anlat bana istanbul -kimler ağlatıyor seni? diye sormayacağım -kimseye göstermeden ağlamayı nasıl başarıyorsun? senin sessizliğin nerde hapis sessizliğinin haritasını ver bana bir akşam en sessiz yerinde konaklayayım.. anlat bana aziz istanbul bu sabrı hangi peygamberden aldın? sırtın delik deşik vücudun yamalarla dolu onca cinayet onca bomba onlarca gürültü nedir bunun sırrı anlat bana istanbul...
bir yıldızı darağacı yapsalar bana dünyayı bir sandalye ayaklarımın altına -son isteğin diye sorsalar ve bende sen desem kapına gelince -bu herif seni istedi deseler sen beni tanır mısın istanbul?
çok sıkıldım daraltıyor bu şehir tüm genişliğine rağmen kaçsam sana ardımda bıraktığım nota seni yazsam.. sadece seni sorsalar -neden gitin cevabım sen olur musun istanbul?
geceden kalma bir yolcun olsam senin adım atsam eminönünden kadıköye altımda boğaz.. eğer sevgilimi terkedecek olsam senin içindeyken yapabilirim bunu.. gayrısına cesaretim yok.. -neden diye sorsa -cevabım sen olur musun istanbul
anlatılmak istenen ne ise onu anlamıştır muhatap -beni yanlış anlama demek bir aralıyıcı sözdür tokat atmadan önce özür dilemek gibi bir şeydir ancaaak bazı şeyler vardır ki hakikaten yanlış anlaşılır ortada bir bilgi eksikliği vardır yada bir anlam kayması
la ilahe demek ilah yoktur anlamına gelir ama peşinden gelen bir illallah vardır ki buda allah tan başka demektir geçmişte la ilahe yi allahın yokluğuna delil getiren insanlar olduğunu unutmayalım...
-benimde var bende itiraz ediyorum kahrolsun emperyalizm! kahrolsun S.S.C.B! -abi -ne ne ne var görmüyon mu itiraz ediyoz burda -yok abi sscb yıkıldıda onu söyleyecektim -yapma yaf!
bazı insanlarda itiraz etmek bir hastalıktır. neye nasıl sorgulamazlar bile itiraz öyle bağırıp çağırmakla itiraz ediyorum demekle olmaz itiraz bir duruştur bir rengini belli ediştir. -hey moruk naber diyene sadece -selam diyebilmektir. sırf içiniz kıpır kıpır diye bağırıp çağıracağız stres atacağız diye itiraz olmaz ve itirazın has olanı edilen duadır -Rabbim sen kalbimi biliyorsun bu yapılanlardan memnun değilim ben ama elimden sana dua etmekten başka bir şey gelmiyor...
nedir saygı.. kuyuya ip salıp saygının derinlerine inince ne çıkıyor? bir bakalım inelim saygı kuyusunun dibine ve neler saklanmış bir temaşa edelim
işte bir şey titriyor sağ cenahta bu nedir aman allahım bir korku bir korku saygının içinde karanlık bir kuytuda saklanmış ürkütmeyelim şaşırmadım ama korku buradaysa eğer söz bu kuyunun içinde değildir sözün yerini iki şey doldurur ya sükut yada yalan.
aramaya devam edelim o nedir sessiz kıpırdamıyor bir sükut neye susuyor? ve neden susuyor ve saygının içinde sükutun işi ne? sükut varsa bir yerde yapılan bir hesapta vardır.belki bir menfaat belki bir beklenti belkide bir..
işte orada yapılan hesap sürekli yazıp çiziyor ve sonuç kaybetme korkusu ve yolculuk burada sona eriyor. zira kaybetme korkusu varsa bir yerde sevgide vardır kaybetme korkusu varsa muhabbet vardır ve lezzet vardır. ve bizim kartlarımızın sevgi kapısını açmaya yetkisi yoktur...
saygı kaybetme korkusundandır efendim öğrendik bu seyahatimizde...
bir gün ortaokul hocalarımdan bir tanesini cuma namazında gördüm ben üst kattaydım ve o da alt katta en ön safta önünde bir vantilatör vardı 180 derecelik açıyla üflüyordu etrafına bir ara baktım kafasını hafif sağa yatırmış vantilatörü seyrediyordu ve ağlıyordu.. küçüktüm bir anlam veremedim daha sonraları onunla konuşma fırsatı buldum o ağlayışı sormak istediğim halde bir türlü soramadım ne zamanki mesneviden bir kaç yaprak okudum işte o zaman dank etti benim kafamda birşeyler... sağa sola dönerek hafifçe üfleyen bir vantilatör ve önünde diz çöküp ağlayan bir adam..
anlat bana istanbul
-kimler ağlatıyor seni?
diye sormayacağım
-kimseye göstermeden ağlamayı nasıl başarıyorsun?
senin sessizliğin nerde hapis
sessizliğinin haritasını ver bana
bir akşam en sessiz yerinde konaklayayım..
anlat bana aziz istanbul
bu sabrı
hangi peygamberden aldın?
sırtın delik deşik
vücudun yamalarla dolu
onca cinayet onca bomba onlarca gürültü
nedir bunun sırrı
anlat bana istanbul...
bir yıldızı darağacı yapsalar bana
dünyayı bir sandalye ayaklarımın altına
-son isteğin
diye sorsalar
ve bende
sen desem
kapına gelince
-bu herif seni istedi
deseler
sen beni tanır mısın istanbul?
çok sıkıldım
daraltıyor bu şehir tüm genişliğine rağmen
kaçsam sana
ardımda bıraktığım nota seni yazsam..
sadece seni
sorsalar
-neden gitin
cevabım sen olur musun istanbul?
geceden kalma bir yolcun olsam senin
adım atsam eminönünden kadıköye altımda boğaz..
eğer sevgilimi terkedecek olsam
senin içindeyken yapabilirim bunu..
gayrısına cesaretim yok..
-neden
diye sorsa
-cevabım sen olur musun istanbul
anlatılmak istenen ne ise onu anlamıştır muhatap
-beni yanlış anlama
demek bir aralıyıcı sözdür
tokat atmadan önce özür dilemek gibi bir şeydir
ancaaak
bazı şeyler vardır ki hakikaten yanlış anlaşılır
ortada bir bilgi eksikliği vardır
yada bir anlam kayması
la ilahe
demek ilah yoktur anlamına gelir
ama peşinden gelen bir
illallah
vardır ki
buda allah tan başka demektir geçmişte la ilahe yi
allahın yokluğuna delil getiren insanlar olduğunu unutmayalım...
-benimde var bende itiraz ediyorum kahrolsun emperyalizm!
kahrolsun S.S.C.B!
-abi
-ne ne ne var görmüyon mu itiraz ediyoz burda
-yok abi sscb yıkıldıda onu söyleyecektim
-yapma yaf!
bazı insanlarda itiraz etmek bir hastalıktır. neye nasıl
sorgulamazlar bile
itiraz öyle bağırıp çağırmakla itiraz ediyorum demekle olmaz
itiraz bir duruştur
bir rengini belli ediştir.
-hey moruk naber
diyene sadece
-selam
diyebilmektir. sırf içiniz kıpır kıpır diye
bağırıp çağıracağız stres atacağız diye itiraz olmaz
ve itirazın has olanı
edilen duadır
-Rabbim sen kalbimi biliyorsun
bu yapılanlardan memnun değilim ben
ama elimden sana dua etmekten başka bir şey gelmiyor...
nedir saygı..
kuyuya ip salıp saygının derinlerine inince ne çıkıyor?
bir bakalım inelim saygı kuyusunun dibine ve neler saklanmış bir temaşa edelim
işte bir şey titriyor sağ cenahta
bu nedir aman allahım bir korku
bir korku saygının içinde karanlık bir kuytuda saklanmış
ürkütmeyelim şaşırmadım
ama korku buradaysa eğer söz bu kuyunun içinde değildir
sözün yerini iki şey doldurur ya sükut yada yalan.
aramaya devam edelim o nedir sessiz kıpırdamıyor bir sükut neye susuyor? ve neden susuyor ve saygının içinde sükutun işi ne?
sükut varsa bir yerde yapılan bir hesapta vardır.belki bir menfaat belki bir beklenti
belkide bir..
işte orada yapılan hesap sürekli yazıp çiziyor
ve sonuç
kaybetme korkusu
ve yolculuk burada sona eriyor.
zira kaybetme korkusu varsa bir yerde sevgide vardır
kaybetme korkusu varsa muhabbet vardır ve lezzet vardır.
ve bizim kartlarımızın sevgi kapısını açmaya yetkisi yoktur...
saygı kaybetme korkusundandır efendim
öğrendik bu seyahatimizde...
bir gün ortaokul hocalarımdan bir tanesini cuma namazında gördüm
ben üst kattaydım ve o da alt katta
en ön safta
önünde bir vantilatör vardı
180 derecelik açıyla üflüyordu etrafına
bir ara baktım kafasını hafif sağa yatırmış vantilatörü seyrediyordu
ve ağlıyordu..
küçüktüm
bir anlam veremedim
daha sonraları onunla konuşma fırsatı buldum
o ağlayışı sormak istediğim halde bir türlü soramadım
ne zamanki mesneviden bir kaç yaprak okudum işte o zaman
dank etti benim kafamda birşeyler...
sağa sola dönerek hafifçe üfleyen bir vantilatör
ve önünde diz çöküp ağlayan bir adam..
istanbul..
çatıyı boyamışlar
hoş olmuş..