ah suskun/um..., yavaş yavaş iniyor yüzüme, siyah kadife perde ıslak kara püsküllerinden; ve şakaklarım üşüyor…,
yaradanın herkese uzanan ve ışıldayan kolları vardır, anladım ki; umut insanın en karmaşık güzelliğidir, peki o halde dahi, içimdeki şeytanın yollarına, kırmızı halılar seren kim…
ki sonunda tükürdüm kalbimi, ağzımda çivit mavi boya tadı, süzüldü gözyaşı gibi, dudağımın kenarından çeneme, veremli bir aşkın ağzından, gül kusması misal...,
ki kaçak ve ışık hüzmesine, kapandı kapı… eşikte yalnız ikisi ikiziyle, diz dize dizelerde… fısıldaşarak, yalın ayak baş kabak, kapladı serap yüzünü, çölleşen kalbini, kederli kum tanelerinden sakınarak…, açtı kafesini tutsak;
ve belki de panayırda kaybolmuş bir çocuktum, tuzlu kocaman gözlerimle ve, atlı karınca döndükçe, hareleri oyuncak çemberiydi ne malum,
ve belki mutlu çocuk yüzleri biriktiriyordum, yüzümü yasladığım parlak bir yıldızın yanağında; zaman, pastasını bir kez daha keserken…,
derken gök; matem giysisini geçirip üstüne, tülden siyah örtüsüyle, sildi tuzlarını çocuğun gözlerinden, ve üfledi mumu…,
bir dilek panayıra düştü, belki de yine bir düştü…, kaybolmuş bir çocuktum belki kendi karanlık ormanımda ve yağmur kokusu avuç içlerimde, alnı buz gibi bir çocuk…,
çöpe atan dost olsun tek, ona yazılmış çileli dizeleri, ki çilem; çilemizdi bilirsin,
kürtaj artığı bir bebeğin, cami avlusuna bırakılması anında, anasına son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi, çilemiz…,
gecelerce bilinci kovan çaresiz acılar gibi, yatağa düşüren bir dermansız dert gibi, pençesine düşülen ortaçağ vebası gibi, bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi, çilemiz,
kaç kez; kaynar sular indi tepemizden, vedalarda kaç kez…, son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte, ki süreyya yıldızı da kaybolunca gözden, kulağımıza fısıldanan oldu, /artık yine kendinlesin/
oysa yaşam, parmak izi bırakmadan eldivenlerini çıkarıyor maktulüne tepeden bakarak, ve zaman durdu al işte…; bıktık artık, usandı millet, tiksindi insanlık, bu altı ok\a hainlik eden kemalistlerden, ruhu sömürgecilerde rehin mütedeyyinlerden ve genleri ipotekli devrimcilerden, tiyanşan kaçkınlarından, ve bilumum kurtarıcılık konforperestlerinden…,
ki her sevda bir veda bilirsin, affet beni, yine yalnızlığa veda zamanı…, yazarken bu şiirimsi şeyleri, kelimelerim tek tek canıma batıyor, harflerim içimin kuyusunda ağlıyor, kalbimde bir serseri mayın patlıyor, içimin labirentinde yüzün beliriyor, ve beynimin kıvrımlarında, çapalı lisanının azarları dolanıyor…, ah;
yeryüzüne indi aşk, bozulmasın bu akid…, ki şimdi aşk sen; piç misin…, yetimhane avlusuna, iri taneli yağmurlar yağıyor… mavi gözlü kızıl saçlı çilli çocuk, yastığından boncuklar topluyor,
ah aşk, küçümsediler acımı, ölümler var, savaşlar, açlık ve..., nasıl üşüdüm bir bilsen, nasıl; yokluğunda...,
baktığın kalp içlerimde, dağ gölleri buz tutuyor, mevsim bir günde değişti ve, hangi göç, kanatsız bir göğe yükselir…,
nasıl şaşkınım, nasıl; yaşlandım bir günde nazarlarında, azarlarında, alnı kırışık sevdamızın…;
ah balım, ve ah zehir, yüreğimin petekleri siyanür dolu, gözyaşlarımın ak pınarlarına kirli sular karışıyor, ve aşk inatla küllerini savuruyor kutsanmış topraklara,
ve şimdi; hiçlik mezhebindeyim, yurtsuz ve kimse/sizim…, sevgili tabîbim, terk/et/me/beni ah,
… Bizim pencereler yele garşıdır Muhabbet dediğin karşı karşıdır … Girebilsen bu sinemde neler var Gülüp oynadığım ele garşıdır Karşıdır, ele karşıdır … Girebilsen bu sinemde neler var Gülüp oynadığım ele garşıdır Karşıdır, ele karşıdır … Sabahın seheri günden ileri Ben kimi sevmişim senden ileri … Ziyaret olmuşsun kurban istersin Kurban bulamadım candan ileri İleri, candan ileri … Ziyaret olmuşsun kurban istersin Kurban bulamadım candan ileri karacaoğlan
ah suskun/um...,
yavaş yavaş iniyor yüzüme,
siyah kadife perde
ıslak kara püsküllerinden;
ve şakaklarım üşüyor…,
yaradanın herkese uzanan ve
ışıldayan kolları vardır,
anladım ki;
umut insanın en karmaşık güzelliğidir,
peki o halde dahi,
içimdeki şeytanın yollarına,
kırmızı halılar seren kim…
ki sonunda tükürdüm kalbimi,
ağzımda çivit mavi boya tadı,
süzüldü gözyaşı gibi,
dudağımın kenarından çeneme,
veremli bir aşkın ağzından,
gül kusması misal...,
ki kaçak ve
ışık hüzmesine,
kapandı
kapı…
eşikte
yalnız
ikisi
ikiziyle,
diz dize
dizelerde…
fısıldaşarak,
yalın ayak baş kabak,
kapladı
serap
yüzünü,
çölleşen
kalbini,
kederli
kum
tanelerinden
sakınarak…,
açtı
kafesini
tutsak;
kırptı
kanatlarını,
sığındı
yorgun
hurma
ağacına,
uyudu
kaçak,
oruçlu
kollarında…,
vuruldu
kilit,
kenetlendi
göz,
sustu
şiir;
kalın
bordo
perde
çekildi
kat kat…,
denize
saçıldı
altın
pullu
balıklar,
kuytuya
ağardı
gün…,
kapandı
kapı…,
eşikte
yalnız;
kızıl
saçlı
kanayan
diz/e…,
kalbinde,
dilsiz
ışık
hüzmesi...,
ah;
ve belki de panayırda kaybolmuş bir çocuktum,
tuzlu kocaman gözlerimle ve,
atlı karınca döndükçe,
hareleri oyuncak çemberiydi ne malum,
ve belki mutlu çocuk yüzleri biriktiriyordum,
yüzümü yasladığım parlak bir yıldızın yanağında;
zaman, pastasını bir kez daha keserken…,
derken gök;
matem giysisini geçirip üstüne,
tülden siyah örtüsüyle,
sildi tuzlarını çocuğun gözlerinden,
ve üfledi mumu…,
bir dilek panayıra düştü,
belki de yine bir düştü…,
kaybolmuş bir çocuktum belki
kendi karanlık ormanımda
ve yağmur kokusu avuç içlerimde,
alnı buz gibi bir çocuk…,
çöpe atan dost olsun tek,
ona yazılmış çileli dizeleri,
ki çilem; çilemizdi bilirsin,
kürtaj artığı bir bebeğin,
cami avlusuna bırakılması anında,
anasına son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi,
çilemiz…,
gecelerce bilinci kovan çaresiz acılar gibi,
yatağa düşüren bir dermansız dert gibi,
pençesine düşülen ortaçağ vebası gibi,
bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi,
çilemiz,
kaç kez;
kaynar sular indi tepemizden,
vedalarda kaç kez…,
son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte,
ki süreyya yıldızı da kaybolunca gözden,
kulağımıza fısıldanan oldu,
/artık yine kendinlesin/
oysa yaşam,
parmak izi bırakmadan
eldivenlerini çıkarıyor
maktulüne tepeden bakarak,
ve zaman durdu al işte…;
bıktık artık, usandı millet, tiksindi insanlık,
bu altı ok\a hainlik eden kemalistlerden,
ruhu sömürgecilerde rehin mütedeyyinlerden ve
genleri ipotekli devrimcilerden,
tiyanşan kaçkınlarından,
ve
bilumum kurtarıcılık konforperestlerinden…,
ki her sevda bir veda bilirsin,
affet beni,
yine yalnızlığa veda zamanı…,
yazarken bu şiirimsi şeyleri,
kelimelerim tek tek canıma batıyor,
harflerim içimin kuyusunda ağlıyor,
kalbimde bir serseri mayın patlıyor,
içimin labirentinde yüzün beliriyor,
ve beynimin kıvrımlarında,
çapalı lisanının azarları dolanıyor…,
ah;
Fikret Kızılok - Haberin Var Mı (Orjinal Plak Kayıt)
yeryüzüne indi aşk,
bozulmasın bu akid…,
ki şimdi aşk sen;
piç misin…,
yetimhane avlusuna,
iri taneli yağmurlar yağıyor…
mavi gözlü kızıl saçlı çilli çocuk,
yastığından boncuklar topluyor,
ah aşk,
küçümsediler acımı,
ölümler var, savaşlar, açlık ve...,
nasıl üşüdüm bir bilsen, nasıl;
yokluğunda...,
baktığın kalp içlerimde,
dağ gölleri buz tutuyor,
mevsim bir günde değişti ve,
hangi göç,
kanatsız bir göğe yükselir…,
nasıl şaşkınım, nasıl;
yaşlandım bir günde nazarlarında,
azarlarında,
alnı kırışık sevdamızın…;
ah balım, ve ah zehir,
yüreğimin petekleri siyanür dolu,
gözyaşlarımın ak pınarlarına
kirli sular karışıyor,
ve aşk inatla küllerini savuruyor
kutsanmış topraklara,
ve şimdi;
hiçlik mezhebindeyim,
yurtsuz ve
kimse/sizim…,
sevgili tabîbim,
terk/et/me/beni
ah,
Ezginin Günlüğü - (Sigaramın Dumanına Sarsam)
… Bizim pencereler yele garşıdır
Muhabbet dediğin karşı karşıdır
… Girebilsen bu sinemde neler var
Gülüp oynadığım ele garşıdır
Karşıdır, ele karşıdır
… Girebilsen bu sinemde neler var
Gülüp oynadığım ele garşıdır
Karşıdır, ele karşıdır
… Sabahın seheri günden ileri
Ben kimi sevmişim senden ileri
… Ziyaret olmuşsun kurban istersin
Kurban bulamadım candan ileri
İleri, candan ileri
… Ziyaret olmuşsun kurban istersin
Kurban bulamadım candan ileri
karacaoğlan
geceden değil, akşamdan olacak... on bir sene sonra da olsa düzeltelim evet...