evrim sürecinde ileri bir adımdır. ve gerçekleşme zamanı çok yaklaşmıştır.

  • sosyalizm27.10.2002 - 11:22

    üretim araçları özel ellerde olmadığı için toplum, artık işverenler ve işçiler diye sınıflara bölünmeyecektir. bir insan başkasını sömürmeyecek, onun emeğinden kar sağlamayacktır.
    kısacası, ülke bir avuç insanın malı olmaktan çıkacak ve bütün halkın malı olacaktır ve %100 halk tarafından yönetilecektir.
    şimdiye kadar sosyalimzin ancak bir yanını, ülkenini halkın malı oluşunu yani üretim araçlarının kamunun mülkyietinde bulunmasını ele aldık. şimdi tanımın ikinci ksmına gelelim; ülkenin yada üretim araçlarının 'halk yararına halk tarafından yönetilmesi' kısmına. bu nasıl başarılacaktır.bu sorunun karşılığı, merkezi planlama iledir. üretim araçlarının kamu mülkiyetinde olması, sosyalizmin nasıl bir temel özelliği ise merkezi planlama da öyledir.
    bütün ülke için merkezi planlamanın güç bir iş olduğu besbelldir.(benim savunduğum tüm dünyanın birleşmesi düşüncesine gelince ise, çok daha zor bir iş olduğu görülecektir, ama okumaya devam edin) . bu, o denli güç bir iştir ki, kapitalist ülkelerdeki pek çok kimse-özellikle üretim araçlarını elelrinde bulunduranlar ve kapitalizmi mümkün olan düzenlerin en iyiysi sayanlar- bu merkezi planlamanını yürümeyeceğinden çok emindirler. onlara göre, 'bir avuç insan, bütün halkın faaliyetlerini başarılı bir biçimde planlamak, yönetmek ve hızlandırmak için gerekli bilgiye, görüş gücüne ve kavrayışa sahip olamaz'.
    pekala, merkezi planlama mümkün değil midir gerçekten? 1928 yılında öyle birşey oldu ki, planlama sorunu bir tahmin işi olmaktan çıktı ve ayağı yerde bir konu halini aldı.1928 yılında SSCB ilk 5 yıllık planını yaptı ve ardından ikincisi ve üçüncüsü geldi, hem de başarıyla tamamlandı. daha sonraki yıllarda II.dünya savaşı ve SSCB'nin yanlış politika izlemesi ve başka nedenlerden dolayı sovyet sosyalizmi pek başarılı bir yol izleyemedi. ABD ile rekabete girmeye çalışması, bütçenin yarısının askeriyeye ve savunmaya harcanması, fabrikalarda eski teknolojilerin kullanılmaya devam edilmesi, tarıma yeteri önem verilmemesi, ağır sanayiye çok önem verilirken tüketim maddeleri sanayisine fazla önem verilmemesi, ve hepsinden önemlisi kendi kendine yetme politikasını izlemek istemesi sebebiyle Sovyet Sosyalizmi başarılı olamadı ve 90larda yıkıldı. SSCB'nin yıkılmasında yukarıda söylediğim faktörlerin hepsinin etkisi olmuştur ama dediğim gibi en önemlisi kendi kendie yetme politikasını izlemesi olmuştur. böylece kendini dışarıya kapamış, teknoloji ve bilgiyi içeriye transfer edememeiş, gerekli hammaddeleri temin edememiştir. benim her zamam dediğim gibi, sosyalizm ülke çapında gerçekleştirilecek bir iş değildir, gerçekleşse bile bu gerçekten çok zor olacaktır. ancak ABD gibi zengin topraklara sahip bir ülke tek başına Sosyalizme geçerse belki başarılı olabilir. ama yine de dünya çapında bir sosyalizm büyük insan kitlelerinin mutluluğunu getirecektir. kapitalizm nasıl dünya çapında bir sistemse ve 'sözde başarılıysa(sermaye sahiplerine göre) ' sosyalizm de dünya çapında gerçekleşirse başarıya ulaşılacaktır. küçük bir örnek vereyim. ben kendi mesleğimden biliyorum, bugünlerde işletmelerde planlama işi üretim planlama birimlerince yapılır. eğer bu işletme farklı yerlerde birkaç fabrikaya sahipse, planlama programı olarak ERP(İşletme Kayankaları Planlaması) denen paket programlar kullanırlar. gerçekten de çok güzel işler bu programlar. bu planlama tekniği ile A fabrikasının a, b ve c bölgesindeki uyum çok iyi sağlanmakatadır ancak B, C, D.... fabrikalarıyla uyum sağlanmıyor, yani sonuçta yine verimsiz bir sistem var ortada.
    şimdi planlama işine tekrar dönelim. Sovyetlerin bu işi yaptığını söyledik, kalabalık bir ülkede 1928lerin teknolojisyile bu işi gerçekleştirdiler. peki bunu nası yaptıalr? öncelikle planın bir amacı olmalıdır. kapitalist toplumda tüm teşebbüslerin amacı, sahiplerine yada ortaklarına maddi kar ve kazanç sağlamaktır. sosyalizmde ise amaç tamamen farklıdır. kar sağlayacak ne mal sahibi, ne de ortak vardır. maddi kar ve kazanç düşüncesi diye birşey yoktur. hedef alınan tek amaç, uzun vadede, bütün toplumun azami refahı ve güvenliğidir. tabi aslında amaçtan daha önemli olan şey amaca ulaşmanın yöntemidir. bilmek istediğimiz şey, istenilen hedefe ulaşmak için ne gibi bir politikanın benimsenmesidir. bu iş SSCB'de Devlet Planlama Teşkilatının (Gosplan) işidir. kimin, neyin, nerede ve nasıl olduğu, yani herşey bu kurul tarafından saptanır. ülkenin doğal kaynakları nedir? ne kadar çalışabilir işçi vardır? ne türde kaç fabrika, maden ocağı, iş yeri, çiftlik vardır ve bunlar nerelerdedir? geçen yılki üretimleri nedir. ek malzeme, hammadde ve işçi verilirse üretimleri ne olur? daha fazla demiryoluna ve limana ihtyiaç var mıdır? bunlar nerelerde yapılmalıdır? eldeki olanaklar nelerdir? nelere gereksinme vardır? SSCB'nin geniş toprakları üzerindeki her kurumdan ve her kuruluştan, her fabrikadan, çiftilkten, okuldan, tiyatro ve sanat merkezlerinden v.s'den şu sorulara yanıtlar istenir. geçen yıl ne yaptınız, bu yıl ne yapıyorsunuz, önümüzdeki yılki tahmininiz nedir? ne gibi yardıma ihtiyacıznı var, ve başka yüzlerce soru. bütün bu bilgiler, Gosplan'ın bürolarına akar ve orada uzmanlarca toplanır, düzene sokulur, yoğrulur. o zamanki haliyle, dünyanın en iyi donatılmış ve en geniş daimi istatisiki araştırma merkezidir. şimdi internet denen bir olay da var, network ağları var, verilerin akması ve planlama işi çok daha kolaylaşacak, üstelik süper bilgisayarlarla ülkenin/dünyanın dört bir yanından gelen veriler çok hızlı şekilde işlenebilir.
    Planlama süreci kısaca şöyledir;
    Gosplan'a bilgi akar
    taslak plan yapılır
    bu plan hükümete sunulur
    beğenilirse onaylanır, beğenilmezse öneriler yapılır ve Gosplan'a geri gönderilerek değiştirmeler yapılır.
    Daha sonra bu plan halka sunulur.(işte size gerçek demokrasi, plan halk tarafından da onaylanmalı, onaylanmazsa düzeltiliyor, giriş bölümünde dediğim gibi, herkes internete sahip olursa, bu planın halk tarafından onaylanması çok daha kolaylaşır)
    halk da önerilerini sunar ve plana son hali verilir
    son olarak tekrar hükümete gider, beğenilirse SSCB yüksek sovyetine gider ve uygulanmaya konur.
    görüldüğü gibi, erişelecek hedefin planı, tepeden inme değildir. planda işçiler ve köylüler de dahil tüm halkın da sesi yer alır.
    bu arada şunu belirteyim ki,1929 yılındaki ekonomik bunalımına çoğu zaman bir dünya ekonomik bunalımı denir. üretim felce uğraması ve onunla birlikte gelen işsizlik ve halk kitlelerinin sefaleri, tek bir ülke dışında dünyanın her tarafına bulaşıcı bir hastalık gibi yayıldı. SSCB'nin sınırlarına dayandığı halde burda durmak zorunda kaldı. ruslar, sosyalist planlı ekonominin ördüğü setlerin arkasından güvenlik içindeydiler. çünkü herşeyi planlamışlardı ve benim eleştirdiğim dışa kapanması nedeniyle dıştan gelen bu etkiye karşı koymuştu. gerçi dışa açık olsaydı da fazla etklienmeyeceğinden eminim.

  • sosyalizm27.10.2002 - 11:17

    sosyalizme inananlar, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kamu mülkiyetine geçmesi ile tüm sorunların çözümleneceğini iddia etmiyorlar. sosyalizm, ne şeytanları meleğe dönüştürecek, ne de cenneti yeryüzüne indirecektir. iddia edilen şey, sosyalizmin kapitalizmin büyük kötülüklerine çare bulacağı, sömürüyü, sefaleti, güvensizliği, savaşı ortadan kaldıracağı ve insanlar için daha büyük bir refah ve mutluluğun kapılarını açacağıdır.



    sosyalizm, kapitalizmin yırtıklarınını yamanarak düzeltilmesi değildir. sosyalizm, devrimci bir değişme, toplumun büsbütün farklı bir çizgide yeniden kurulması demektir.



    bireysel kar için bireysel çaba yerine, ortaklaşa yarar için ortaklaşa çaba olacaktır.



    kumaş, para kazanmak için değil, insanlara giysi sağlamak için yapılacaktır, bütün öteki mallar da öyle.



    kullanım için yapılacak planlı üretimin, herkese, her zaman iş sağlayacağı bilinmesi ile, insnaların içindeki ekonomik depresyon, işsizlik, yoksulluk ve güvensizlik duygusu kaybolacak, bunun yerini beşikten mezara kadar ekonomik güvenlik duygusu alacaktır.



    kar peşinde koşanların, fazla mallarını satabilecek ve fazla sermayelerini yatırabilecek dış pazar avcılığından doğan emperyaslit savaşlar son bulacaktır, çünkü artık ne fazla mal ne de fazla sermaye olacak, ne de gözünü kar hırsı bürmüş sermayeciler. gerçi ben 'dış' kelimesine tamamen karşıyım zaten. dünyada ülkelerden değil de tek bir ülkeden bahsetmek gerktiğine inanıyorum...

  • dost21.10.2002 - 12:14

    bana omuzunu ödünç verir misin? dostum....

  • yaşam21.10.2002 - 10:53

    Yaşam ayrıntılarda saklıdır.....

  • vatan haini21.10.2002 - 10:51

    Vatanınızı mı seviyorsunuz yoksa vatandaşınızı mı?

    Vatanını seven çok insan gördüm.

    Çoğu aybaşında parasını devletten alıyordu.

    Önemli insanlardı.

    Genellikle sıfatlarının başına “koskocaman” takısı eklenirdi.

    Devletin koskoca bakanı, devletin koskocaman generali, devletin koskocaman genel müdürü diye konuşulurdu haklarında.

    Bu grupta bir de, kendi paralarını da devletten almak istiyen koskocaman politikacılar vardı.

    Bu koskocaman ve önemli insanların yanısıra koskocaman olmayan ve “vatanı sevdiklerini” o kadar yüksek sesle bağırmayan sıradan insanlar bulunuyordu.

    Onlar da vatanı seviyordu.

    Milyonlarca insan vatanını seviyordu.

    Biliyor musunuz, bu milyonlarca insanın vatan sevgisi, bir depremde kırk bin vatandaşın, bir güneydoğu savaşında otuz bin vatandaşın ölmesine engel olmadı.

    Vatanın “tek bir çakıltaşını” bile şiddetle koruyan bu vatanseverler o “çakıltaşına” gösterdikleri itinayı asla insanlara göstermediler.

    Vatanın böylesine güçlü bir şekilde sevildiği bu ülkede milyonlara vatandaş açlık sınırında yaşıyor.

    Çocukların çöplüklerden yiyecek bulmaya çalıştığını görüyoruz.

    Vatanın bunca sevildiği bir yerde vatandaşların böyle ölmesi, sürünmesi, ezilmesi size hiç tuhaf gelmiyor mu?

    Çakıltaşlarının insanlardan daha kıymetli olması bu kadar doğal mı sizce?

    Belki de bunu tersine çevirmeliyiz.

    İnsanları çakıltaşlarından fazla sevmeliyiz belki de.

    Generallerin 30 Ağustoslarda “vatana” değil de “vatandaşa” olan bağlılığını dile getirdikleri konuşmalar yaptığını duymak istemez misiniz?

    Başbakanların “bu ülkede bir tek bebeğin bile açlıktan ölmesine canım pahasına izin vermem, ” ya da “İstanbul depreminde yüz bin kişinin ölmemesi için şimdi seferberlik ilan ediyorum” dedikleri bir konuşmayı okumak istemez misiniz?

    Bir “çakıltaşı” tehlikeye girdiğinde gösterilen o “ulusal öfkenin” bir insanın hayatı tehlikeye girdiğinde de gösterilmesi fena mı olur?

    Eğer bir polis timi vatanın bir çakıltaşını yabancılara satsa o timin elemanları hayatları boyunca cezaevinden çıkamazlardı ama aynı tim yanlışlıkla bastığı bir evde masum bir vatandaşı öldürünce sadece altı ay ceza alıyor.

    Vatanın bu kadar değerli vatandaşın bu kadar değersiz olması size hiç çelişkili gelmiyor mu gerçekten?

    Üstünde dört keçinin yaşadığı bir adaya kimin bayrağı dikilecek tartışmasını bir savaşa çevirmeye hazır bir ulusun, duvara yazı yazdılar diye onbeş sene hapis yatan çocuklar konusunda çok sessiz olmasında biraz utandırıcı bir gariplik görmüyor musunuz?

    Ben, vatanı sevmenin vatandaşın işine yaradığını görmedim hiç.

    Vatanı sevmek, vatanı sevenlerin işine yarıyor belki ama o vatanda oturanlara pek bir faydası dokunmuyor sanki.

    Taşlarla insanları değiştirmeye ne dersiniz?

    İnsanları taşlardan, topraklardan, kayalardan daha çok sevseniz, vatan haini mi olursunuz.

    Ben, bu vatanın insanlarını taşlarından daha çok severim.

    Bir vatan haini miyim sizce?

    Beni, “niye insanları taşlardan çok seviyorsun” diye yargılarlar mı?

    Kimbilir belki de gerçek vatan sevgisi, o vatanda yaşayan insanları sevmektir?

    Onların ölmesine izin vermemek, onların sürünmesini önlemek için uğraşmaktır.

    Ama “şanlı” olan vatandır işte, değerli olan o’dur.

    Vatandaşın “şanlı” ya da değerli olduğunu hiç görmedim.

    Belki de artık küçük bir değişiklik yapmanın vakti gelmiştir.

    Taşlarla insanları değiştirmeliyiz belki de.

    Bir düşünün bence, taşları insanlardan çok sevmek sizi mutlu etti mi gerçekten?

    Taşları daha çok sevdiğiniz için daha özgür ve daha güvenli yaşadınız mı?

    Eğer bunlar sizi mutlu, özgür ve güvenli yapmaya yetmediyse...

    Bir de insanları taşlardan daha çok sevmeyi deneyin.

    Hiç belli olmaz, bir bakarsınız ki sevginizin odağını değiştirmek birden hayatı daha güzel kılmış.

  • sevgili28.09.2002 - 13:17

    sanırım sığınaktır....

  • aşk24.09.2002 - 17:40

    Aşk bir sığınma talebidir.....

  • sevgi21.09.2002 - 16:37

    'Sevgi güneşin bir kalpte doğup diğer kalpte batmasıdır'

  • aşk21.09.2002 - 14:52

    Aşk sevdiği için gökleri zaptedebilenin hakkıdır...