Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Mehmet Halil
Mehmet Halil

EĞER BİR YERDE KÜÇÜK İNSANLARIN BÜYÜK GÖLGELERİ OLUŞUYORSA, ORADA GÜNEŞ BATIYOR DEMEKTİR.

  • orhan pamuk31.12.2016 - 22:36

    Bütün yazılanları sabırla okudum. Sabırla diyorum çünkü eleştiri yok küfür var... Okuma alışkanlığı olmayan bir toplumda kelime haznesi de dar olur ve bu haznenin çoğu da küfürdür. Söyleyebileceği fazla bir şey olmayınca tek silahı küfür. Okumayan toplum, haliyle okuyandan çok biliyor ve çok kararlı oluyor. Çünkü güvendikleri güç odakları var. O odakların linç taburlarında gönüllü oluyorlar. Bu durumda saldıran küfür eden, taşlayan ne kadar çok olursa o insanın heykeli daha büyük olur, oluyor. Yani tarih onları layık olduğu yere oturtuyor. Çünkü söylenenler ve yazılanlar zamanla kendi doğruluğunu dayatıyor. Çoğunluk Orhan Pamuk'u Türkiye'ye layık görmüyor da, bu toplum Türkiye'ye layık mı onu sorgulayan hiç yok. Neden en az okuyan ülkeler arasındayız? Bunu bir sorgulayalım. Siyaset yapmayan bir aydın siyaset yapmayan bir yazar aranıyor... Sanki milliyetçilik yapmak siyaset değil ırkçılık siyaset değil... Siyasetsiz hayat var mı? Roman hayattan alınan bir parça değil mi? Kabul etmek gerekir. Orhan Pamuk var olanların en iyilerindendir. Dünyada Türkiye'nin yüzünü güldüren adamdır.

  • serbest kürsü28.07.2015 - 01:08

    Serbest kürsü mü? Nerede o? Milleti temsilen meclise gönderdiklerimiz, orada her şeyi tartışma yetkisine sahip olmalı... İşin esası bu. Peki serbestçe konuşabiliyorlar mı? Orada konuşulanlardan ötürü parti bile kapatılıyor. Serbest kürsü diyeceksin sonra yanda,, takibe uğrayacaksın uyarısı... Ağaları paşaları övmek serbest de, Hırsızlıklarına, talanlarına tecavüzlerine cinayetlerine değinmek haşa...

  • orhan pamuk02.11.2005 - 20:49

    Üzülmemek elde mi…

    İnsan kendini çok farklı zannediyor, başkalarını tanımadığı zaman. Ama tanıştıkça konuştukça hep aynı oyunları, aynı eğlenceleri duydukça, bir uçtan bir uca aynı ortak
    yaşamı paylaştığımızı öğreniyoruz. Öyle ya bir merkezden idare ediliyoruz.
    Bizim çocukluğumuzda, bugünkü kadar oyuncak yoktu. Tahtalardan kılıç yapar. Yeni
    fışkıran bitki filizlerini uçururduk heyecanla, o güzelim yeşil… al… mor… çiçeklerin
    boynu bükük kıvrılıp yere düşmelerinden zevk alırdık. Sapan yapar kuşların peşinde
    koşardık. Cıvıl cıvıl uçuşup ötüşen kuşlardan ne isterdik acaba..? Kendi aramızda yarış ederdik sen kaç tane vurdun.. ben bu kadar çok vurdum… Bir üstünlük payesi olurdu
    onlara verdiğimiz zarar. Bize yapma yazıktır diyen olmadı ki..
    Sevgi görmedik ki sevgi gösterelim. Hiç hakkımız olmadı ki… Başkalarının da hak-
    ları olabileceğini düşünelim. Bizimle paylaşan olmadı ki paylaşmanın ne olduğunu bi-
    lelim. Evde itilip kakıldık.. Okulda öğle… Şimdi sorulacak soru üvey evlatmıydı acaba olacak… Öylesine alışılmış ki geleneklerin, göreneklerin, törelerin baskısı o kadar doğal
    geliyor ki kimse onlardan rahatsızlık duymuyor. Tarih boyunca sıkı yönetim altında yaşamışık… Olağanüstü haller yaşanmış, yaşatılmış bizlere.. Öyle alışmışık ki hiç onları
    yadırgayan sorgulayan yok… Hala 12 Eylül faşizminin yasaları uygulanmakta … Kimse
    onları sorgulamıyor.. Ülke parça parça satılıyor… Övünülerek.. sorgulanmıyor.. eko-nomiyi siyaseti yabancılar yönetiyor yıllardır onların sorumluları aranmıyor..
    Cin peri hikayelerinden başka ne anlatıldı ki bize… Şimdi de değişen sadece araçlar.. yine şiddet, yine düşmanlık, yine korku… Bunlarla yaşayan insan ne kadar normal olabilir
    ki?
    ‘’ En çok korktuğum şey korkudur. Bütün belalardan daha belalı bir yanı vardır.’’ demiş
    filozoflar. Mallarını yitirmek, sürülmek köle olmak, terfi edememek, işten atılmak, dışlanmak, korkusuna kapılanlar; yemeden, içmeden, uykudan olur sürekli telaş içinde yaşarlar.
    Korku, ölümden daha yaman, daha amansız, daha dayanılmaz bir beladır.
    Korku ile sindirilerek yetişen bir toplum, korkmamak için sürekli arkasında güç arar…
    O gücü gördüğü zaman, korkusunu yenmek için, onun güdümünde bütün taşkınlığı yapar.
    Bu gün kültürel olarak gelişmemiş toplumlarda ‘’linç’’ olayları, toplu saldırılar bu piskolajinin sonucudur.
    Orhan Pamuk hakkında yazılanlar, pardon, yazılan pek bir şey yok, deşarj olmak için
    yapılan küfürler, hep bu kültürün mamulü… Saldıracak bir yer arayan topluma bir hedef göster yeter. Hak, hukuk denilmeden O.Pamuk hedef gösterilmiştir. Sürü zihniyetine sahip
    insanlar da işaret edilen yere saldırılarını yapıyorlar… Ne yapıyorum diye durup düşünmez.
    Neye karşı olduğunun farkında değiller. Sorduğun zaman, Sanatından siyasetinden
    eleştiri başlıyor.. iyi ama mutlaka benim gibi düşünüp, benim gibi yazması mı gerekiyor?
    Farklı bir biçimde araştırıp yazma hakkı yok mu? Neden bu hakkını teslim etmiyoruz.?
    Lafa gelince meydan okunuyor… Varsa ispat edecek konuşsun… Belgeler nerde…
    Ama biri çıkıp konuşunca gerçek yüzler ortaya çıkıyor… Orhan Pamuk işte bu gerçek yüzü
    Ortaya çıkardı. Başka bir şey yapmasa da bu bile yeterli… Meydan okuyanlar, düşünceye
    karşı şiddetle ortaya çıkıyor.
    İlk yazıları okurken kızıyordum.. Düşündükçe acımaya başladım. Kendi ezilmişliğinin farkında olmayanlardan ne beklenebilir ki.. Başkasını ezerek, kendi ezilmişliğinden kurtulabileceğini zanneden zavallı insanlar. Hiçbir zaman ekonomik ve politik olarak ezenlere, soru sorma cesaretini bile gösteremeyen zavallı insanlar. Biri bir yere bakarsa
    hepsi birden bakar.. Biri ezilen birinin üstünde ise hepsi de onun üstüne çıkar. Biri kaçarsa hepsi birden kaçar.. Güçten korkan teba olmaya alışık. Zayıfı yakaladığı zaman bütün zehirini kusarak rahatlamaya çalışır.. Yazık… Yazık…
    En büyük özelliğimiz düşünmemek… Düşünememek..