Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Selin Sonsuz
Selin Sonsuz

PRİMUM NON NOCERE....

  • soysuz07.06.2005 - 01:26

    Anlamını tahayyül edemediğim küfürlü sözcükler grubundan bir üye daha..

  • densiz07.06.2005 - 01:24

    kıbrısta yaramazlık yapan çocuklar böyle çağrılır kötü niyet gözetmeksizin.

  • ilk öpücük07.06.2005 - 01:23

    Cem Şancı'dan okumak lazım..
    Onun ilk okuduğum kitabıydı.

  • parfüm08.05.2005 - 19:56

    Erkekte Avon'dan OUMO..

  • parfüm08.05.2005 - 19:54

    Naomi Champbell....numero uno..

  • doktorlar08.05.2005 - 19:10

    doktora tezini vermiş ve doktorasını bitirmiş her kişi doktordur..
    tıp doktoru olmak şart değildir...

  • hayat07.05.2005 - 21:09

    Durumu en iyi anlatan cümle Nietzsche'nindir:

    ^^Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar^^

  • ankara07.05.2005 - 21:05

    Sisli bir Ankara sabahıydı…
    Genç kadın derin ve sıcak(!) bir nefes alıp kapının önünde bir an duraksadı…nedense siyah kürklü yakalı paltosunun üst düğmesini iliklemezdi hiç…sıkıntıya girmeyi sevmezdi balıkçı yaka kazakları çok sevmesine rağmen…
    ^^Hava ayaz mı ayaz ellerim ceplerimde^^….şarkısını düşündü birden..Ankaranın insanın içine işleyen ayazı ona hep bu şarkıyı hatırlatırdı neşeyle bazen…ama şimdi…
    Neşesi yoktu…

    Kararlı bir şekilde elleri boğazındaki son düğmeyi buldu…ve ilikledi…Yapması gereken o kadar şey arasında zaten çekmekte olduğu burnunun başına iş açıp akciğerlere inen bir enfeksiyona yol açmasına izin veremezdi…
    Herkesi düşündüğü için…kendini de düşündüğünden değil…üşütmemeliydi artık…doktorlar hasta olmazlardı…

    Hastanenin merdivenlerini inerken bir kez daha bu şehri hiç sevmediğini düşündü…sisli şehri…Yıldızların binalar arasına gizlendiği ve en açık havalarda bile seçilemediği için hiç alışamayacaktı buraya…
    Mavi düşler ülkesine, engin denizlere ve altın kumsallara sevdalıydı o çünkü…

    Alışılagelmişlerin içinde…hatta belki alışılagelmişi yapan…ama farklı duyumsayacağı bir şeydi onun aradığı…ve bulamadığı…
    Yalnızdı…

    Bu mahkumiyeti kendi istemiş ve yaratmıştı…
    Çünkü ^^huzur^^ için her şeye değerdi…ve hatta belki de yalnız olmaya bile…

    Merdivenleri hızlı adımları inerken yerlerin ıslak olduğunu fark etti…demek ki yağmur yağmıştı…veya kar yağmış…sabaha karşı erimişti.…ne fark ederdi ki…

    Soluduğu buz kokulu hava akciğerlerinden çok…yüreğine işliyordu sanki…oysa az önce kısa kollu lacivert formasıyla geziniyordu içeride…hayat ne kadar tezatlarla doluydu…içeride yaz havası…dışarıda ise kara kış hakimdi…

    Ürkek adımlarla küçük su göletlerinin üzerinden akrobasik hareketlerle sıçrayarak arabaya ulaşmaya çalıştı…ne kadar sıkılırdı arabayı ısıtma işleminden…sabırsızlığının getirdiği negatiflikle birkaç gaz darbesinden sonra inadına yenilerek çalıştırır…sonra da tam sarı ışıkta gaz debriyaj ayarını yapamadığından dolayı sönen arabayı arkadan gelen boru seslerine aldırmadan umarsızca yeniden çalıştırırdı…soğukkanlı kullanırdı galeyana gelmeyi sevmediği için…çok şükür 11 yıllık şoförlüğü boyunca da büyük çapta bir kaza atlatmamıştı…

    Tek başına kahvaltı yapacaktı bu sabah gene..cıvıl cıvıl olabilme ihtimali yüksek olan sıcak yuvalı evleri düşündü…Baba baş köşede oturur bir yandan çayını yudumlayıp omletini ve sosisleri atıştırırken gazetesinin yapraklarını çeviriyordu belki yan evlerden birinde..Anne kendine has dişi kuş havasıyla çocuklarına yiyecek servisi yapıp kahvaltının kusursuz olmasıyla meşgulken..çocuklar da cıvıldaşıyorlardı kimbilir televizyondaki çizgi filme kaçamak bakışlar fırlatarak…

    Belki anne kahvaltının üzerine şöyle kısık ateşte pişmiş bir türk kahvesi pişirecek…yanında bir bardak suyla tepsiye koyup…eşinin yanına oturup.. bir eline kahvesini diğer elineyse gazeteyi alacaktı birazdan…

    Marketin önünde sağa çekip bir ekmek ve bir gazete aldı…
    Tevekkülle evin kapısının anahtarını çevirirken yine aynı sözleri düşündü…Whitney Houston özetlemişti onun yerine hislerini…

    ^^Each day, each day I play the role
    Her gün...her gün..

    of someone, always in control,
    Her zaman kontrollü olan birinin rolünü oynadım

    but at nights, I come home and turn the key.
    Ama geceleri eve geldiğim ve anahtarı çevirdiğim zaman

    There's nobody there, no one cares for me,
    Orada kimse yok...kimse benimle ilgilenmiyor..

    What's the sense, of trying hard to find your dreams
    Peki...zorla hayallerini bulmaya çalışmanın anlamı ne?

    without someone to share it with.
    Eğer bunları paylaşabileceğin birisi yoksa

    Tell me what does it mean.
    Söyle bana...ne anlamı var? ^^
    ………………………………………..

    Genç kadın derin bir iç çekerek anahtarı çevirip evin içine girdi…..
    Kendine kısık ateşte bir türk kahvesi pişirdi...
    Minik üzerinde kıbrıs hatırası yazan tepsisine yerleştirdi dikkatlice...yanında bir bardak suyla...
    En güzel kahve fincanını seçerdi hep..
    Misafirler için saklamayı sevmezdi birşeyleri...
    12 parça yemek setini bile ikinci gün gündeliğe ayırmıştı...
    Bu dünyada ben zaten misafirken...neden saklayayım ki diye düşünürdü çünkü...
    Keyif yapmaksaydı gaye..
    Yapmalıydı....
    Küçük tepsisiyle bilgisayar odasına doğru yürüdü..
    Masaya kahvesini yerleştirdi...
    Bilgisayarı açtı…
    Ve yazmaya başladı...

    ^^Sisli ve yalnız bir Ankara sabahıydı....^^

    Eternalflame/14 Aralık 2003

  • doktorlar07.05.2005 - 20:54

    Bir doktor….nasıl yetişir?

    Doktor olabilmek için öncelikle yurdum koşullarında ÖSS-ÖYS bariyerini başarıyla aşmak (ki bu başka bir tartışma konusudur) ve 6 yıllık tıp eğitimi almaya hak kazanmak gerekir….

    Altı yıllık tıp eğitimini fire vermeden bitirmek….(nasıl yaptım bilmiyorum! ! ! !) …çoğu arkadaşımıza nasip olmamakta ve büyük bir miktar öğrenci tıp fakültesini staj uzatma(birkaç ay) dan tutun….birkaç yıla kadar uzatabilmektedir ki…bu,ders koşullarının yata yata geçmeye imkan tanımadığı bir ortama sahip olduğunun göstergesidir…Neden böyledir? ? …çünkü uğraşacağınız şey insan hayatı gibi mukaddes bir nesnedir…..

    Diyelim ki hasbelkader tıp fakültesini bitirmek ve Hipokrat yemini edip kepleri havaya fırlatmak nasip oldu….İş ne yazık ki burada bitmemektedir…Bu aşamada aldığınız isim Pratisyen Hekimdir…Çalışacağınız kurum birinci basamak sağlık hizmeti veren bir kurumdur…verdiğiniz emeğe karşılık alacağınız maddi ve manevi doyum maalesef ki oldukça sınırlıdır…

    Tam bu aşamada ortaya başka bir tartışma konusu çıkmaktadır ki en az ÖSS-ÖYS kadar önemli olmakla birlikte hiçbir zaman gereken öneme haiz olamamış bir meseledir…TUS…Yani diğer bir deyişle…Tıpta Uzmanlık Sınavı…Bu sınavı mezun olan hekimlerimizin sadece %10u geçebilmekte ve bir devlet veya üniversite hastanesinde yani 2. ve 3. basamakta çalışma hakkı edinmekte ve nispeten madden ve manen daha doyurucu bir mesleğe sahip olmaktadır….

    TUS sınavı 6 ayda bir yani yılda iki kez ve sadece merkez Ankara’da yapılmakta TUS’u kazanamama kronik bir sürece(yıllarca TUSa giren ve her defasında kazanamayan kişiler bilirim) ve depresyona neden olmakta ve hasbelkader bu sınavı verdiğinizi varsayalım….

    İhtisas süresi geçen yıla kadar….4 yıl iken….artık 5 yıla uzatılmıştır ki…kazanılmış hak olduğu için eskiler bundan yararlanmış ancak ihtisasa yeni başlayan asistan arkadaşlar altı yıllık(!) eğitim sonrasında 5 yılı daha göze alarak bu işleme başlamaktadır….Vaktinde fire vermeden bitirdiğinizi varsayarsak…11 yıl sonra millete bir uzman hekim(dal belirtmiyorum çünkü beyin cerrahisi vb. branşların ihtisas süresi 7 yıldır-13 yılda uzmanlaşır) …katılmış oluyor…

    Ben şahsen çocuğum olsaydı.. doktor olmasındansa…bu süreyi üniversiteyi bitirdikten sonra master veya doktora yaparak(eğer istiyorsa) …ve öğretim üyeliğine kadar yükselerek değerlendirmesini tercih ederim….veya…bir üniversite 4 yıl ise…11 yılda 1 yıl da uzatarak 2.5 tane farklı üniversite de bitirebilir…süre çok uzun bir zaman dilimini kapsamaktadır….
    Doktorların fedakarlığı ve meslekin vicdani sorumluluğu burada başlamaktadır….

    Peki Türkiye’de mevcut hekim sayısı 80,000 civarındayken…ve her 750 hastaya bir tek doktor (pratisyen veya uzman ayırt etmeksizin) düşerken….verilebilecek sağlık hizmeti ne kadar iyi olur…? ...bu da tartışmalı bir ayrı konudur…

    Bir de….Şu an bir pratisyen hekim 800 milyon civarında bir para alıyorsa ve bir hemşire….500 milyon civarında alıyorsa…bu şahıslar…ek mesailerden ve kurumsal nöbetlerden yaşamı idame ettirecek gelir elde edemiyorlarsa ve bu nedenle de insanca yaşayabilmek için ek iş imkanları arama yoluna gitmek zorundalığı yaşıyorlarsa….söylenecek bütün sözler tükenmiş demektir…

    İnanın ki benim ventilatöre bağlı ve yoğun bakımda olan bir hastanın veya bir bebeğin başında hemşirem ve tüm sağlık personelimle beraber….(çünkü sağlık hizmeti bir ekip işini gerektirmektedir) ..sadece saatler değil.... günlerce uykusuz ve bir an ayrılmadan bekleyişimin....ve emeğimin …vicdanı sorumluluğu dışında....ve hastamın iyileştiğinde gözlerinde gördüğüm pırıltı....annesinde gördüğüm mutluluk…. ve yüreğimde duyduğum hazzın....trilyonlarla ödenebilecek bir karşılığı yoktur.....

    Herkese ruhsal,bedensel ve sosyal tam bir sağlık hali diliyorum…

    Sevgilerimle ve saygılarımla…

    Eternalflame/ Dr. Selin

  • ayrılık şarkıları07.05.2005 - 19:57

    biliyorum ayıracak bu son mektup ikimizi
    bu son mektup koparacak
    yıllar süren sevgimizi
    bitsin artık bütün herşey
    bunu senden bekliyorum
    son mektubu yazarken ben
    saadetler diliyorum...