Şöyle yazdı kadın: İşe yarayacak bir şey yok sende Metruk bir yolsun sen Bir atın kuyruğuna bağlı bir sayı Soğuk bir kabir Ateşe terk edilmiş Kabuğu soyulmuş bir ağaç çölde İğnesi olmayan bir ip Çalanın ellerini kendine çeken yanan bir kapı
Güneşin selinden titreyen bir kuş Sessiz bir harf Bir güvercinin gerdanlığından yitirilen kitap Uzlette noktasını arayan yazı Bulutlarda yüzen çıplak bir dağ Bir kadının terk ettiği loş ayna Bir şarkıya ağıt Bir ipek sönmüş çınlaması
Sordum: Nereye götürecek beni kapalı kapı Bir omuz silkişiyle mi kurtulur adlar Noktasından kaçar mı virgül Veya iç çeker mi gökyüzü beynimin üzerinde.
Geri döneceğim tempoya Annemden miras aldığım sessizliğe Kendimi kurtaracağım seni görmekten Ruhumu alıkoyacağım konuşmaktan Adının Bir harfini.
Kalp gözünü insan ayarlayamaz. Kalbin nuru kalpte ki tecelli eden nur-u ilahi eğer hakikaten o kalbi sarmışsa insan zaten her şeyi daimi pozitif görmeye başlıyor. Tabi ki insanın bundan önceki devreleri vardır. Bu devrelerde de Kabs ve Bast denen iki hal zuhur eder. Kabs; insanı bazı hadiseler sıkar, Bast; genişletir. Allah’la beraber olmak genişletir, hadiselerin şekline takmak, takılmak sıkar. Bu ikisini yaşamadan insan daimi huzura erişemez. Herkesin hayatında bu devreler olur. “Her vücut bir kere cehenneme uğrayacaktır” sözünün bir hakikati de budur. Her vücut yaşadığı sürede çeşitli zamanlarda cehennemi tadar. Cehennem kelimesi Allah’tan uzak olmak anlamındadır. İnsan Allah’tan uzak olduğu devrelerde acı ve sıkıntıyı mutlaka hisseder. Ama mühim olan bunların uzun sürmemesi de hemen pozitif enerjiye dönüşmesidir. Eğer hiç bir şey hissedemez hale gelirseniz Allah’la olan ilişkinizi de hissedemezsiniz. Onun için insanın negatifi hissetmesi bile bir lütuftur.... Cemalnur Sargut // Aşktan Dinle
Kapatın gözlerinizi Ve karanlığı seyredin. İşte böyle bir gece. Mekke’de bir gece Yorgunluk havada Gariplik suda Simsiyah bir sessizlik Uyku bile uykuda. Kâbe’nin hatîm kısmında Yanı üzre yatan biri var Yıl hüzün yılı Ebu Talib yok Yıl hüzün yılı Vefakâr eş Haticetül kübrâ yok. Kâbe’nin hatîm kısmında Yanı üzre yatan biri var Teselli arayan kalp Hüzünle çarpan kalp O’nun kalbi. Ve ayak sesleri Yıldızlar ışıldıyor. Bu ayak sesleri göklerden Yol veriyor yıldızlar. Semâdan inenler var. İzin verseydi Allah Kâinat inerdi yere Çünkü kâbe’nin hatîm kısmında yatan Sultân-ı levlâk’tır. Habîb-i zîşândır o Nur-u hüda’dır. Merhamet ufkunun nazlı güneşi Kainatın biricik çiçeğidir o. İzin verseydi allah Âlemler inerdi yere Oysa emir yalnız cebrail’e Ve yalnız cebrail iner yere Kalk ya rasulallah Semada melekler seni bekler Taif’te taşlanan yüzüne hasret Alaya alınan sözüne hasret Seni bekler melekler. Yer yüzünde vefa yok mu? Seni teselli edecek birini mi arıyor kalbin. Sevdiklerin bir bir uçuyor mu elinden? Davetini hafife mı aldılar? Üzülme ve aç gözlerini Öteler bekliyor seni Bu gece kainat adını anacak, Aç gözlerini ki alemler nazarına kanacak. Burak, senin için uçacak. Aç gözlerini ya habiballah Bu gecenin adına isra diyecek allah. Ey yedi kat sema aç kapılarını, Ve haber ver hasretle bekleyen peygamberlere Deki hazreti Adem’e; Cennetin kapısına adı yazılan İsminin hatrına af istediğin Salih oğul geliyor. Söyle İsa’ya: Kuytu köşelerde Havarilerinle Allah’a sığınırken, Bir adım ötedeymiş gibi kokusunu aldığın Ve insanlığa gelişini müjdelediğin Ahmet geliyor. Yusuf’a, İdris’e, Harun’a söyle Musa’ya deki: Vasıflarına hayran olup da Ümmetinden olmak istediğin Salih kardeş geliyor. Müjde ver İbrahim Peygamber’e: Dua dua yalvarıp Gelmesini istediğin oğul geliyor Aç kapılarını ey yedi kat sema Bu gelen Muhammed Mustafa Cebrail yol gösterir Ve yürür sultanlar sultanı Bu nasıl bir yürüyüştür. Bu nasıl bir eda? İnci inci ter mübarek alınlarında Baştan ayağa edep var Attığı her adımda. Sultanım, Cennetler gösterilirken o gece Ümmetini hayal ettin mi cennette? Cehennemin alevleri selamlarken seni, Gözyaşlarını gördü mü Cebrail? Ümmetim dedin mi? Sen unutmazsın bizi bunda kuşku yok Tahiyyat duası haber verdi bize Sen bizi hiçbir yerde Hiçbir zaman unutmadın İnşallah biz de seni unutanlardan olmayız. Allah seni unutturmasın bize. Bir söz sultanının dediği gibi Eğer günahlarımızdan dolayı girersek cehenneme Ve Allah biran olsun açarsa ufkumuzu Talaal bedru aleyna diyeceğiz. Miraç gecesi Yürüdü rasulullah Cebrail önde Bir gece yürüyüşüyle Yürüdüler… Yükseldiler. Yükseldikçe yükseldiler. Cebrail durdu birden, Ya rasulallah, benimle buraya kadar. Efendimiz niçin diye sordu Burası sidre-i münteha’dır Bir adım daha atarsam, yanarım, kavrulurum. Allah rasulu, sordular: Nasıl gidilir sidre-i münteha’da? Cibril-i emin cevap verdi: Aşkla! Aşkla gidilir ya rasulallah Aşkla gidilir ya habiballah Aşkla gidilir ya nebiyyallah Yürü sultanım yol senindir! Aşk vadisinde mühür senin. Söz senindir hal senindir. Muhabbetin adı sensin. Varlıkların tadı sensin Yürü ve selamını ilet Gözü yaşlı ümmetinin Sensiz bunca yetimin İlet selamını Ahir zamanın ahını Yüceler yücesine ilet Sultanım Sen dönerken miraçtan İlahi hediyelerle Bizim için miraç olan Beş vakit namazla, Bakara suresinin son iki ayetiyle Ve şirke düşmeyenin affedilebileceği müjdesiyle Dönerken sen miraçtan Biz ahir zamandan Ebu Bekir edasıyla bakıyoruz sana “O söylediyse doğrudur” Rasulullah söylediyse doğrudur. Ve bir ayetin sıcaklğı sarıyor Kainatin kalbini: Her türlü noksanlıktan münezzeh olan allah Kulunu geceleyin mescid-i haram’dan alıp, Kendisine bir takım ayetler gösterelim diye Etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i aksa’ya götürdü. Çünkü, işiten ve bilen odur. Şimdi açın gözlerinizi Ve mîrâc’a hazırlanın
Odadaki nesnelerden biri 'bak insanoğlu, diyor, kendini yiyip bitirme öyle, insanın kendisi de dahil, fani olan hiç kimse, hiçbir şey bu kadar derin kazmaya gelmez, deliniverir.'
' Âlemde neyim var gözlerimden gayrı Her yolun, her menzilin sevdalısıyım. Bir kuş, bir bıçak, bir balık dipdiri Dünyanın sonundan yüzyıllar evvel Ben bir garip insan bıkmış, usanmış.
Varsın şarkısız kalsın ömrümce dudaklarım Suyunu hep aynı çeşmeden içecekse.. '
bir çırpıda okunan şiir yürek göçüdür bilene oysa beyhude kuru bir sancıdır gözyaşı doğuran yay gerilir oku yüreğe gark olur göz çukurunda demlenir hasbihal eder dille gönül ağıt olur parça parça yürek sökülür...
velhasıl...! bu son kelamdır beyhude çektiğim sancı yetişir ardımda kalan her şiir ruhumu üryan gezdirir... Mine KUL
BİR ŞARKIYA AĞIT
Şöyle yazdı kadın:
İşe yarayacak bir şey yok sende
Metruk bir yolsun sen
Bir atın kuyruğuna bağlı bir sayı
Soğuk bir kabir
Ateşe terk edilmiş
Kabuğu soyulmuş bir ağaç çölde
İğnesi olmayan bir ip
Çalanın ellerini kendine çeken yanan bir kapı
Güneşin selinden titreyen bir kuş
Sessiz bir harf
Bir güvercinin gerdanlığından yitirilen kitap
Uzlette noktasını arayan yazı
Bulutlarda yüzen çıplak bir dağ
Bir kadının terk ettiği loş ayna
Bir şarkıya ağıt
Bir ipek sönmüş çınlaması
Sordum:
Nereye götürecek beni kapalı kapı
Bir omuz silkişiyle mi kurtulur adlar
Noktasından kaçar mı virgül
Veya iç çeker mi gökyüzü beynimin üzerinde.
Geri döneceğim tempoya
Annemden miras aldığım sessizliğe
Kendimi kurtaracağım seni görmekten
Ruhumu alıkoyacağım konuşmaktan
Adının
Bir harfini.
Ahmed eş-Şehavi
İnce Saz // Bir Özlem Var İçimde
.Mabel Matiz // Geçti Dost Kervanı Eyleme Beni
Kalp gözünü insan ayarlayamaz. Kalbin nuru kalpte ki tecelli eden nur-u ilahi eğer hakikaten o kalbi sarmışsa insan zaten her şeyi daimi pozitif görmeye başlıyor. Tabi ki insanın bundan önceki devreleri vardır. Bu devrelerde de Kabs ve Bast denen iki hal zuhur eder. Kabs; insanı bazı hadiseler sıkar, Bast; genişletir. Allah’la beraber olmak genişletir, hadiselerin şekline takmak, takılmak sıkar. Bu ikisini yaşamadan insan daimi huzura erişemez. Herkesin hayatında bu devreler olur. “Her vücut bir kere cehenneme uğrayacaktır” sözünün bir hakikati de budur. Her vücut yaşadığı sürede çeşitli zamanlarda cehennemi tadar. Cehennem kelimesi Allah’tan uzak olmak anlamındadır. İnsan Allah’tan uzak olduğu devrelerde acı ve sıkıntıyı mutlaka hisseder. Ama mühim olan bunların uzun sürmemesi de hemen pozitif enerjiye dönüşmesidir. Eğer hiç bir şey hissedemez hale gelirseniz Allah’la olan ilişkinizi de hissedemezsiniz. Onun için insanın negatifi hissetmesi bile bir lütuftur.... Cemalnur Sargut // Aşktan Dinle
Ayşen Birgör // Canım Efendim
MİRAÇ...
Kapatın gözlerinizi
Ve karanlığı seyredin.
İşte böyle bir gece.
Mekke’de bir gece
Yorgunluk havada
Gariplik suda
Simsiyah bir sessizlik
Uyku bile uykuda.
Kâbe’nin hatîm kısmında
Yanı üzre yatan biri var
Yıl hüzün yılı
Ebu Talib yok
Yıl hüzün yılı
Vefakâr eş
Haticetül kübrâ yok.
Kâbe’nin hatîm kısmında
Yanı üzre yatan biri var
Teselli arayan kalp
Hüzünle çarpan kalp
O’nun kalbi.
Ve ayak sesleri
Yıldızlar ışıldıyor.
Bu ayak sesleri göklerden
Yol veriyor yıldızlar.
Semâdan inenler var.
İzin verseydi Allah
Kâinat inerdi yere
Çünkü kâbe’nin hatîm kısmında yatan
Sultân-ı levlâk’tır.
Habîb-i zîşândır o
Nur-u hüda’dır.
Merhamet ufkunun nazlı güneşi
Kainatın biricik çiçeğidir o.
İzin verseydi allah
Âlemler inerdi yere
Oysa emir yalnız cebrail’e
Ve yalnız cebrail iner yere
Kalk ya rasulallah
Semada melekler seni bekler
Taif’te taşlanan yüzüne hasret
Alaya alınan sözüne hasret
Seni bekler melekler.
Yer yüzünde vefa yok mu?
Seni teselli edecek birini mi arıyor kalbin.
Sevdiklerin bir bir uçuyor mu elinden?
Davetini hafife mı aldılar?
Üzülme ve aç gözlerini
Öteler bekliyor seni
Bu gece kainat adını anacak,
Aç gözlerini ki alemler nazarına kanacak.
Burak, senin için uçacak.
Aç gözlerini ya habiballah
Bu gecenin adına isra diyecek allah.
Ey yedi kat sema aç kapılarını,
Ve haber ver hasretle bekleyen peygamberlere
Deki hazreti Adem’e;
Cennetin kapısına adı yazılan
İsminin hatrına af istediğin
Salih oğul geliyor.
Söyle İsa’ya:
Kuytu köşelerde
Havarilerinle Allah’a sığınırken,
Bir adım ötedeymiş gibi kokusunu aldığın
Ve insanlığa gelişini müjdelediğin
Ahmet geliyor.
Yusuf’a, İdris’e, Harun’a söyle
Musa’ya deki:
Vasıflarına hayran olup da
Ümmetinden olmak istediğin
Salih kardeş geliyor.
Müjde ver İbrahim Peygamber’e:
Dua dua yalvarıp
Gelmesini istediğin oğul geliyor
Aç kapılarını ey yedi kat sema
Bu gelen Muhammed Mustafa
Cebrail yol gösterir
Ve yürür sultanlar sultanı
Bu nasıl bir yürüyüştür.
Bu nasıl bir eda?
İnci inci ter mübarek alınlarında
Baştan ayağa edep var
Attığı her adımda.
Sultanım,
Cennetler gösterilirken o gece
Ümmetini hayal ettin mi cennette?
Cehennemin alevleri selamlarken seni,
Gözyaşlarını gördü mü Cebrail?
Ümmetim dedin mi?
Sen unutmazsın bizi bunda kuşku yok
Tahiyyat duası haber verdi bize
Sen bizi hiçbir yerde
Hiçbir zaman unutmadın
İnşallah biz de seni unutanlardan olmayız.
Allah seni unutturmasın bize.
Bir söz sultanının dediği gibi
Eğer günahlarımızdan dolayı girersek cehenneme
Ve Allah biran olsun açarsa ufkumuzu
Talaal bedru aleyna diyeceğiz.
Miraç gecesi
Yürüdü rasulullah
Cebrail önde
Bir gece yürüyüşüyle
Yürüdüler… Yükseldiler.
Yükseldikçe yükseldiler.
Cebrail durdu birden,
Ya rasulallah, benimle buraya kadar.
Efendimiz niçin diye sordu
Burası sidre-i münteha’dır
Bir adım daha atarsam, yanarım, kavrulurum.
Allah rasulu, sordular:
Nasıl gidilir sidre-i münteha’da?
Cibril-i emin cevap verdi:
Aşkla!
Aşkla gidilir ya rasulallah
Aşkla gidilir ya habiballah
Aşkla gidilir ya nebiyyallah
Yürü sultanım yol senindir!
Aşk vadisinde mühür senin.
Söz senindir hal senindir.
Muhabbetin adı sensin.
Varlıkların tadı sensin
Yürü ve selamını ilet
Gözü yaşlı ümmetinin
Sensiz bunca yetimin
İlet selamını
Ahir zamanın ahını
Yüceler yücesine ilet
Sultanım
Sen dönerken miraçtan
İlahi hediyelerle
Bizim için miraç olan
Beş vakit namazla,
Bakara suresinin son iki ayetiyle
Ve şirke düşmeyenin affedilebileceği müjdesiyle
Dönerken sen miraçtan
Biz ahir zamandan
Ebu Bekir edasıyla bakıyoruz sana
“O söylediyse doğrudur”
Rasulullah söylediyse doğrudur.
Ve bir ayetin sıcaklğı sarıyor
Kainatin kalbini:
Her türlü noksanlıktan münezzeh olan allah
Kulunu geceleyin mescid-i haram’dan alıp,
Kendisine bir takım ayetler gösterelim diye
Etrafını mübarek kıldığımız
Mescid-i aksa’ya götürdü.
Çünkü, işiten ve bilen odur.
Şimdi açın gözlerinizi
Ve mîrâc’a hazırlanın
Dursun Ali Erzincanlı
Tez elden değişse de dünyamız,
Bulutlar gibi,
Her olgunlaşan
Düşer en eskinin kucağına.
Bu dur durak bilmez değişmede,
Daha öteye daha özgüre,
Süregider eski şarkın,
Tanrı'nın çalgısı ile.
Bilinmedi çekilenler,
Kavranılmadı sevgiler,
Ölümün bizden alıp götürdüklerinden
Arta kalan yalnızca şarkısıdır.
Rilke
Odadaki nesnelerden biri
'bak insanoğlu, diyor,
kendini yiyip bitirme öyle,
insanın kendisi de dahil,
fani olan hiç kimse, hiçbir şey
bu kadar derin kazmaya gelmez,
deliniverir.'
Cahit Koytak
' Âlemde neyim var gözlerimden gayrı
Her yolun, her menzilin sevdalısıyım.
Bir kuş, bir bıçak, bir balık dipdiri
Dünyanın sonundan yüzyıllar evvel
Ben bir garip insan bıkmış, usanmış.
Varsın şarkısız kalsın ömrümce dudaklarım
Suyunu hep aynı çeşmeden içecekse.. '
Turgut Uyar
HASBİHAL...
bir çırpıda okunan şiir yürek göçüdür bilene
oysa beyhude kuru bir sancıdır gözyaşı doğuran
yay gerilir oku yüreğe gark olur
göz çukurunda demlenir
hasbihal eder dille gönül
ağıt olur parça parça yürek sökülür...
velhasıl...!
bu son kelamdır
beyhude çektiğim sancı yetişir
ardımda kalan her şiir ruhumu üryan gezdirir... Mine KUL