bir insanı tanımak bir kitabı okumak gibi bir şey.. hatta orta yaşın üstünde evli bir çiftin tartışırken birinin diğerine -ben seni kaç kere hatim ettim dediğine şahit olmuştum.. çok benzerlikler var mesela bir insanı tanırken sadece kendi pencerenizden gördüğünüz tarafını seyredip ben bunu tanıyorum deriz. halbuki kendisine sorulsa daha başka ifadelendirecek tanımlayacaktır okunan insan.. tıpkı yazarın anlatmak istediğiyle okurun anladığı arasındaki farklar gibi.. herkelime farklı şeyler çağrıştırır okura ama yazar yazarken farklı tasavvurlar içindedir..
bir de rumuzunu değiştirip yazan yazarlar var nedirde tanınıyorlar yazdıklarından hemen.. ama onların bu konuyla alakası yok..
insanın ta kendisi.. maddi manevi bubi tuzakları kuruyor kendi yolunun üstüne bilerek.. ve kurduğu tuzaklardan geçerken bana bir şey olmaz diyor diyor ve insana bir şeyler oluyor o anda.. her insan patlattıkça kendi fünyesini dünyada sarsılıyor diğer insanlarda..
insanın kendisine.. içerideki feryad eder! -hey hiç mi hatırım yok benim dönüp bakmıyorsun bile bana önceleri çıkmazdın içimden şimdi büyüdün ve unuttun beni!
çocukken odamın yanındaki ceviz ağacında her sabah çığırtkanlık yapan bir karga vardı nefret ediyordum ondan.. bir capon yapıştırıcısıyla gagasını yapıştırmak istedim ama yapamadım.. kanatları vardı onun çünkü..
elime aldığım uğur böceğinin kulağına -senden gittiğin yere benide götürmeni diliyorum ayaklarına tutunarak diye fısıldadım o da uçtu gitti beni almadan..
çalkantılı
dengeler değişiyor sürekli..
bir yanda yapılan ismailağa cami yorumu
ve
üstünde
bodrum geceleri...
alınmayın ilginç geldi sadece
-arkadaşa bir urfa dürüm bende bir adana alayım ama acısız olsun
-? ....
-bir yarım ekmek arası çeyrek ekmek alabilirmiyim
-tabi efendim hem... pardon?
bir insanı tanımak
bir kitabı okumak gibi bir şey..
hatta orta yaşın üstünde evli bir çiftin
tartışırken
birinin diğerine
-ben seni kaç kere hatim ettim
dediğine şahit olmuştum..
çok benzerlikler var
mesela bir insanı tanırken
sadece kendi pencerenizden gördüğünüz tarafını seyredip ben bunu tanıyorum deriz.
halbuki kendisine sorulsa daha başka ifadelendirecek tanımlayacaktır okunan insan..
tıpkı yazarın anlatmak istediğiyle okurun anladığı arasındaki farklar gibi..
herkelime farklı şeyler çağrıştırır okura
ama yazar
yazarken farklı tasavvurlar içindedir..
bir de rumuzunu değiştirip yazan yazarlar var nedirde
tanınıyorlar yazdıklarından hemen..
ama onların bu konuyla alakası yok..
insanın ta kendisi..
maddi manevi bubi tuzakları kuruyor kendi yolunun üstüne
bilerek..
ve kurduğu tuzaklardan geçerken
bana bir şey olmaz diyor
diyor ve insana bir şeyler oluyor o anda..
her insan patlattıkça kendi fünyesini
dünyada sarsılıyor diğer insanlarda..
insanın kendisine..
içerideki feryad eder!
-hey hiç mi hatırım yok benim dönüp bakmıyorsun bile bana
önceleri çıkmazdın içimden
şimdi büyüdün ve unuttun beni!
cevap
-tanışıyormuyuz?
çocukken odamın yanındaki ceviz ağacında
her sabah çığırtkanlık yapan bir karga vardı
nefret ediyordum ondan..
bir capon yapıştırıcısıyla
gagasını yapıştırmak istedim
ama yapamadım..
kanatları vardı onun çünkü..
-neden ölüyorsun anne!
beni bırakın kendi halime
çok bitkinim ve de yorgunum
terapi ordularınızı geri çekin artık
son günler durgunum...
mahlası kaf kef..
sagocuyum artık ben karar verdim
elime aldığım uğur böceğinin kulağına
-senden gittiğin yere benide götürmeni diliyorum
ayaklarına tutunarak
diye fısıldadım
o da uçtu gitti
beni almadan..