Sensiz akan bir ırmağım geceden,
Dönüşü olmayan yola kırgınım.
Ağır geliyor mutluluk öteden,
Araya giren yıllara kırgınım.
Zaten iyi değilim çok zamandır,
Gündelik telaşlar arasında,
Zaman yitip gider dünümden.
Her Allah’ın günü bir düğüm boğazımda,
Günler aylara bağlanır, sen habersizken.
Alıp götürür seni bilmediğin yerlere,
Bahtımı üfledi o ince, o hilekâr rüzgâr;
Pastırma yazlarının o meşhur aldanışıyla...
Erken indi ömrüme akşam karanlığı;
Belli belirsiz, o darmadağın duygularla.
Kayalar sarp ve amansız, yolcu bin yıllık yorgun;
Ne zaman bir sokakta adımlarını duysam,
Kaldırımlar çatırdar, taşlar incinirdi.
Bir gölge düşerdi pencereme ansızın,
O gölge seninle, hayalinle demlenirdi.
Denizler taşardı iliklerime,
Sözlerimi baştan sona işitin,
Tarihin Altay Dağları’ndan geldim.
Fütuhat duygusu şanlı Türklerin,
Eyer, gem ve üzengi delisiyim.
At üzerinde devlet kuran çılgın,
Sonsuzluğa uzanan dakikaların içinde,
Hayatın derinliklerine atıldı düşler.
Derin bir hüzne battı o sözlerin,
Eski bir taş gibi, daha da dibe çeker.
Bir anlık yaşamda, bin yıllık pişmanlık...
Dizime kapanmaz yaralar açtın,
Belim dertten doğrulmaz, kömür gözlüm.
Sana hasret, sana vurgun bıraktın,
İki yalnız damlayla, kömür gözlüm.
Bu ayrılık bağrımda ateş oldu;
Karanlıklar, güneşli günler içinde,
Son kırıntılar… belki de son gün.
Kapkara bulutlar çökmüş üzerimize,
Dışımız, içimize sürgün.
Her gün biraz daha kan…
Çoktan unuttu, gözbebeklerim gülmeyi;
Damarlarımdaki zehrini içime gömdüm.
Yüreğimde hareketlenir bir alev parçası,
Bir düşün içinde derin sessizliğe büründüm.
O an, kalbime dokunur sesin, soluğum kesilir;
Gözlerim derin kuyulara düşmüş,
Son dünya gemisinden gidiyorum.
Duvarda demir çaresiz çürümüş,
Kum denizinden susuz gidiyorum.
Düğüm düğüm içim, kor ateşlerde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!