Hazret-i Mevlana talebelerine, -"O, sarhoş kafayla bu saatte bizi bulabilmiş, siz ayık kafayla içeri alamıyorsunuz. Belki samimidir, niye kovuyorsunuz..? Talep edeni, ihlasla arayanı kovma yetkimiz yok ki. Ateşten çıkıp gelene, dön tekrar ateşe demeye hakkımız var mı..? Bırakın gelsin yanıma" buyurur.
Mevlana hazretlerinin bu sözlerini duyan genç gelir ve ağlayarak,
- "Hocam benim gibi sarhoş, edepsiz biri için, talebelerinize sitem etmenize gönlüm razı olmadı. Beni de talebeliğe kabul buyurmaz mısınız..? O talebelerin ve sizin hizmetinizde olmakla şereflenmek istiyorum" der.
Hazret-i Mevlana gencin gözyaşlarını silip der ki:
Evladım hoş geldin aramıza, kimin ne zaman ne olacağı belli olmaz, hangi vesile ile kavuşacağı belli olmaz. Allahü teâlâ âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber efendimize, "Beni talep edene hizmetçi ol" diye emrediyor. Bu yüzden talep edenin haline vaktine saatine bakılmaz, talebine bakılır. Sen bizi Allah için sevip bulmuşsun. Gerçekte talebin biz değil, Allah sevgisine kavuşmaktır. Buna engel olmaya kimsenin hakkı olmaz. Talebelere sitem edişim bu yüzden idi...
Her şeyin sırrı sabırdır. Acıya sabredersin adı "metanet" olur. Açlığa sabredersin adı "oruç" olur. İnsanlara sabredersin adı "hoşgörü" olur. Dileğe sabredersin adı "dua" olur. Duygulara sabredersin adı "gözyaşı" olur. Özleme sabredersin adı "hasret" olur. Sevgiye sabredersin adı "aşk" olur...
" Neydi sevmek üstad, diz dize oturup, göz göze bakabilmek miydi? El ele tutuşup, kırlarda koşabilmek miydi? Yoksa, yârin avuçlarına, kırmızı güller bırakabilmek miydi? 'Sevmek' söylenmesi, ne kadar da basit bir kelime! Sorsan, herkes herkesi seviyor, hepimiz birer Leyla, birer Mecnun'sak, bu yalnızlıklar, bu acılar hangimizin eseridir! Sevmek; yan yana, omuz omuza verip, aynı yere bakabilmek, aynı şeyleri görüp, aynı şeylere ağlayıp, aynı şeylere gülebilmektir. Sevmek; bir türküde, bir şiirde yüreklerin kesişmesidir. Sevmek; güllerden önce, yârin avuçlarına, yüreğini koyabilmek, kusur aramak yerine, kusurlarına sarılabilmektir. Ve herşeyden önemlisi üstad, sevmek güvenmek, güvenilir olabilmektir. Yoksa, 'seni seviyorum' demek basittir, dilin kıvraklığına bakar. Zor olan sadakattır, o da yüreğe bakar....."
Gece yarısından sonra,
Hazret-i Mevlana’nın dergahının kapısı çalınır...
Talebeleri açar.
Sarhoş bir genç,
-"Ben Üstad Mevlana’yı görüp, elini öpüp duasını alacağım" der.
Talebeler kovsalar da, o gitmez,
-"Duasını almadan asla gitmem"
diye diretir.
Talebeler ne yaptılarsa oradan uzaklaştıramazlar...
Gürültüye Hazret-i Mevlana uyanır...
-"Ne var, ne bu gürültü"..? diye sorar.
- "Talebeleri, Efendim,
sarhoş bir genç, duanızı almadan gitmeyeceğini söylüyor derler...
Hazret-i Mevlana talebelerine,
-"O, sarhoş kafayla bu saatte bizi bulabilmiş, siz ayık kafayla içeri alamıyorsunuz.
Belki samimidir, niye kovuyorsunuz..?
Talep edeni, ihlasla arayanı kovma yetkimiz yok ki.
Ateşten çıkıp gelene, dön tekrar ateşe demeye hakkımız var mı..?
Bırakın gelsin yanıma" buyurur.
Mevlana hazretlerinin bu sözlerini duyan genç gelir ve ağlayarak,
- "Hocam benim gibi sarhoş,
edepsiz biri için,
talebelerinize sitem etmenize gönlüm razı olmadı.
Beni de talebeliğe kabul buyurmaz mısınız..?
O talebelerin ve sizin hizmetinizde olmakla şereflenmek istiyorum" der.
Hazret-i Mevlana gencin gözyaşlarını silip der ki:
Evladım hoş geldin aramıza,
kimin ne zaman ne olacağı belli olmaz, hangi vesile ile kavuşacağı belli olmaz. Allahü teâlâ âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber efendimize,
"Beni talep edene hizmetçi ol" diye emrediyor.
Bu yüzden talep edenin haline vaktine saatine bakılmaz,
talebine bakılır.
Sen bizi Allah için sevip bulmuşsun. Gerçekte talebin biz değil,
Allah sevgisine kavuşmaktır.
Buna engel olmaya kimsenin hakkı olmaz. Talebelere sitem edişim bu yüzden idi...
Allah'a şükür
Kalbimizde kin yok
Kimseye ihanet yok
" İnsandan insana fark vardır..
Kimileri gökkuşağı gibi hayatınıza renk katar.
Kimileri de hayatınızın renklerinden çalar..."
". Kalbi güzel insana denk gelebilmek
Dünyanın en güzel olasılığı...."
Ve diyorum ki;
Anlatacak bir şeylerin varsa yarınlara,
Okunmamış bir kitap,
Söylenmemiş bir söz,
Yapılmamış bir resim gibi…
Goethe
Her şeyin sırrı sabırdır.
Acıya sabredersin adı "metanet" olur.
Açlığa sabredersin adı "oruç" olur.
İnsanlara sabredersin adı "hoşgörü" olur.
Dileğe sabredersin adı "dua" olur.
Duygulara sabredersin adı "gözyaşı" olur.
Özleme sabredersin adı "hasret" olur.
Sevgiye sabredersin adı "aşk" olur...
Rumî
Sevgi gerekiyordu ama
insanların kullandıkları ve kullanıldıkları türden bir sevgi değil...
Bukowski
" Neydi sevmek üstad,
diz dize oturup,
göz göze bakabilmek miydi?
El ele tutuşup,
kırlarda koşabilmek miydi?
Yoksa,
yârin avuçlarına,
kırmızı güller bırakabilmek miydi?
'Sevmek' söylenmesi,
ne kadar da basit bir kelime!
Sorsan,
herkes herkesi seviyor,
hepimiz birer Leyla,
birer Mecnun'sak,
bu yalnızlıklar,
bu acılar hangimizin eseridir!
Sevmek;
yan yana,
omuz omuza verip,
aynı yere bakabilmek,
aynı şeyleri görüp,
aynı şeylere ağlayıp,
aynı şeylere gülebilmektir.
Sevmek;
bir türküde,
bir şiirde yüreklerin kesişmesidir.
Sevmek;
güllerden önce,
yârin avuçlarına,
yüreğini koyabilmek,
kusur aramak yerine,
kusurlarına sarılabilmektir.
Ve herşeyden önemlisi üstad,
sevmek güvenmek,
güvenilir olabilmektir.
Yoksa,
'seni seviyorum' demek basittir,
dilin kıvraklığına bakar.
Zor olan sadakattır,
o da yüreğe bakar....."
“Ellerim çiçek kokuyor diye
B£ni
çiçek koparmakla suçladılar.
Fakat kimse
çiçek dikmiş olabileceğimi düşünmedi..."
" Bizim gittiğimiz yolda sadece kırık bir gönül satın alırlar.
Kendini beğenmişlerin pazarı bir başka yerdedir.."
Hafız-ı şirazi