Hayallere dokunmaya kimin gücü yeter* desem, kimlerin beyninde geçmişin fırtınaları kopup gelir bu güne? Ne hikayeler ne umutlar, yürekçe çağlar tıpkı şelaleler gibi. kim bilir
Ayşe kendisini zar zor toparlayıp eve gitti ve hemen banyoya attı kendisini ağlaması hiç durmuyor suyla gözyaşı birbirine karışıyordu üzerine yapışan bu pisliği temizlemek istercesine vücudunu adeta derisini yüzercesine keseliyor keseliyordu. aklından geçenler onu mahvediyordu. sessiz ama gök kubbeyi yırtan vaveylasıyla çığlıklar fırtınalar kopuyordu içinde. Ona öğretilenlere bakılırsa artık başkasıyla evlenemezdi; "o pislikle de evlenmem" söylendi, buradan gitmek istiyorum diye düşünüyordu genç kız. içinde tarifsiz bir çaresizlik vardı aklı karmakarışıktı. annesinin sesiyle kendisine gelen Ayşe sessizce hayatına kaldığı yerden devam edecekti. Annesi Meryem hanım: kızım sana ne oluyor bir sürü işimiz var nedir bu halin sen ağladın mı? Ayşe kız haykırmak istedi o an başına gelenleri ama çok korkuyordu, utanıyordu. Nasıl anlatacaktı her türlü zararlı çıkacağının farkındaydı ve sustu... Hiçbir şeyim yok sana öyle gelmiştir ağlamadım, diyerek günlük işlerini yapmaya koyuldu. Zaten sessiz olan kişiliği iyice karanlık bir kuyuya girercesine daha da derine inmişti. Günler sonra bir akşam vakti amcası ve yengesi oturmaya gelmiştiler, gece ilerledikçe niyetleri de belli olmuştu. Ayşe'yi oğulları Ahmet'e istiyorlardı. Ayşe'nin dedesi Mustafa ve babası bu teklife sıcak bakmış olumlu konuşmuşlardı. Onlar gittikten sonra genç kızın eli ayağı sanki kesilmişçesine halsiz bitkindi ve titriyordu Ahmet ile evlenmek istemiyordu ondan tiksiniyor midesi bulanıyordu adeta lağım çukuru gibi görüyordu onu.
Başını yastığa koyduğunda başlıyordu Ayşe'nin dünyası orada özgürleşiyor bambaşka bir dünyaya geçiyordu genç kız. Ayşe orada lise öğrencisiydi okulda öğrenenlerinin sevdiği, arkadaşlarının olduğu, öğrenciydi Ayşe. o gün dil öğrenmeye karar verdi mutlu gülümseyen bir yüzle yüreğinde her ne kadar umutsuz acı kaplasa da hayalleriyle rüyaya dalıyordu genç kız.
O öyle bir güruh ki damardan yakaladın mı düşüncesizliğin ovalarında önüne gelen dolu başakları ezip geçerken, düşünebildiği sahibinin ona buyruğudur ama eğri ama doğru. Mehmet bey.
Sür güne en gülen sevdalarını tutar belki sam yeliyle dudağından akarken kalbinin odalarında, ya aklın..? fırtınalardan açılmış yolaklarında affedecek mi sürgün sevdayı?.
Küçük bir kasabada yaşıyordu Ayşe ve ailesi. Büyükanne ve büyükbaba iki erkek kardeşiyle birlikte Ataerkil bir ailenin tek kızıydı. Ayşe zekice bir kızdı her şeyi fark eden ama bir türlü konuşamayan, aynı zamanda içine kapanık bir kişiliğe sahipti. ağabeylerini çok sever zaman zaman da onları kıskanırdı. Mesela yemek yenileceği zaman Ayşe annesiyle birlikte masa hazırlar herkes masaya oturduktan sonra otururdu. masadan sürekli bir şeyler istenir ve sürekli kalkmak zorunda kalırdı. sanki evin diğer fertlerine hizmet etmek zorundaymış gibi. Böyle öğretmişti annesi Ayşe'ye: kız çocukları yemek yapar, ev işleri yapar, ev halkının ihtiyaçlarını karşılar. Evi çekip çeviren kadındır. koşulsuz şartsız evde her işi üstlenmek zorundadır. Büyüklerine cevap veremezsin çok ayıp! senden bir şey istendiğinde sakın ha "hayır" deme çok ayıp olur! hanım hanımcık ol kimseye saygısızlık etme. Sonra bize laf gelir aman ha! Ayşe hep itaat etmeyi öğrenir ailesinden. Ayşe hayaller kuruyor gene de.
" Hayallere dokunmaya kimin gücü yeter ?"
Günler böyle akıp geçerken Ayşe günden güne büyümekte serpilmektedir. iri siyah gözleri gece kadar güzel ama bir o kadar da karanlıktı. öğretmen olmaktı hayali, Binlerce kız çocuğu yetiştirecekti Ayşe.
Hayvanları vardı ve geçimlerinin büyük bir kısmını hayvancılıkla sağlıyorlardı. İnekleri, koyunları, tavukları onlarla akşamları Ayşe ilgilenir yemlerdi hayvanları. Bir gün yine bir akşam vakti hayvanlara yem vermek için ahıra gitti genç kız aniden kolunu sıkıca biri tuttu o korkuyla titreyerek kısık bir sesle korku nidası attı. Dönüp baktığında: hay Allah Ahmet abi sen miydin çok korktum diyerek amcasının oğluna biraz da sinirlenerek tekrar işini yapmaya koyuldu.
Ama Ahmet: Seni ben alacam kimseye yar etmem! Ayşe; Sen benim ağabeyim sayılırsın o ne biçim laf öyle Ahmet ; gözünü bile kırpmadan kızcağızı etkisiz hale getirip kötü ve çirkin emellerine Ayşe'yi kurban etmiş ve pişkin pişkin sanki hiçbir şey olmamış gibi oradan ayrıldı.
Zavallı kız ne yapacağını bilmiyor panik içinde ahırda bir sağa bir sola volta atıyor, adeta delirmiş gibi ne yapacağım ben şimdi? Allah'ım ben ne yapacağım diye adeta gök kubbeyle yer birleşmişte altında kalmışçasına azap çekiyordu. Annesinin sesi duyuldu kapının önünde, Ayşe gel artık ne yapıyorsun orada?
Zavallı kız zoraki seslendi annesine geliyorum, diyebildi ancak. Sanki büyük bir suç işlemiş, kirlenmiş gibi yüzü kızarıyordu kendini iğrenç hissediyordu...
sayfa 1
Yazan Ata kızı
"devam edecek"
Not: hikayedeki olaylar ve kişiler tamamen hayal ürünüdür.
Hayallere dokunmaya kimin gücü yeter* desem, kimlerin beyninde geçmişin fırtınaları kopup gelir bu güne? Ne hikayeler ne umutlar, yürekçe çağlar tıpkı şelaleler gibi. kim bilir
KARDELEN
Ayşe kendisini zar zor toparlayıp eve gitti ve hemen banyoya attı kendisini ağlaması hiç durmuyor suyla gözyaşı birbirine karışıyordu üzerine yapışan bu pisliği temizlemek istercesine vücudunu adeta derisini yüzercesine keseliyor keseliyordu. aklından geçenler onu mahvediyordu. sessiz ama gök kubbeyi yırtan vaveylasıyla çığlıklar fırtınalar kopuyordu içinde. Ona öğretilenlere bakılırsa artık başkasıyla evlenemezdi; "o pislikle de evlenmem" söylendi, buradan gitmek istiyorum diye düşünüyordu genç kız. içinde tarifsiz bir çaresizlik vardı aklı karmakarışıktı. annesinin sesiyle kendisine gelen Ayşe sessizce hayatına kaldığı yerden devam edecekti. Annesi Meryem hanım: kızım sana ne oluyor bir sürü işimiz var nedir bu halin sen ağladın mı? Ayşe kız haykırmak istedi o an başına gelenleri ama çok korkuyordu, utanıyordu. Nasıl anlatacaktı her türlü zararlı çıkacağının farkındaydı ve sustu...
Hiçbir şeyim yok sana öyle gelmiştir ağlamadım, diyerek günlük işlerini yapmaya koyuldu. Zaten sessiz olan kişiliği iyice karanlık bir kuyuya girercesine daha da derine inmişti. Günler sonra bir akşam vakti amcası ve yengesi oturmaya gelmiştiler, gece ilerledikçe niyetleri de belli olmuştu. Ayşe'yi oğulları Ahmet'e istiyorlardı.
Ayşe'nin dedesi Mustafa ve babası bu teklife sıcak bakmış olumlu konuşmuşlardı. Onlar gittikten sonra genç kızın eli ayağı sanki kesilmişçesine halsiz bitkindi ve titriyordu Ahmet ile evlenmek istemiyordu ondan tiksiniyor midesi bulanıyordu adeta lağım çukuru gibi görüyordu onu.
Başını yastığa koyduğunda başlıyordu Ayşe'nin dünyası orada özgürleşiyor bambaşka bir dünyaya geçiyordu genç kız. Ayşe orada lise öğrencisiydi okulda öğrenenlerinin sevdiği, arkadaşlarının olduğu, öğrenciydi Ayşe. o gün dil öğrenmeye karar verdi mutlu gülümseyen bir yüzle yüreğinde her ne kadar umutsuz acı kaplasa da hayalleriyle rüyaya dalıyordu genç kız.
" Hayallere dokunmaya kimin gücü yeter?"
sayfa 2
O öyle bir güruh ki damardan yakaladın mı düşüncesizliğin ovalarında önüne gelen dolu başakları ezip geçerken, düşünebildiği sahibinin ona buyruğudur ama eğri ama doğru.
Mehmet bey.
Sür güne en gülen sevdalarını tutar belki sam yeliyle dudağından akarken kalbinin odalarında, ya aklın..? fırtınalardan açılmış yolaklarında affedecek mi sürgün sevdayı?.
Ata kızı
Akşamdan şekere yatırdım ondandır.
Yüreğini gönder bana bir karanfil olsun yanında, içimi dökeceğim, açabil diye…
Ata kızı
"Herkesin istediği gibi yaşadığı uzak bir ülkenin özlemini duyuyorum."
"Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. "
"Hep geçer diyorlar ya Olric. Sence geçer mi?
Geçer elbet efendim; bazısı teğet geçer, bazısı deler geçer, bazısı deşer geçer, bazısı parçalar geçer. Ama mutlaka geçer."
"Seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırırdım."
"Çünkü sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek kadar kolay bir iş değildi."
"Oysa bizim bütün güzeIIiğimiz, yaşadıkIarımızIa düşündükIerimiz arasındaki acıkIı çeIişkinin yansımaIarından ibaretti."
"Hayatı daha ne kadar ıskalayacağız Olric? Oklarımız bitene kadar efendim."
O.A
Ne olacaktı gözlerine baksaydım sevecek miydin gök yüzümü?
Ata kızı
Siz bilmezsiniz albayım, insanlık tek başına kollarımda can verdi. Yanında kimseler yoktu.
O.A
KARDELEN
Küçük bir kasabada yaşıyordu Ayşe ve ailesi. Büyükanne ve büyükbaba iki erkek kardeşiyle birlikte Ataerkil bir ailenin tek kızıydı. Ayşe zekice bir kızdı her şeyi fark eden ama bir türlü konuşamayan, aynı zamanda içine kapanık bir kişiliğe sahipti. ağabeylerini çok sever zaman zaman da onları kıskanırdı. Mesela yemek yenileceği zaman Ayşe annesiyle birlikte masa hazırlar herkes masaya oturduktan sonra otururdu. masadan sürekli bir şeyler istenir ve sürekli kalkmak zorunda kalırdı. sanki evin diğer fertlerine hizmet etmek zorundaymış gibi. Böyle öğretmişti annesi Ayşe'ye: kız çocukları yemek yapar, ev işleri yapar, ev halkının ihtiyaçlarını karşılar. Evi çekip çeviren kadındır. koşulsuz şartsız evde her işi üstlenmek zorundadır. Büyüklerine cevap veremezsin çok ayıp! senden bir şey istendiğinde sakın ha "hayır" deme çok ayıp olur! hanım hanımcık ol kimseye saygısızlık etme. Sonra bize laf gelir aman ha! Ayşe hep itaat etmeyi öğrenir ailesinden. Ayşe hayaller kuruyor gene de.
" Hayallere dokunmaya kimin gücü yeter ?"
Günler böyle akıp geçerken Ayşe günden güne büyümekte serpilmektedir. iri siyah gözleri gece kadar güzel ama bir o kadar da karanlıktı. öğretmen olmaktı hayali, Binlerce kız çocuğu yetiştirecekti Ayşe.
Hayvanları vardı ve geçimlerinin büyük bir kısmını hayvancılıkla sağlıyorlardı. İnekleri, koyunları, tavukları onlarla akşamları Ayşe ilgilenir yemlerdi hayvanları. Bir gün yine bir akşam vakti hayvanlara yem vermek için ahıra gitti genç kız aniden kolunu sıkıca biri tuttu o korkuyla titreyerek kısık bir sesle korku nidası attı. Dönüp baktığında: hay Allah Ahmet abi sen miydin çok korktum diyerek amcasının oğluna biraz da sinirlenerek tekrar işini yapmaya koyuldu.
Ama Ahmet: Seni ben alacam kimseye yar etmem!
Ayşe; Sen benim ağabeyim sayılırsın o ne biçim laf öyle
Ahmet ; gözünü bile kırpmadan kızcağızı etkisiz hale getirip kötü ve çirkin emellerine Ayşe'yi kurban etmiş ve pişkin pişkin sanki hiçbir şey olmamış gibi oradan ayrıldı.
Zavallı kız ne yapacağını bilmiyor panik içinde ahırda bir sağa bir sola volta atıyor, adeta delirmiş gibi ne yapacağım ben şimdi? Allah'ım ben ne yapacağım diye adeta gök kubbeyle yer birleşmişte altında kalmışçasına azap çekiyordu. Annesinin sesi duyuldu kapının önünde,
Ayşe gel artık ne yapıyorsun orada?
Zavallı kız zoraki seslendi annesine geliyorum, diyebildi ancak. Sanki büyük bir suç işlemiş, kirlenmiş gibi yüzü kızarıyordu kendini iğrenç hissediyordu...
sayfa 1
Yazan Ata kızı
"devam edecek"
Not: hikayedeki olaylar ve kişiler tamamen hayal ürünüdür.