Yokluğuna bir türlü alışamadım.
Bildiğin sanki o ses son nefes,
Nasıl da dökülüyor ağıt dilimden,
Yüreğim boş bir kafes.
Bir türlü susmuyor içim,
Yalnızlığa alışırım da, ıssızlığa asla.
Bir pencere önünde oturup yutacak dalgalar gibi,
Boşlukta yankılanır çocukluğum.
Ceplerimde solmuş bir günbatımı saklı,
Beynimi kemirircesine hep aynı nağmeyi mırıldanır,
Bir ses bekler derinlerden…
Bir çay koyuyorum akşamları,
İki bardak... Alışkanlık işte.
Biri hep yarım kalıyor.
Biri hep soğuyor her seferinde.
Radyoda eski bir türkü başlar sonra,
Ay tutulur, kandilde ışık titrer,
Bir çığlık kurtulur dilden amansız.
Sokağa sızan mum içime siner,
Süzülür çizgiler yüzde amansız.
Hıçkırıklar boğar sesi sinsice,
Gençlik, kucağında söner;
Bin bir acıyı dindirir bir sesleniş.
Yıllar, yaprak yaprak dökülür;
İlk kadınla bir kaşıktadır diriliş.
Bir tınıyla gün doğar göz bebeğime,
Ana yüreği sedir,
Sevgisi bir panzehir.
Aç da olsa, açık da,
Yoksul gönlü zengindir.
Kahrını çeker sessiz,
Baharı hiç yaşamadım,
Hiç yağmurlarıma ışık düşmedi.
Hangisi düş, hangisi gerçek?
Gözyaşlarıma kim dokundu, sildi?
Bilmezdim hatıraların ağırlığını,
Şakaklarımı dövüyor,
Boyası dökük tahta penceresi.
Nefes alırken ciğerlerimi yakıyor,
Islık çalan rüzgârın sesi.
Kalp atışlarını duyabiliyorum,
Güneşin yüzü bile soğuk Ankara’da bugün;
Sanki bu şehirde her şey o yaman ölüm rengi.
Hayat alabildiğine donuk, hayat bayat;
Bir adım ötesi artık, o incecik beyaz çizgi.
Ay gelmez oldu pencereme, sular çekildi...
Hangi kelime anlatır,
Bir nefesin yürekte bıraktığı yükü,
Sessiz bir çığlık gibi,
Gözlerden dökülmeyen yaşları?
Hangi yol var,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!