Her şeyi baştan yaşamayı ne çok isterdim!
Bıraktığın yerden patikadan aynı şekilde,
Cehennem olsan gelen yol yakınken,
Cihan yıkılsın, mahşer kopsun yüreğimde.
Yalnızca kendi gerçeklerimiz varmışçasına,
Gün geçmiş ve kurumuş yapraklarda,
Gökyüzünün rengi solmuş dağlarda.
Bir kuşun sesi örter her yarada,
O, düş kurduğum yürekte ağlıyor.
Küçük, kasvetli şehir her satırda...
Yol da benim, yolcu da;
Kendinden kaçar mı insan hiç?
Hiçbir yol ulaşmıyor sana;
Ayrılığın resmi hariç.
Bu uzun yol, candan canana,
Hatıran ağlattı bu gece de;
Ah, benim gamlı geçmişim.
Solumun sesleri karıştı birbirine;
Hayattan kaçış mevsimindeyim.
Trenler geçiyor gözlerimden,
Karanlık çöktü üstüme,
Yollar uzun ve sessiz,
Yıldızlar kadar,
Yapayalnız ve kimsesiz.
Öylece dalmışım,
Yol yorgunuyum, hayaller yarım,
Hayat kısa, dar ruhum bezmiş.
Gönül bağım kavruluyor yine,
Kentler beton mezarlıklara terkedilmiş.
Kaç kilometre kaldı mutluluğa?
İçimde dinmeyen bir yorgunluk var,
Yüreğimin tam da ortasında.
Sol tarafımın içi yanıyor;
Kanatıyor acılarımı, ekim sonu, kasım başında.
Derin bir iç çekiş,
Bu hayatın çilesini çekmekten,
Şu omzumda taşımaktan yorgunum.
Dertleri, kederleri yüklenmekten,
Tekrarlanan yalanlardan yorgunum.
Kalbim yorgun, dizimde takatim yok,
Aşk denilen ne biçim bir illettir bu;
Garipliğimin içine geldi, düştü güzün.
Gidip gidip gelen ömür hikâyemde,
Göçebe kalbimde dolaşan bir hüzün.
Beterin beteri var dedikleri;
Nah şuramda öyle bir eksiklik var,
Karşıki dağlara yıldızım düştü.
Of etsem toz duman olur acılar,
Yalnızlık birkaç damla yaşla düştü.
Yakıldı talihten yana umutlar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!